PİRHA-15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile 150 bini aşkın kamu emekçisi ihraç edildi, çok sayıda televizyon, radyo ve gazete kapatıldı. KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, KHK sürecinde yaşanan hak ihlallerini, 10 yıllık hukuk mücadelesini ve 17-18 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirecekleri eylemi PİRHA’ya değerlendirdi.
15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. OHAL sürecinde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile 150 bini aşkın kamu emekçisi ihraç edilirken, çok sayıda televizyon, radyo ve gazete kapatıldı.Hak ihlallerinin incelenmesi amacıyla kurulan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun verdiği ret kararlarına ilişkin yargı süreçleri ise devam ediyor.KHK ile ihraç edilen KESK üyesi yaklaşık 5 bin kamu emekçisinin 2 bini aşkını geçen 10 yılda görevine dönerken, 2 binin üzerinde kamu emekçisinin hukuki süreci sürüyor.
KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, 10 yıldır devam eden KHK sürecini PİRHA’ya değerlendirdi.
“10 YILIN SONUNDA İHRAÇ EDİLENLERİN ANCAK YARISI GÖREVİNE DÖNEBİLDİ”
15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. Geçen 10 yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ahmet Karagöz: Ülkemiz ve bu ülkenin emekçileri çok karanlık süreçlerden geçti. 15 Temmuz 2016, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık günlerinden biridir.İnsanlara savunma hakkı dahi verilmeden OHAL’in ilanıyla birlikte yayımlanan OHAL kararnameleriyle kamu çalışanları listeler halinde ihraç edildi. Aradan 10 yıl geçmesine rağmen KESK’li arkadaşlarımız hala neden ihraç edildiğimizi bilmiyor.Kanun Hükmünde Kararnamelerle KESK’ten ihraç edilen üye sayımız toplam 4 bin 259. Şu ana kadar KESK’in yürüttüğü hukuksal mücadelenin sonucunda 2 bin 76 arkadaşımız göreve iade edildi. Hala 2 bin 180 arkadaşımız ise ihraç durumda. Yani KESK’teki ihraçların 10. yılın sonunda ancak yüzde 50’si görevine dönebildi.Şöyle ifade edeyim; ihraç edilenler neden ihraç edildiğini bilmiyor. İhraç edilmeyen KESK üyeleri ise neden ihraç edilmediklerini bilmiyor. İhraç edilip göreve dönen arkadaşlarımız da neden göreve iade edildiklerini bilmiyor. Böyle bir tezat var.
“30 ARKADAŞIMIZ YAŞAMINI YİTİRDİKTEN SONRA GÖREVE İADE EDİLDİ”
Meselenin daha iyi anlaşılması için birkaç örnek vermek istiyorum.Çok hazindir ki 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edilen çok sayıda kamu çalışanı yaşamını yitirdi. KESK’e bağlı sendikaların ihraç edilen üyeleri arasında da 30’un üzerinde arkadaşımız yaşamını yitirdi.Arkadaşlarımız yaşarken ne OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu ne de mahkemeler hiçbir arkadaşımızı göreve iade etmedi. Ancak bu 30 arkadaşımız yaşamını yitirdikten çok kısa bir süre sonra bütün özlük haklarıyla görevlerine iade edildiler. Bu içimizi acıtan bir şey. Bunu söylerken bile tüylerim diken diken oluyor.
Bir başka örnek vereyim.
İki kardeş ihraç ediliyor. Birinin ihraç gerekçesi diğerinin kardeşi olması. Deniliyor ki kardeşim terörist. Tırnak içinde söylüyorum; “terörist” dedikleri üyemiz göreve iade ediliyor. Kardeşiyle iltisaklı olduğu söylenen, kan bağı bulunan diğer arkadaşımız ise hala ihraç durumda. Böyle çok sayıda çelişki var.
Son bir örnek daha vereyim.
Hiç evlenmemiş bir arkadaşımızın ihraç gerekçesi, “Sen çocuğunu FETÖ okullarına gönderdin” oldu. Evlenmeyen bir insanın çocuğu da olmaz. Arkadaşımızın evli olmadığını, çocuğu bulunmadığını ve dolayısıyla herhangi bir FETÖ okuluna çocuk göndermediğini ispatlaması tam 5 yıl sürdü. Böyle garabet bir süreçten geçiyoruz.
