PİRHA- İzmir’de düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin ve Toplumun Demokratik Dönüşümü” konferansının ikinci oturumunda yerel demokrasi, kent hafızası ve toplumsal mücadeleler ele alınıyor. Hukukçu Arif Ali Cangı, çevre hakkı ile demokratikleşme arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, Aliağa ve Bergama’daki ekoloji mücadelelerinin toplumsal katılım açısından önemli deneyimler olduğunu söyledi.
Sosyoloji Dükkanı Derneği, İzmir Barış Forumu, Gençlik Örgütleri Forumu (GOFOR) ve 27 çağrıcının düzenlediği konferans, İzmir Barosu’nda devam ediyor.
“Demokratik Dönüşümde Yerelin Gücü: Kentler, Hafıza ve Yeni Toplumsallıklar” başlıklı ikinci oturumda, merkeziyetçilik karşısında yerel demokrasi, kent hafızası, toplumsal hareketler ve demokratik katılım tartışılıyor.
CANGI: EKOLOJİ MÜCADELESİ DEMOKRATİKLEŞMENİN BİR ALANI
Hukukçu Arif Ali Cangı, çevre hakkının korunması ile demokratikleşme arasında doğrudan bağ bulunduğunu belirterek, demokratik bir toplumda kararların merkezi yönetim yerine halkın ve yerel mekanizmaların katılımıyla alınması gerektiğini söyledi. Bilgi edinme, halkın katılımı ve adalete erişimin hem çevre hakkının hem de demokrasinin temel unsurları olduğunu ifade etti.
Aliağa’da termik santrallere ve Bergama Ovacık Altın Madeni’ne karşı yürütülen mücadeleleri örnek gösteren Cangı, geçmişte geniş toplumsal katılımla bazı projelerin geri çekilebildiğini, bugün ise yargı kararlarına rağmen faaliyetlerin sürdürülebildiğine dikkat çekti. Cangı, bunu karar mekanizmalarının merkezileşmesi ve yerelin yetkisinin daralması üzerinden değerlendirdi.
Bergama mücadelesinde kadınların rolüne de dikkat çeken Cangı, hareketin yalnızca çevre mücadelesi olmadığını, siyaseti, hukuku ve toplumsal yaşamı etkileyen önemli bir deneyim olduğunu vurguladı.
ÖZEN: YEREL MÜCADELELER DEMOKRATİK KAPASİTE ÜRETİYOR
Sosyolog Hayriye Özen, Türkiye’de özellikle 2000’li yıllardan itibaren yerel ekoloji mücadelelerinin yaygınlaştığını belirterek, bir araştırmaya göre 1984-2002 yılları arasında 18 olan yerel ekoloji mücadelesi sayısının 2002-2022 döneminde 145’e yükseldiğini aktardı. Özen, bu artışın hem ekolojik yıkımın ülke geneline yayıldığını hem de mevcut siyasal kanalların yerel taleplere kapalı olduğunu gösterdiğini söyledi.
Çevre projelerine karşı çıkan yurttaşların zamanla “Bu kararı kim verdi?”, “Ben niye bu kararın içinde yokum?”, “Bana niye sorulmadı?” sorularını sormaya başladığını belirten Özen, “Bu soruları sordukça demokrasinin alanına geliyorlar. Bu mücadeleler sadece ekoloji mücadeleleri değil, aynı zamanda demokrasi mücadeleleri” dedi.
Merkezde alınan kararların büyük ölçüde şirketlerin ve sermayenin talepleri doğrultusunda şekillendiğini ifade eden Özen, yerel halkın bilgi ve deneyiminin ise çoğu zaman değersizleştirildiğine dikkat çekti. Ekolojik mücadelelerin insanların kendi deneyimlerinden ürettikleri bilginin de dikkate alınmasını talep etmelerini sağladığını söyleyen Özen, “Kendisini siyasal bir aktör olarak görmeyen kesimler, bu mücadelelerle birlikte siyasal aktörlere dönüşüyor” diye konuştu.
Yerelin homojen olmadığına, kendi içinde eşitsizlikler ve çatışmalar barındırdığına da işaret eden Özen, ekolojik yıkımdan özellikle kadınların ve küçük çiftçilerin daha ağır etkilendiğini belirtti. Küçük çiftçiler açısından toprağın zarar görmesinin yalnızca ekonomik kayıp değil, geçim kaynağının ve yaşam biçiminin kaybı anlamına geldiğini ifade eden Özen, toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle kadınların ekolojik yıkım karşısında daha da kırılgan hale geldiğini söyledi.
