PİRHA- İzmir’de düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin ve Toplumun Demokratik Dönüşümü” konferansının üçüncü oturumunda gençlerin siyasal ve toplumsal yaşama katılımı, eşitsizlik, güvencesizlik, kimlik ve barış ele alındı. Gençlerin yalnızca “geleceğin taşıyıcıları” olarak görülmesine itiraz edilen oturumda, Kürt ve LGBTİ+ gençlerin karşılaştığı eşitsizliklere dikkat çekilerek, gençlerin demokratik dönüşüm ve barış sürecinin doğrudan öznesi olması gerektiği vurgulandı.
Sosyoloji Dükkanı Derneği, İzmir Barış Forumu, Gençlik Örgütleri Forumu (GOFOR) ve 27 çağrıcının düzenlediği “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin ve Toplumun Demokratik Dönüşümü” konferansının üçüncü oturumu İzmir Barosu’nda gerçekleştirildi.
Can Ercebe’nin moderatörlüğünde yapılan “İkinci Yüzyılın Özneleri: Gençlik, Demokrasi ve Yeni Yaşam Arayışları” başlıklı oturumda Özgürlük İçin Hukukçular Derneği’nden Nehir Bilece, Gençlik Örgütleri Forumu’ndan Hasan Oğuzhan Aytaç, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi’nden Jiyan Andiç ve Barış için LGBTİ+ İnisiyatifi’nden Rojda Berent konuştu. Gençlerin ekonomik ve siyasal koşullarının yanı sıra siyasete katılım, Kürt gençlerin ve LGBTİ+’ların yaşadığı eşitsizlikler ile gençlerin barış ve demokratik dönüşüm süreçlerindeki rolü değerlendirildi.
BİLECE: GENÇLER BUGÜNÜN SİYASAL VE TOPLUMSAL ÖZNELERİ
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği’nden Nehir Bilece, gençlerin yalnızca geleceğin yurttaşları olarak tanımlanmasına itiraz ederek, gençlerin bugün eğitimden barınmaya, işsizlikten ifade özgürlüğüne kadar pek çok sorunla karşı karşıya olduğunu söyledi. Türkiye’de genç olmanın en belirleyici deneyimlerinden birinin “belirsizlik” olduğunu belirten Bilece, ekonomik, siyasal ve toplumsal koşulların gençlerin geleceklerini öngörmelerini zorlaştırdığını ifade etti.
Gençliğin homojen bir toplumsal kesim olmadığının altını çizen Bilece; sınıfsal konum, cinsiyet, kimlik ve yaşanılan yere göre gençlerin karşılaştıkları eşitsizliklerin farklılaştığını belirtti. Kürt gençlerinin anadil ve kimlik alanında yaşadığı sorunlara da dikkat çeken Bilece, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yüzyılında tekçi ve merkeziyetçi anlayışın dil ve kültürlerin inkârına, eşitsizliklere ve otoriter uygulamalara yol açtığını ifade etti.
Gençlerin hak taleplerinin baskıyla karşılandığını söyleyen Bilece, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin rektör atamalarına karşı protestolarını ve kayyım uygulamalarına karşı Kürt illerinde yapılan eylemleri örnek göstererek, gençlerin gözaltı, tutuklama ve kolluk şiddetiyle karşı karşıya kaldığını belirtti.
AYTAÇ: GENÇLER KENDİ ALANLARINI KENDİLERİ AÇACAK
Gençlik Örgütleri Forumu’ndan Hasan Oğuzhan Aytaç, gençlerin siyasette kendilerine alan açılmasını bekleyen bir konumda görülmesine itiraz ederek, mevcut siyasal yapıların iktidarı gençlerle paylaşmadığını söyledi. Siyasi partilerde kadın ve gençlik kolları bulunurken “yetişkin erkek kolları” bulunmadığına dikkat çeken Aytaç, bu yapılanmanın dahi siyasette gençlere ve kadınlara biçilen konumu gösterdiğini ifade etti.
12 Eylül’ün gençlere bıraktığı mirasa da değinen Aytaç, Anayasa’nın 58’inci maddesi üzerinden gençlerin siyasal özne olmaktan çok korunması ve biçimlendirilmesi gereken bir kesim olarak ele alındığını belirtti. Gençlerin geçmiş kuşakların bıraktıklarıyla yüzleştiğini söyleyen Aytaç, “Gezi Parkı, 19 Mart ise bizim sınavlarımız. Bizden sonraki jenerasyon ne diyecek, onu hep göreceğiz” dedi.
