PİRHA- 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçti. Yüz binlerce insanın gözaltına alındığı, işkence, idam, sürgün ve yasaklarla toplumsal muhalefetin bastırıldığı darbe, Aleviler açısından siyasal baskının yanı sıra inanç ve kimlik alanında da uzun yıllara yayılan sonuçlar doğurdu. Türk-İslam sentezinin devlet politikalarında güç kazanması, zorunlu din derslerinin 1982 Anayasası’yla güvence altına alınması ve Alevi inancının kamusal alandaki görünmezliği, darbenin bugüne uzanan mirasının başlıca tartışma alanları arasında yer alıyor.
12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koydu. Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedildi, siyasi partiler kapatıldı, Anayasa askıya alındı. Sendikalar, dernekler ve demokratik örgütlenmeler hedef alınırken yaklaşık 650 bin kişi gözaltına alındı; yüz binlerce kişi yargılandı. İşkence, idam, sürgün ve fişlemeler darbe döneminin toplumsal hafızaya kazınan uygulamaları oldu.
Darbenin hedefinde yalnızca Aleviler yoktu. Solcular, sosyalistler, devrimciler, sendikacılar, Kürtler, öğrenciler, öğretmenler ve gazetecilerin de aralarında bulunduğu geniş bir toplumsal kesim 12 Eylül rejiminin baskısıyla karşı karşıya kaldı.
Ancak Aleviler, darbeye 1978 Maraş Katliamı ve 1980 Çorum saldırılarının yarattığı ağır toplumsal travmanın ardından girdi. Malatya, Sivas ve farklı kentlerde yaşanan gerilim ve saldırılar da Alevi toplumunun yakın hafızasındaydı.
DARBE SONRASI ALEVİ MAHALLELERİ VE AİLELERİ DE AĞIR BEDEL ÖDEDİ
1970’li yıllarda Alevi gençlerinin ve emekçilerinin önemli bir bölümü sol, sosyalist, sendikal ve devrimci hareketler içerisinde yer aldı. Darbenin sol ve toplumsal muhalefete yönelik büyük tasfiyesi bu nedenle Alevi mahallelerine, köylerine ve ailelerine de doğrudan yansıdı.
Gözaltılar ve tutuklamalar yaşandı, çok sayıda insan cezaevine girdi, sürgüne çıktı ya da ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Darbenin örgütlü toplumsal yaşamı dağıtmaya yönelik politikaları, Alevilerin siyasal ve toplumsal örgütlenmesini de etkiledi.
TÜRK-İSLAM SENTEZİ VE ZORUNLU DİN DERSLERİ
12 Eylül rejiminin toplum üzerindeki etkisi yalnızca gözaltı, tutuklama ve yasaklarla sınırlı kalmadı. Darbe sonrasında milliyetçilik ile Sünni İslam anlayışının iç içe geçtiği Türk-İslam sentezi devlet politikalarında daha belirgin hale geldi.
Aleviler açısından bu dönemin en kalıcı sonuçlarından biri zorunlu din dersleri oldu. Darbenin ardından din bilgisi ve ahlak dersleri birleştirilirken, 1982 Anayasası’nın 24’üncü maddesiyle Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ilk ve ortaöğretimde zorunlu hale getirildi.
Zorunlu din derslerinin içeriği sonraki yıllarda Alevilerin temel itiraz alanlarından birine dönüştü. Alevi aileler, çocuklarının evde öğrendiği inanç ile okulda karşılaştığı din öğretisi arasındaki farklılıklara dikkat çekti. Cem, Hızır, Muharrem, semah, ikrar ve rızalık gibi Alevi inancının temel unsurlarının eğitim sistemi içerisindeki yeri de uzun yıllardır tartışılıyor.
KENTLEŞMEYLE BİRLİKTE PİR-TALİP İLİŞKİLERİ DE DÖNÜŞTÜ
12 Eylül döneminin yarattığı siyasal baskı, Alevilerin köylerden kentlere ve Avrupa’ya göçünün sürdüğü bir döneme denk geldi. 1950’lerden itibaren başlayan kentleşme, 1980’lerde siyasal, ekonomik ve toplumsal nedenlerle daha da belirginleşti.
