PİRHA- Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Kırkmeşe Yaylası’nda yaz mevsimi, kadınlar için gün doğmadan başlayan uzun bir mesai demek. Sağım, peynir, çamaşır, bulaşık, yemek ve yeniden sağım… Otuz yıldır aynı döngünün içinde yaşayan kadınlar, “Alışmışız artık yaylanın havasına. Köyde duramıyoruz” diyerek hem üretimin hem de yayla yaşamının hikâyesini anlatıyor.
Sabah güneş henüz dağların ardından yükselmeden Kırkmeşe Yaylası’nda hayat çoktan başlamış oluyor. Çan sesleri, sağım için ağıllara yönelen kadınların ayak seslerine karışıyor. Günün ilk işi sütü sağmak. Ardından büyük bir sabır isteyen peynir mesaisi başlıyor.
Kadınların ellerinde şekillenen süt, yalnızca sofralara ulaşacak bir gıda değil; yılların birikimi, emeği ve yayla kültürünün de sessiz tanığı oluyor.
Yaylada görüştüğümüz kadınlardan biri, gününün nasıl geçtiğini birkaç cümleyle özetliyor:
” Sabah kalkıyorum, peynirimi çadıra götürürüm, tüccara veririm. Sonra kahvaltıyı hazırlarım. Saat beş gibi davar gelir, yine sağarız, yine süzeriz, peynir yaparız.”
Günün büyük bölümü süt ve peynir etrafında geçiyor. Ürettikleri peyniri çoğunlukla tüccara verdiklerini söyleyen kadınlar, aslında kendi emeklerinin karşılığını doğrudan almak istediklerini de dile getiriyor.
“Keşke kendimiz yapsak daha iyidir, tüccara vermesek. Ama biz yapamıyoruz.”
“OTUZ YILDIR AYNI EMEĞİN İÇİNDEYİM”
Yaylada hayat yalnızca hayvancılıktan ibaret değil. Sağım bittikten sonra ev işleri başlıyor. Çamaşır, bulaşık, yemek, temizlik… Akşam yeniden sağım vakti geliyor ve aynı döngü bir kez daha yaşanıyor.
Kadınlardan biri, yıllardır süren bu hayatı şöyle anlatıyor:
“Çamaşırı, bulaşığı zor. Otuz yıldır yapıyorum. Evlendikten sonra başladım. Daha önce yapmamıştım.”
Sözleri ne bir yakınma ne de bir övünme taşıyor. Sadece yıllardır değişmeyen hayatın sade bir özeti…
PEYNİRİN MAYASINDA SABIR VAR
Yaylada peynir yapmak aceleye gelmiyor. Süt mayalanıyor, bekletiliyor, ardından süzgece alınıyor. Daha sonra defalarca suyu değiştirilerek olgunlaşması sağlanıyor.
Kadınlardan biri, elleri hiç durmadan çalışırken üretimin inceliklerini anlatıyor:
“Mayasını attım bir saat önce. Şimdi süzeğe koyuyorum. Sürekli suyunu değiştiriyoruz. Beş altı kere böyle değiştiriyorum.”
Aynı sütten lor peyniri de yapılabileceğini söyleyen kadınlar, yoğun iş temposu nedeniyle buna fırsat bulamadıklarını belirtiyor.
“Bundan lor peyniri de oluyor ama biz yapmıyoruz.”
YAYLA ARTIK BİR ALIŞKANLIKTAN ÖTE
Otuz yıl önce evlendikten sonra başlayan yayla yolculuğu artık hayatlarının ayrılmaz bir parçasına dönüşmüş.
“Benim oğlan yirmi sekiz yaşında. Evlenmeden önce hiç yaylaya gitmiyordum. Biz tarla ekip biçiyorduk; buğday, arpa… Evlendikten sonra bu işle uğraşıyorum.”
Bu yıl havanın güzel geçtiğini, sineğin az olduğunu anlatırken yüzünde hafif bir tebessüm beliriyor. Ardından belki de bütün yaylayı anlatan cümleyi kuruyor:
“Alışmışız artık. Yaylanın havasına… Köyde duramıyoruz.”
Belki de Kırkmeşe Yaylası’nın en güçlü hikâyesi tam da burada başlıyor. Çünkü burada süt yalnızca peynire dönüşmüyor; yıllar, sabır ve kadın emeği de her gün yeniden mayalanıyor. Gün doğmadan başlayan mesai, akşam güneş dağların arkasında kaybolana kadar sürüyor. Ertesi sabah ise aynı emek, aynı sessizlik ve aynı umutla yeniden başlıyor.
Nuray ATMACA/DERSİM
Yoruma kapalı.