Gençlerin barış ve demokratik çözüm tartışmalarının dışında bırakılamayacağını vurgulayan Aytaç, temsil ettiği kurumun Meclis’te yürütülen komisyon sürecinde gençlik oturumu yapılması için ısrarcı olduğunu aktardı. Barışın yalnızca desteklenip desteklenmeyecek bir süreç olarak ele alınmasını eleştiren Aytaç, sivil toplumun ve gençlerin süreci etkileyebilecek kendi siyasal sözünü üretmesi gerektiğini belirtti.
ANDİÇ: KÜRTLER EŞİT SİYASAL ÖZNE OLARAK GÖRÜLMÜYOR
Hakikat Adalet Hafıza Merkezi’nden Jiyan Andiç, gençlerin protesto alanlarındaki deneyimlerine ilişkin yaptığı saha araştırmasının bulgularını paylaştı. Farklı yaş, siyasi görüş ve toplumsal kesimlerden katılımcılarla görüşmeler yaptığını belirten Andiç, protestolarda kimlik, aidiyet, polis şiddeti ve ayrımcı söylemlerin nasıl anlamlandırıldığını incelediğini söyledi.
Araştırmada özellikle Kürtlere yönelik yaklaşımın dikkat çekici olduğunu ifade eden Andiç, katılımcıların Kürtleri kendi içinde farklılıklar taşıyan çoğul bir topluluk yerine benzer biçimde davranması ve ortak siyasal tutum alması beklenen bir grup olarak değerlendirdiğini belirtti. Andiç, “Kürtlerin eşit siyasal özne olarak görülmediğini, ne zaman, kime ve ne kadar destek verdiklerinin Türk muhalefeti tarafından sürekli olarak değerlendirildiğini” söyledi.
Katılımcıların Türkiye’de Kürtler, Aleviler, LGBTİ+’lar, işçiler ve gayrimüslimler dahil birçok kesimin adaletsizliğe uğradığını ifade ettiğini aktaran Andiç, buna karşın protesto alanlarındaki Kürt karşıtı ve ayrımcı söylemlere ilişkin farkındalığın aynı düzeyde olmadığını kaydetti. Ayrımcı söylemlerin çoğunlukla muhalefet alanının genel bir sorunu olarak değil, belirli aşırı sağcı gruplara ait bir tutum olarak değerlendirildiğine dikkat çekti.
BERENT: BARIŞ BİZİM İÇİN YALNIZCA ÇATIŞMANIN SONA ERMESİ DEĞİL
Barış için LGBTİ+ İnisiyatifi’nden Rojda Berent, gençlerin ve LGBTİ+’ların barış tartışmalarında siyasal özne olarak yer alması gerektiğini belirtti. LGBTİ+’lar açısından barışın yalnızca silahlı çatışmanın sona ermesi anlamına gelmediğini söyleyen Berent, “Barış bizim için yalnızca çatışmanın sona ermesi değil; nasıl yaşayacağımıza, hangi bedende olacağımıza ve nasıl bir yaşam biçimi sürdüreceğimize dair önemli bir mesele” dedi.
Genç LGBTİ+’ların ekonomik güvencesizlik, yoksulluk ve gelecek kaygısının yanı sıra kimliklerini gizlemek zorunda kalma, nefret söylemi ve şiddet gibi sorunlarla karşılaştığını ifade eden Berent, LGBTİ+’ların giderek toplumsal bir “tehdit” gibi gösterildiğine dikkat çekti. Devletin bireyin kimliği, bedeni ve yaşam biçimi üzerindeki müdahalesinin demokrasi meselesi olduğunu vurguladı.
Kürt, kadın ve eşcinsel kimliğiyle kendi yaşamından da örnekler veren Berent, çocukluk ve gençlik yıllarında çatışmaların gündelik hayat üzerindeki etkilerine tanıklık ettiğini anlattı. Savaşın yalnızca can kayıplarından ibaret olmadığını belirten Berent, eğitimden kentteki hareket alanlarına ve insanların yaşadıkları yerle kurdukları ilişkiye kadar hayatın bütününü etkilediğini söyledi. Berent, çatışmaların sona ermesinin tek başına barış anlamına gelip gelmediğinin de sorgulanması gerektiğini belirterek, savaş ortamının militarizmi ve erkekliği güçlendirdiğine, bunun LGBTİ+’ların yaşamını daha da zorlaştırdığına dikkat çekti.
Oturum, konuşmacıların sunumlarının ardından soru-cevap bölümüyle sona erdi.
PİRHA/İZMİR
Yoruma kapalı.