“NATO BİR SAVAŞ ÖRGÜTÜDÜR”
Gerçekten son dönemde ülkede yaşananların hepsini biliyoruz. Askeri darbeleri ve darbe girişimlerini çok yaşadık. Ancak özellikle NATO Zirvesi öncesinde 1 Haziran’dan 7-8 Temmuz’a kadar Ankara’da adeta sıkıyönetim koşulları uygulandı. OHAL koşulları vardı.İnsanların demokratik tepkilerini ve taleplerini kamuoyuyla paylaşmalarına izin verilmedi. Önce gazla müdahale edildi, ardından ters kelepçe uygulandı, insanlar darbedildi ve gözaltına alındı. NATO üyesi ülkelerin temsilcileri ülkeden ayrıldıktan sonra ise tamamı serbest bırakıldı.NATO’nun biz emekçiler açısından duruşu açıktır. NATO bir savaş örgütüdür.Sonuçlarını da en çok kendi ülkemizde yaşadık. Maraş, Sivas ve Çorum katliamlarının arkasında NATO vardır. 1980’li ve 1990’lı yıllardaki faili meçhul cinayetlerde çok sayıda KESK üyemiz yaşamını yitirdi. O faili meçhul cinayetlerin arkasında da NATO vardır. Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, Balkanlar’dan Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada NATO’nun kurulmasının ardından yaşanan savaşların, katliamların, darbelerin ve işgallerin arkasında da NATO vardır.Dolayısıyla bir kez daha söylüyoruz; NATO bir savaş örgütüdür. Türkiye’deki ABD ve NATO üsleri kapatılmalı, Türkiye NATO’dan çıkmalıdır.
“BARIŞI SAVUNDUĞUMUZ İÇİN İHRAÇ EDİLDİK”
Bunları neden söylüyoruz?Çünkü biz KESK’li arkadaşlar savaşa karşı barışı, ölümlere karşı yaşamı savunduğumuz için; kamusal hizmetlerin ana dilinde verilmesini talep ettiğimiz için; kamusal, bilimsel, laik ve ana dilde eğitim hakkını savunduğumuz için; devlet kurumlarındaki yozlaşmayı ve çürümeyi teşhir ettiğimiz için; toplumsal ve sınıfsal eşitsizlikleri kamuoyunun gündemine taşıdığımız için ihraç edildik. Bildiğiniz üzere ülkede ciddi bir toplumsal ve sınıfsal eşitsizlik var. Fiziksel ve psikolojik şiddet almış başını gidiyor. Emek düşmanı politikalar hız kesmeden devam ediyor. Gençlerde ciddi bir belirsizlik ve geleceksizlik hâkim. Yani ülkeyi ancak OHAL ve sıkıyönetim koşullarında yönetebildikleri bir dönemden geçiyoruz.Dolayısıyla aradan 10 yıl geçmesine rağmen, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerle ihraç edilen çok sayıdaki üyemizin ancak yarısı görevine iade edilmiş durumda.
Şimdi darbe girişimini hatırlarsanız, o dönem başbakanı “Allah’ın bize sunduğu bir lütuf” olarak gördü. Evet, birileri için lütuftur. Birileri için oyları arttı ama biz emekçiler için yoksulluk, sefalet ve mağduriyete neden oldu.Dolayısıyla diyoruz ki; aradan bakın 10 yıl geçmiş. 10 yıldır biz bu mücadelenin peşini bırakmadık, bırakmayacağız da. Diğer konfederasyonların da çok sayıda üyesi ve yöneticisi ihraç edildi. Onların da çok gündemlerinde değil. Ama ben KESK Eş Genel Başkanı olarak, aynı zamanda 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 29 Ekim 2016 tarihinde ihraç edildim. KESK bütün ihraçlarına sahip çıktı. Bugün KESK’e üye sendikaların genel başkanları, eş genel başkanları, MYK üyeleri arasında çok sayıda ihraç arkadaşımız temsil ediliyor.
