PİRHA- Ali Kenanoğlu, Lozan Antlaşması’nın Alevi toplumu içinde bugüne kadar kapsamlı biçimde tartışılmadığını ifade ederek, “O dönemde Alevilik, Aleviler hiç yokmuş gibi davranılıyor. Lozan’da Aleviler yok sayıldığı için yüz yıldır ‘biz varız’ mücadelesi veriyor. Bugün yürütülmekte olan süreçle birlikte yeni bir toplumsal sözleşme yapılmalı ve bu toplumsal sözleşme Lozan’da bırakılan boşlukları ve yok sayılan kesimleri de içine alacak şekilde yazılmalı” dedi.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Lozan Antlaşması’nın 103. yılına dair ajansımıza konuştu.
Alevilerin antlaşmada gündeme gelmediğini, Lozan’ın ardından da Alevi toplumunun “yok sayıldığını” söyleyen Kenanoğlu, devam eden sürecin yeni bir toplumsal sözleşmeyle Lozan’ın bıraktığı boşlukları doldurmasını umduğunu belirtti.
“ALEVİ DÜNYASINDA LOZAN ÜZERİNE CİDDİ BİR TARTIŞMA YÜRÜTÜLMEDİ”
Ali Kenanoğlu, Lozan Antlaşması’nın Alevi camiası içinde bugüne kadar kapsamlı biçimde tartışılmadığını ifade ederek, Alevilerin bu konudan bilinçli olarak uzak durmasının nedenini, antlaşmanın farklı milletler ve inanç grupları arasında yürütülen bir pazarlık zemininde imzalanmış olmasına, Alevilerin ise yaşadıkları mağduriyetleri bu tartışmanın parçası haline getirmek istememiş olmasına bağlıyor.
Buna karşın Kenanoğlu, meselenin özünde Lozan’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin “kuruluş tapusu” olduğunu, devletin uluslararası arenada bu antlaşmayla tanındığını hatırlattı. Kenanoğlu, Lozanın, tümüyle Türklük ve Müslümanlık ekseninde kurgulandığını; kurgulanan Müslümanlığın sadece Sünni mezhebini içerdiğini, Kürtler, Araplar ve Aleviler gibi farklı toplumsal kimlikler “Müslüman” şemsiyesi altında eritilerek ulusal kimliklerinin yok sayıldığının altını çizdi.
“MÜSLÜMAN SAYILDIK AMA DEVLETİN İSLAM ANLAYIŞINDA YER BULAMADIK”
Kenanoğlu, Alevilerin durumunun diğer gruplara kıyasla daha ağır olduğunu belirtti: “Azınlıklara tanınan bazı hak ve ayrıcalıkların dışında bırakılan Aleviler, “Müslüman topluluk” sayılmasına rağmen devletin inşa ettiği Sünni-Hanefi eksenli din anlayışı ve Diyanet İşleri Başkanlığı yapısı içinde kendine hiçbir zaman yer bulamadı.”
Kenanoğlu, bu durumun somut yansımalarından biri olarak hâlâ yürürlükte olan Köy Kanunu’na dikkat çekti. Bu kanunun, köyleri tanımlanırken köyde cami olması şartı aradığı, muhtar ve ihtiyar heyetine cami inşa yükümlülüğü getirdiğini belirten Kenanoğlu, bunun Osmanlı döneminden devralınan “Alevi köylerine cami yapma” politikasının yasal bir devamı olduğunu söyledi.
“CEM YAPMAK SUÇ SAYILDI, 12 EYLÜL’DE YARGILAMALAR SÜRDÜ
Kenanoğlu, Cumhuriyet’in erken dönemlerinden itibaren cem ibadetlerinin basıldığını, ceme katılanların gözaltına alındığını ve cem yapmanın fiilen suç olarak görüldüğünü aktardı. Bu uygulamanın 12 Eylül dönemine kadar sürdüğünü belirten Kenanoğlu, Sivas Alibaba mahallesinde bir dedeyle bizzat yaptığı röportaja atıfla, köylülerin 12 Eylül’de cem yaptıkları gerekçesiyle Kayseri Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde topluca yargılandığını hatırlattı. Kenanoğlu, bu tür baskıların günümüzde de farklı biçimlerde devam ettiğini, bunun da Lozan’ın bir “hediyesi” olduğunu ifade etti.