TOPAÇ: ÇOĞUNLUĞUN DEĞİL, ÇOĞULCU DEMOKRASİNİN PEŞİNDE OLMALIYIZ
İzmir Kent Konseyi Başkanı Özgür Topaç, demokrasinin yalnızca seçim dönemlerinde sandığa indirgenemeyeceğini belirterek, seçilenlerin kararları kimlerle ve hangi bilgilerle aldığı, toplumu süreçlere ne ölçüde dahil ettiği ve hesap verip vermediğinin sürekli sorgulanması gerektiğini söyledi.
Türkiye’de çoğulcu demokrasi yerine giderek çoğunlukçu bir demokrasi anlayışının hakim olduğunu ifade eden Topaç, ekonomik, toplumsal, kültürel, siyasal ve hukuki baskıların bu durumu daha da güçlendirdiğini belirtti. Topaç, “Bizim istediğimiz demokrasi; farklı düşüncelerin eşit şekilde kendini ifade etmesi, farklılıkların birlikte yaşaması, eleştirilerin hoş görülmesi ve ortak karar alma süreçlerinin genişletilmesi olmalıydı” dedi.
Türkiye’nin büyük ölçüde bir kent toplumuna dönüştüğüne de dikkat çeken Topaç, doğal kaynakların sınırlılığı nedeniyle sürdürülebilir yaşam ve çevre hakkının giderek daha önemli hale geldiğini söyledi. Yerel halkın karar süreçlerine doğrudan katılması gerektiğini vurgulayan Topaç, “Yaşanan yerin sorununu en iyi bilen, o yerde yaşayan kişidir. Doğrudan onları yönetime dahil etmek zorundayız” diye konuştu.
ULUSOY: İZMİR’İN ÇOĞULCU HAFIZASI UNUTULMAMALI
Tarihçi Talat Ulusoy, İzmir’in geçmişte farklı toplumsal ve inançsal kesimlerin birlikte yaşadığı, ekonomik ve toplumsal yaşamda etkin olduğu çoğulcu yapısına dikkat çekti. Kentin tarihinin yalnızca bugünden değil, geçmişteki çok kültürlü yapısı ve yerel yönetim deneyimleri üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Ulusoy, 1884 doğumlu İzmirli düşünür ve gazeteci Baha Tevfik’i örnek göstererek, onun milliyetçilik ve medeniyet tartışmalarına ilişkin görüşlerini hatırlattı. Baha Tevfik’in 1913 yılında kaleme aldığı bir yazıdan, “Adınızı Mehmet’ten Gökalp’e, Ahmet’ten Turan’a çevirmekle adam olmayız. Bu millileşmek çok yanlıştır. Hedefimiz medenileşmek olmalıdır” sözlerini aktaran Ulusoy, bu düşüncelerin aradan geçen yüzyılı aşkın süreye rağmen güncelliğini koruduğunu ifade etti.
İzmir’in geçmişte Müslüman ve Müslüman olmayan toplulukların ekonomik ve kamusal yaşamda birlikte yer aldığı bir kent olduğunu anlatan Ulusoy, kentin sanayi, belediyecilik ve yerel özerklik tarihinin de bugünkü demokratikleşme tartışmaları açısından yeniden hatırlanması gerektiğini vurguladı.
Ulusoy’un konuşmasının ardından “Demokratik Dönüşümde Yerelin Gücü: Kentler, Hafıza ve Yeni Toplumsallıklar” başlıklı ikinci oturum sona erdi.
Konferans, “İkinci Yüzyılın Özneleri: Gençlik, Demokrasi ve Yeni Yaşam Arayışları” başlıklı üçüncü oturumla devam edecek. Can Ercebe’nin moderatörlüğündeki oturumda Doruk Karaman, Hasan Oğuzhan Aytaç, Jiyan Andiç, Nehir Bilece ve Rojda Berent gençlerin cumhuriyet deneyimi, güvencesizlik, eşitsizlik, özgürlük ve demokratik dönüşümde gençliğin rolünü tartışacak.
PİRHA/İZMİR
Yoruma kapalı.