PİRHA- Siyaset bilimci Mesut Yeğen, “Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza” kampanyasının, sürecin devlet ve Kürt hareketi arasında sıkışıp kalmasına karşı bir toplumsallaşma girişimi olduğunu söyledi. Sürecin somut bir çıktı üretmeden seçim takvimine denk gelmesinin en büyük risk olduğunu vurgulayan Yeğen, Öcalan’ın son mesajından da anlaşılacağı üzere Alevilerden gelen tepkilerin iyi anlaşıldığını ve Alevilerin hassasiyetlerinin gözetildiğinin kullanılan dilden de anlaşılabileceğini belirterek, Kürt hareketinin bundan sonra da toplumdan daha fazla veri alarak yürümesi gerektiğini söyledi.
Siyaset bilimci Mesut Yeğen, barış sürecinin bugüne kadarki seyrini, “Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza” kampanyasının amacını, sürecin karşı karşıya olduğu riskleri ve son günlerde Alevilerden gelen tepkileri değerlendirdi.
“SÜRECE GÖSTERİLEN TOPLUMSAL İLGİYİ ARTTIRMAK GEREKİR”
Yeğen, geçtiğimiz cumartesi kamuoyuna açıklanan “Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza” kampanyasının ortaya çıkış nedenini, sürecin iki yıla yakın süredir işlemesine rağmen toplumsal ve entelektüel desteğin beklenenin altında kalmasına bağladı.
“Geride kalan bir on yıllık bir kötü dönem var. Türkiye’de genel olarak bir otoriterleşme, rejimin giderek daha baskıcı olması meselesi var. Bundan ötürü hem önceki sürecin çökmesinin yarattığı hayal kırıklığı hem de geride kalan on senede oluşan baskı ortamı, sürece hevesle destek vermesi beklenen kesimleri sürecin etrafında olmaktan uzaklaştırdı.”
Devletin de sürecin toplumsallaşmasından yana bir eğilim göstermediğini belirten Yeğen, şöyle konuştu:
“Gerek Kürt hareketi tarafı ama daha önemli olarak da devlet kanadı, bu sürecin toplumsallaşmasından yana bir eğilim içerisinde olmadılar geride kalan bir buçuk sene boyunca. Sürecin daha ziyade İmralı ve devlet yetkilileri arasında yürümesini istediler.”
Kampanyanın amacını, Kürt hareketinin bölgede DEM Parti eliyle ve Türkiye’nin batısında konferanslarla sürdürdüğü çabaların bir parçası olarak tanımlayan Yeğen, şunları söyledi:
“1001 imza kampanyası da bu çerçevede düşünülebilir. Farkı belki daha çeşitli kesimlerin bir arada olmasının sağlanması ve süre giden bir kampanya olması. O itibarla esas olarak böyle bir eksikliği gidermek, farklı kesimlerin aynı hedef ve ideal etrafında buluşmasını sağlamak üzere düzenlenmiş bir kampanya.”
“SÜREÇ TOPLUMA İYİ ANLATILMAZSA MANİPÜLASYONA AÇIK KALIR”
Sürecin toplumsallaşmasının neden önemli olduğuna değinen Yeğen, meselenin sadece PKK’nin silahsızlanmasından ibaret olmadığını, Türkiye’nin 40-50 yıllık, Kürt meselesi perspektifinden bakıldığında ise yüz yıllık bir sorununun parçası olduğunu belirtti.
Bütün vatandaşların bu konuda konuşma hakkı olması gerektiğini vurgulayan Yeğen, sürecin topluma anlatılmamasının manipülasyona açık bir alan yarattığını söyledi:
“Süreç topluma iyi anlatılmazsa manipüle edebilecek söylemlere ve araçlara sahip kesimler var. Son bir iki ay içerisinde özellikle futbol maçlarında, Amedspor maçlarında bunları gördük.”
“İKİ YILDA ÖNEMLİ ADIMLAR ATILDI AMA HENÜZ BİR SOMUT ÇIKTI YOK”
Sürecin bugüne kadarki gidişatını değerlendiren Yeğen, Bahçeli’nin çağrısı, Öcalan’ın açıklaması, PKK’nin kendini feshi ve parlamentodan geçen çerçeve yasayı “dört büyük adım” olarak nitelendirdi.
Bu adımlara rağmen henüz somut bir sonuç ortaya çıkmadığına dikkat çeken Yeğen, şöyle konuştu:
“İki senedir konuşuyoruz. Görece önemli adımlar atılmış da görünüyor ama somut bir çıktı yok. Tek bir PKK militanı salıverilmiş değil ya da ülke içine gelmiş değil. Kayyumlar koltukları asıl sahiplerine bırakmadılar. Selahattin Demirtaş gibi figürler içeride olmaya devam ediyor. Bir tane HDP’li siyasetçi salıverilmiş değil.”
“ERDOĞAN’IN SEÇİM HESAPLARI EN BÜYÜK RİSK”
Sürecin nerede tıkanabileceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yeğen, dış faktörlerden çok Erdoğan’ın seçim hesaplarının süreci geciktirebileceğini söyledi.