“LOZAN’DA ALEVİLER GÜNDEM EDİLMEDİ”
Kenanoğlu, Lozan üzerine yaptığı incelemelerde görüşmeler sırasında Alevilere dair herhangi bir tartışmaya rastlamadığını söyledi. Kürt mebusların döneme ait yazışmalarda kendi temsiliyetleri hakkında yazışmalar yaptığını ancak Alevilerin ne Lozan masasında ne de o dönem Meclis’te Alevi vekiller yer almış olmasına rağmen dönemin Meclis tutanaklarında hiç yer almadığını belirtti. Kenanoğlu, o dönem Meclis’te Alevi vekiller bulunmasına rağmen Alevilerin hak ve hukukuna dair bir tartışma yürütülmediğini, topluluğun adeta “buharlaşmış” gibi ele alındığını söyledi: “Aleviler hiç yok. Ne Lozan’da var ne Lozan sonrasında. Parlamentoda o dönemde Alevi vekiller var. Yani onlar açısından da Lozan’da “Alevilerin hakları hukukları ne olacak” üzerine bir tartışma söz konusu değil. o dönemdeki Meclis’te de, garip bir şekilde Alevilik, Aleviler hiç yokmuş gibi davranılıyor. Yani bir buharlaşmış topluluk gibi davranılıyor.”
ALEVİ AKADEMİSYENLERE ÇAĞRI
Kenanoğlu, bu bilgi boşluğunun akademi dünyası tarafından da yeterince çalışılmadığını, Lozan’ın Alevilik boyutuyla ele alındığı bir akademik çalışmaya rastlamadığını belirterek bu alanda yeni araştırmalara ihtiyaç olduğunu vurguladı ve Alevi akademisyenleri ya da Alevilik üzerine fikir yürüten araştırmacıları Lozan’da ve Meclis’in ilk dönemlerinde Alevi vekiller ve Alevilerin durumuyla ilgili araştırma yapmaya çağırdı.
“CUMHURİYETİN İKİNCİ YÜZYILINDA DEMOKRATİK ANAYASA HEDEFİ”
Kenanoğlu, yürütülmekte olan süreçle birlikte yeni bir toplumsal sözleşme yazılması gerektiğini, bu toplumsal sözleşmenin Lozan bırakılan boşlukları ve yok sayılan kesimleri de içine alacak şekilde yazılması gerektiğini belirtti. Sürecin ilk aşamasının silahların karşılıklı susması olduğunu, bu ay çıkması beklenen yasalarla birlikte hem örgütün silah bırakma sürecinin tamamlanacağını hem de “terör bahanesi”nin iktidarın elinden alınacağını söyledi. Bu adımın demokratik toplum kesimlerinin bir araya gelme imkânlarını genişleteceğini belirten Kenanoğlu, hedefin Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında demokratik bir anayasaya ulaşmak olduğunu ifade etti.
Kenanoğlu, Alevi toplumunun yüz yıldır “biz de varız” mücadelesi verdiğini, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasının devletin Alevileri artık resmen tanıdığının bir göstergesi olduğunu, ancak bu adımın olumlu ve olumsuz yönleriyle tartışılması gerektiğini söyledi. Kenanoğlu, hedefin, demokratik bir cumhuriyet olduğunu vurgulayarak şunları ifade etti:
“Toplumunun talebi tabii ki demokratik bir anayasa, herkesin hakkını hukukunu aldığı, herkesin inancını özgürce eşit bir şekilde yaşayabildiği ve asimilasyon politikalarının zorunlu din derslerinin, diyanet baskısının ortadan kalktığı bir cumhuriyet. Bu da ancak demokratik cumhuriyetle, demokratik bir toplumla mümkün olacaktır.”
Fırat ALTINTAŞ/PİRHA
Yoruma kapalı.