Bir iki örnek vermek istiyorum.
Haber-Sen Genel Başkanı Mesut Balcı ihraç bir arkadaşımız. SES Sendikamızın Genel Başkanı Mehmet Siddik Akan arkadaşımız ihraç. KESK Eş Genel Başkanı olarak ben Ahmet Karagöz de ihraç edildim.
“ÖRGÜTLÜ DAYANIŞMAYLA BUGÜNLERE GELDİK”
Bu kadar kamu çalışanı ihraç ediliyor denildiğinde dönemin Adalet Bakanlığı’na, “Bunlar ne yiyip ne içecek?” diye sorulduğunda “Ağaç kökü yesinler” demişlerdi, hatırlarsınız. Evet, biz ağaç kökü değil; dayanışmayla, kendi aramızdaki örgütlü dayanışmayla bugünlere geldik. Hiçbir şekilde de biat etmedik, boyun eğmedik. Hep üreten olduk. Kendimizi geliştiren bir yerde durduk. Çok sayıda arkadaşımız tarımla, hayvancılıkla ve ticaretle uğraşıyor. Arkadaşlarımızın önemli bir bölümü sürekli okuyup yazıyor. Çok sayıda yazarımız, şairimiz ve sanatçımız bu dönemde ortaya çıktı. Yine farklı siyasi partilerde bugün Kanun Hükmünde Kararnamelerle ihraç edilmiş 15 milletvekili bizi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil ediyor. Dolayısıyla biz üreten bir yerde durduk. Örgütümüz, ailelerimiz ve yoldaşlarımız bugüne kadar bu 10 yıllık süre içerisinde her türlü dayanışmayı gösterdiler.Ben kendi adıma söyleyeyim; ihraç olduğumu hatırlayacak dahi bir zamanım olmadı. Biz aktif bir müdahale süreci içerisindeyiz. O gün ihraç gerekçelerimiz bugün için de geçerli. Asla bir pişmanlık duymuyoruz. Biz o gün ne ifade ettiysek bugün de aynı şeylerin hayata geçirilmesi için mücadelemizi yürütüyoruz.
Ne demiştik?
Yaşasın halkların kardeşliği.
“KÜRT MESELESİNİN BARIŞA EVRİLMESİ İÇİN TUTUMUMUZ AÇIK VE NET”
Bu ülkede 40 yıldır, 50 yıldır süren bir Kürt sorunu ya da Kürt meselesi var. Kürt sorununun barışa evrilmesi noktasında biz örgüt olarak bir tutum sergiliyoruz. Tutumumuz açık ve nettir.Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan komisyona KESK’in 70 sayfalık raporunu da sunduk. Orada da bizatihi, açıkça söyledik. Savaşın olduğu yerde açlık vardır. Yaşamın olduğu yerde ise emekçilerin sofrasındaki ekmek sayısının dilim dilim arttığını herkes görecektir. Dolayısıyla bu sorunun barışa evrilmesini ve somut adımlar atılmasını istiyoruz. Zaten yargıdaki dosyalarımıza şöyle baktığımızda, ihraç gerekçelerimizin büyük bir bölümünü Kürt meselesine getirip bağlıyorlar. Bu mesele çözüldüğünde bizim sorunumuzun da çözüleceğine inanan ve bunu düşünen arkadaşlardan biriyim.
“24 SAATLİK ADALET NÖBETİ GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”
17-18 Temmuz’da eylem kararı aldınız. Yıl dönümü aslında 10. yılı. Çeşitli KHK’lerle ihraç edilmişler olarak Ankara’da eylem gerçekleştireceksiniz. Aslında ihraç edildiğiniz ilk günden itibaren de KESK bunların kaldırılması için yoğun bir mücadele etti. KESK bu konuda diğer sendikalardan farklı olarak KHK’lerin kaldırılmasına dönük en fazla mücadele eden kurum. Bu eylemi nasıl planladınız? Buna dair neler söylemek istersiniz?