Göçle birlikte Aleviliğin geleneksel örgütlenmesinin temelinde bulunan ocak, pir-talip ve musahiplik ilişkilerinin aynı biçimde sürdürülmesi zorlaştı. Köylerde cem, görgü, dara durma ve rızalık alma etrafında sürdürülen inançsal ve toplumsal yaşam kentlerde farklı bir yapıya dönüştü.
Darbenin örgütlü toplumsal yaşam üzerindeki baskısı ile kentleşmenin Aleviliğin geleneksel yapısında yarattığı dönüşüm aynı dönemde yaşandı. Bu süreçte bazı Alevi aileler açısından kimliği görünür biçimde yaşamamak bir korunma yöntemine dönüştü.
Alevi kimliğinin komşuluk, iş ve okul yaşamında gizlenmesi, çocuklara inançlarını dışarıda anlatmamalarının öğütlenmesi birçok ailenin deneyiminin parçası oldu. Bu suskunluğun tarihsel arka planında Dersim, Koçgiri, Maraş ve Çorum gibi Alevilerin kolektif hafızasında yer edinen olaylar bulunurken, 12 Eylül dönemi bu korku ve dışlanma hafızasına yeni bir katman ekledi.
1990’LARDA ALEVİ KİMLİĞİ KAMUSAL ALANDA DAHA GÖRÜNÜR OLDU
12 Eylül sonrasında baskı altında kalan Alevi kimliği, 1980’lerin sonlarından itibaren ve özellikle 1990’lı yıllarda örgütlü biçimde kamusal alanda daha görünür hale gelmeye başladı.
Alevi dernekleri, vakıfları ve federasyonları kuruldu, cemevleri açıldı. Alevilik üzerine yayınlar çoğalırken paneller, konferanslar ve festivaller düzenlendi. Avrupa’daki Alevi örgütlenmesi de aynı dönemde güç kazandı.
Zorunlu din derslerine karşı hukuki mücadele yürütülmeye başlanırken, cemevlerinin ibadethane olarak tanınması ve eşit yurttaşlık talepleri Alevi örgütlerinin temel mücadele başlıkları arasına girdi.
Bu örgütlenme sürecinde 12 Eylül’ün yarattığı baskının yanı sıra kentleşme, Avrupa diasporasının güçlenmesi, kimlik hareketlerinin yükselişi ve Türkiye’de Alevilere yönelik sonraki yıllarda yaşanan saldırılar da etkili oldu.
46 YIL SONRA AYNI BAŞLIKLAR TARTIŞILIYOR
12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçmesine rağmen, darbe döneminde biçimlenen kimi politikaların Aleviler üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalar devam ediyor.
Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri, cemevlerinin hukuki statüsü, Alevi çocuklarının kendi inançlarını eğitim sistemi içerisinde nasıl öğreneceği, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın farklı inançlar karşısındaki konumu ve kamu kaynaklarının eşit kullanımı bugün de Alevi toplumunun temel talepleri arasında bulunuyor.
12 Eylül rejimini yöneten generaller ve Milli Güvenlik Konseyi artık yok. Ancak Aleviler açısından darbenin bilançosu yalnızca 1980’lerde yaşanan gözaltı, cezaevi, işkence ve sürgünlerle sınırlı değil.
Darbe döneminin eğitim ve inanç politikalarının etkileri ile Alevilerin eşit yurttaşlık ve kamusal görünürlük talepleri arasındaki tartışma 46 yıl sonra da sürüyor.
12 Eylül’le hesaplaşma tartışmasının temel sorularından biri de bu nedenle, darbenin yalnızca kendisiyle değil, bugüne bıraktığı siyasal, toplumsal ve kurumsal mirasla ne ölçüde hesaplaşıldığı olmaya devam ediyor.
HABER MERKEZİ
Yoruma kapalı.