“Erdoğan’ın, AK Parti’nin seçim hesaplarının bu işi bozabileceğini, bozmasa da geciktirebileceğini görüyorum ki bu ihtimalin kuvvetli olduğunu, hatta giderek kuvvetlendiğini görüyorum. Büyük bir ihtimalle süreç açık olarak çalışmaya, büyük bir netice üretmeden işlemeye devam edecek ve bu seçim takvimiyle çakışacak gibi görünüyor.”
Erdoğan’ın hem Kürt hareketi üzerinde baskı oluşturmak istediğini hem de milliyetçi hassasiyetleri gözetmek zorunda olduğunu belirten Yeğen, şöyle devam etti:
“Erdoğan Kürt hareketinin seçim anındaki tercihlerinin kendisine bağlı kalmasını istiyor. Süreçte bir şeyler vererek Kürt hareketinin tercihleri üzerindeki baskının azalmasını istemiyor.”
Sürecin tümden çökmesini beklemediğini ancak seçime yaklaştıkça gerilimin artabileceğini belirten Yeğen, “Beklediğim arıza en fazla işlerin seçim sonrasına kalması türünden bir arıza. Ama bu az bir risk, az bir arıza da değil” dedi.
Erdoğan’ın seçimden yıpranarak ya da kaybederek çıkmasının sürecin yeniden formatlanması anlamına geleceğini belirten Yeğen, sürecin seçim hesaplarına bağlanmasının önemli bir risk oluşturduğunu söyledi:
“Seçim hesaplarına fazlasıyla bağlanmış olması bu sürecin en büyük riskini oluşturuyor ki zaman zaman Bahçeli ve Erdoğan arasında bile gerilimler oluşmasına yol açıyor. Son birkaç gündür Öcalan’ın konutunu ya da statüsünü tartışıyoruz, bu bile halledilemiyor.”
“KÜRT HAREKETİ ARTIK TOPLUMDAN DAHA FAZLA VERİ ALARAK YÜRÜMEK ZORUNDA”
Son haftalarda Aleviler üzerinden yürütülen tartışmalara ve Öcalan’ın Yavuz-İdris-i Bitlisi ittifakına ilişkin açıklamasına değinen Yeğen, gelen tepkilerin sürecin yönetim biçimine dair önemli bir sinyal verdiğini belirtti.
“Süreç daha fazla toplumdan, müttefiklerden, süreci destekleyenlerden veri alınarak yürütülmek zorunda Kürt hareketi açısından. ‘Biz meselenin her boyutunu biliyoruz, bize güvenin’ diyerek yürütülebilecek bir süreç değil bu.”
Öcalan’ın uzun süredir tecritte kalmasının iletişim eksikliği yarattığını belirten Yeğen, şu ifadeleri kullandı:
“Öcalan sonuçta 27 senedir cezaevinde olan, son beş altı senesi tecritte geçmiş bir isim. Toplumsal kolektif duyguyu hissedebilmek daha fazla iletişim gerektiren bir şey. O iletişimden de mahrum kalmış biri Öcalan.”
Öcalan’ın açıklamasında gelen tepkilere karşı bir düzeltme yapmasını olumlu bir işaret olarak değerlendiren Yeğen, “Öcalan’ın dün gelen açıklaması iyi yolda olunduğunu gösteriyor. Gelen tepkileri doğru değerlendirmiş ki bu türden düzeltmeler yapılıyor” dedi.
Kürt hareketinin toplumsal tabanına kıyasla daha seküler ve daha Alevi bulunduğu eleştirisine de değinen Yeğen, şöyle konuştu:
“Bunların önünü açan bizzat Öcalan’ın kendisi. Bir sosyolojiye rağmen kendi oluşturduğu hareketi bu türden bir temsiliyete kavuşturan kendisi. Dolayısıyla şaşırması da anlaşılır. Öcalan ‘benim gibi biri nasıl Aleviler tarafından Sünnilikle ittifak yapan biri olarak görülebilir’ diye düşünülmüş olmasına şaşırıyor.”
“SİVİL SİYASET DÖNEMİNDE ESKİ TARZ YUKARIDAN AŞAĞIYA SİYASET DEĞİŞMELİ”
Yeğen, sürecin bundan sonraki aşamasında daha katılımcı bir zemine oturması gerektiğini vurguladı.
“Artık bir sivil döneme geçiyoruz. Bu siyasetin parametreleri farklı olacak, farklı olmak zorunda. Daha çok insan konuşacak, daha çok sayıda sesler duyulacak. Dolayısıyla Kürt siyasetindeki eski tarz yukarıdan aşağıya siyasetin de artık değişmesi gerekecek.”
Öcalan’ın daha fazla iletişim imkanına kavuşmasının benzer sorunların tekrarlanmaması açısından önemli olduğunu belirten Yeğen, değerlendirmelerini bu çerçevede tamamladı.
Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL

Yoruma kapalı.