Ahmet Karagöz: Birileri için biraz önce ifade ettiğim gibi Allah’ın lütfu olarak görülen bir şey, bizler için öğrencilerimizden, işimizden koparıldığımız, bize zulmedildiği gün olarak hafızalarımıza kazındı. Evet, 17 Temmuz saat 15.30’da Adalet Bakanlığı’nın önünde Ankara’daki emek ve meslek örgütleriyle, demokrasi güçleriyle birlikte kitlesel bir basın açıklaması yapmayı arzuluyoruz. Bu temelde de iki gündür Ankara’daki hem siyasi partilerle hem meslek örgütleriyle hem demokratik örgütlerle hem de basınla yoğun bir temasımız olduğunu belirteyim. Tabii ki basın açıklamasından hemen sonra 24 saat sürecek olan bir oturma eylemi gerçekleştireceğiz.O oturma eylemi esnasında siyasi partiler, emek ve meslek örgütleri, demokratik örgütler bizzat oturma eylemimizi ziyaret ederek süreç dahilinde duygu ve düşüncelerini ifade etmeye çalışacaklar.Bu anlamıyla Türkiye’nin dört bir yanında Kanun Hükmünde Kararnamelerle ihraç edilmiş arkadaşlarımız bu işin öznesi olacaklar.Ama tabii ki bu sorun sadece ihraç edilen arkadaşlarımızın sorunu değil.Örgütlü her bireyin bir sorunu olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda biz demokrasi talep ediyoruz. Adalet talep ediyoruz. İnsan hak ve özgürlüklerini talep ediyoruz.Evet, bugün ihraç edilen bizleriz. Yarın bu sorunu önleyecek tedbirler alınmadığında kişiler değişebilir. Dolayısıyla ben bunun toplumda geniş bir yankı oluşturacağını, OHAL KHK’lerinin yeniden tartışılacağını düşünüyorum.Biraz önce sizler de ifade ettiniz. OHAL kaldırıldıysa OHAL’in bütün sonuçlarıyla birlikte kaldırılması gerekir. Ancak ülkemizde OHAL yok ama OHAL’in bütün koşulları mevcut. Yaptırımlar hala uygulanıyor.İktidar her sıkıştığında yayımladığı bir kararnameyle OHAL koşullarını tekrar toplumun önüne rahatlıkla koyabiliyor.Biz sadece ülkedeki emek ve meslek örgütleriyle, demokratik kitle örgütleriyle ve siyasi partilerle bir diplomasi süreci yürütmüyoruz.Aynı zamanda üyesi olduğumuz Dünya Sendikalar Konfederasyonu ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) üzerinden de sürekli bir basınç oluşturuyoruz.Onlar da iktidarın, ülkede yaşanan bu antidemokratik uygulamaları biliyor.Oralardan doğru da sürekli iktidar üzerinde bir basınç var.Yaklaşık 3 ay kadar önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile yaptığımız bir görüşmede konfederasyon olarak yine bu sorunu onlara ilettik.Bu sorunun merciinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu söylediler. Ancak tek adam rejiminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de karşılığının kalmadığını bizler görüyoruz.
“SON ARKADAŞIMIZ GÖREVE İADE EDİLİNCEYE KADAR MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Umuyorum ve diliyorum ki yürüttüğümüz bu mücadelenin neticesinde bütün KESK üyesi arkadaşlarımız ekonomik, özlük, demokratik, siyasal ve sosyal bütün haklarıyla görevlerine iade edilir ve son arkadaşımız göreve iade edilinceye kadar da bu mücadelemizi sürdüreceğiz.Dava süreçleri ile ilgili kısaca bilgi vermek istiyorum.Birinci basamakta hiçbir dosyamız kalmadı. İstinafta, Bölge İdare Mahkemelerinde sınırlı sayıda üyemizin dosyası kaldı.Dosyalar ağırlıklı olarak şu an Danıştay’da ve Anayasa Mahkemesi’nde.Anayasa Mahkemesi’nin; gerçekten ölümü değil yaşamı savunmanın, savaşı değil barışı savunmanın suç olmadığını ifade ve düşünce hürriyeti kapsamında değerlendirip süreci kolaylaştıracağını düşünüyorum.En azından öyle olmasını arzu ettiğimi belirtmek istiyorum.
“BU SADECE KHK’LİLERİN DEĞİL, BÜTÜN TOPLUMUN SORUNU”
Çağrınız ne peki? Hem 10. yıla dair çağrınız hem de eyleme dair çağrınız ne? Toplumdan ne bekliyorsunuz? Ne istiyorsunuz? Ne talep ediyorsunuz?
Ahmet Karagöz: Evet, bu işin öznesi elbette Kanun Hükmünde Kararnamelerle ihraç edilen arkadaşlar.Biraz önce aslında ifade ettim. Biz bu ülkenin demokratikleşmesini talep ediyor ve arzu ediyoruz.Bakın, 31 Mart genel yönetim seçimlerinden hemen sonra Kürt illerindeki seçilmiş, halkın çok büyük teveccühü ile seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyumlar atandı.19 Mart süreciyle birlikte İstanbul gibi büyük bir metropol kentin belediye başkanının 30 yıllık diploması önce iptal edildi. Sonra tutuklandı, içeri atıldı.Ardından çok sayıda belediye başkanı bugün ya tutuklu ya da görevlerinden alınıyor.En sonunda Türkiye’nin sanırım üçüncü büyük ilçesi olan Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner de gözaltına alındı.Şimdi seçme ve seçilme hakkımıza sahip çıkmak zorundayız. Hukuka sahip çıkmak zorundayız. Adalete sahip çıkmak zorundayız.Bunu sadece Kanun Hükmünde Kararnamelerle ihraç edilen arkadaşlarımızın sorunu olarak görmüyoruz.Sözlerimizi kurarken, cümlelerimizi kurarken ülkede emekçilerin, işçilerin ve emeklilerin yaşadığı sıkıntılar mutlaka gündemimizde oluyor.Biz “Göreve dönelim de geride ne olursa olsun” şeklinde bir yaklaşım içerisinde asla bugüne kadar olmadık.Böyle bir yaklaşım sergilemiş olsaydık eminim iktidar hepimizi çoktan görevimize iade etmiş olurdu.
“HER TÜRLÜ DARBEYE VE DARBE GİRİŞİMİNE KARŞIYIZ”
KESK’in tutumu nettir. Her türlü darbeye ve darbe girişimlerine karşı tutum alan, mücadele yürüten bir örgüttür.Ama getirip 15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerle ilan edilen OHAL’in; bu ülkenin solcularına, sosyalistlerine, Kürtlerine ve Alevilerine karşı kullanıldığını gördük.Sadece bedel ödeyen bizler olmadık. Çok sayıda televizyonumuz, gazetemiz, kurumumuz da kapatıldı, el konuldu.Mal varlıklarına çöküldü.Bu bütün süreçleri yakından takip ediyoruz.Temel amacımız OHAL sürecinde yaratılan bütün hukuksuzlukların ortadan kaldırılmasıdır.Bu anlamıyla çağrımız; evet, biz konfederasyon olarak ihraç edilen kamu emekçilerinin görevlerine iade edilmesi noktasında bir çağrı yapıyoruz. Ancak bu çağrı bütün Türkiye halklarına yaptığımız bir çağrıdır.Bu ülkede bir şekilde mağduriyet yaşamış bütün çevrelere verilen bir mesajdır.Ben son dönemde kitleler halinde atılan bir slogan var ya, onu hatırlatmak istiyorum:
“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.”
Gerçekten kurtuluş yok tek başına.Eğer ciddi bir kurtuluş arıyorsak bu süreçleri birlikte yürütmemiz gerekir.
Dolayısıyla bütün solcu, sosyalist, emekçi, işçi ve emekli arkadaşlarıma çağrımdır:17 Temmuz’da saat 15.30’da Adalet Bakanlığı önünde yapacağımız açıklamaya ve ardından 24 saat sürecek olan adalet nöbetine bütün arkadaşlarımızı, yoldaşlarımızı, başta da KESK üye ve yöneticilerini davet ettiğimi belirtmek istiyorum.
Diren KESER/ANKARA
Yoruma kapalı.