PİRHA- Ardahan’ın Göle ilçesine bağlı Gundik köyünde düzenlenen Doğa, Kültür ve İnanç Festivali başladı. Festivalin ilk gününde mezarlık ziyareti, kadın paneli ve inanç ritüelleri gerçekleştirildi. Panelde konuşan Almanya Alevi Kadınlar Birliği Genel Başkanı Özgür Demir, Alevilik öğretisinin özünde eşitliğin bulunduğunu belirterek, “Kadın güçlenirse toplum güçlenir, kadın özgürleşirse yol özgürleşir” dedi. DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Sözcüsü Yüksel Mutlu ise Aleviliğin asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Çözüm ve barış süreci beslenmeli, kurtuluş herkesin birleşmesidir” ifadelerini kullandı.
Ardahan’ın Göle ilçesine bağlı Gundik köyünde düzenlenen Gundik Doğa, Kültür ve İnanç Festivali başladı. Türkiye’nin farklı kentlerinden ve Avrupa’dan çok sayıda Gundikli ile dostlarının katıldığı festival, üç gün boyunca inanç, kültür ve doğa ekseninde çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak.
Festivalin ilk gününde katılımcılar ilk olarak köy mezarlığını ziyaret etti. Dersimli Pir Kazım Açıktepe’nin dua vermesiyle gerçekleştirilen mezarlık anmasında yaşamını yitirenler anıldı.
Mezarlık ziyaretinin ardından köy cemevine geçen katılımcılar, burada düzenlenen kadın paneline katıldı.
AÇILIŞTA YAŞAMINI YİTİRENLER ANILDI
Panel, Dersimli Pir Kazım Açıktepe’nin çerağ uyandırması ve dua vermesiyle başladı. Festival Açılış konuşması ise Gundik Doğa, Kültür ve İnanç Festivali Başkanı Didem Gündü tarafından yapıldı. Açılış konuşmasının ardından yaşamını yitirenler anısına saygı duruşunda bulunuldu.
Kadın paneline DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Sözcüsü Yüksel Mutlu ile Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AABK) Genel Başkanı Özgür Demir konuşmacı olarak katıldı.
“ALEVİLİK YALNIZCA BİR İNANÇ DEĞİLDİR”
Panele katılanları selamlayarak konuşmasına başlayan AABK Genel Başkanı Özgür Demir, kadın mücadelesi ile Alevi öğretisinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini söyledi.
Demir, şunları ifade etti:
“Bugün konuşacağımız mesele eşitlik, adalet, hakikat meselesidir. En önemlisi de bizim kendi öğretimize ne kadar sahip çıktığımızın meselesidir. Alevilik sadece yalnızca bir inanç değildir. Alevilik yaşam felsefesi, vicdan öğretisidir. Alevilik eşitliktir. Bizde can vardır, kadın ya da erkek üstünlüğü yoktur. ‘Kadın erkek birdir’ sözü yolun özüdür.”
“ÖĞRETİMİZ EŞİTLİKTİR AMA KURUMLARIMIZDA BU EŞİTLİK YOK”
Alevi öğretisinin özünde kadın ve erkeğin eşit olduğunu vurgulayan Demir, tarihsel süreç içerisinde erkek egemen anlayışın Alevi kurumlarını da etkilediğini belirtti.
Demir şöyle konuştu:
“Bizim öğretimiz eşitliktir ama kurumlarımızda maalesef bu eşitlik yoktur. Tarihsel süreç içinde erkek egemenlikli sistem oluşunca maalesef Alevilik de bunun dışında kalmamıştır. Kadın yaşamın her yerindedir ama karar alınırken kadın yoktur.”
“AVRUPA’DAKİ KADIN MÜCADELESİ ÖNEMLİ BİR DÖNÜŞÜM YARATTI”
Avrupa’daki Alevi kadın hareketinin önemli kazanımlar elde ettiğini ifade eden Demir, kadınların yalnızca emek veren değil karar alan özne haline geldiğini söyledi.
“Avrupa’daki Alevi kadın mücadelesi önemli bir dönüşüm yarattı. Bu dönüşümde eşit yurttaşlık ve demokratik mücadelede kadınları örgütleyen özne konumundadır. Özellikle ilk kuşak kadınlar düşünülünce yaratılan dönüşüm çok değerlidir. Avrupa’da Alevi kadınlar özerk bir örgütlenme oluşturdu. Bu çok değerlidir.”
“GENÇ KADINLARIN ÖNÜNÜ AÇMAK ZORUNDAYIZ”
Kadınların karar mekanizmalarında daha fazla yer alması gerektiğini vurgulayan Demir, eşit temsilin bir hak olduğunu söyledi.
“Bugün kadınlar sadece emek veren değil karar veren olmak istiyor. Sadece destekleyen değil yöneten olmak istiyor. Eşit temsil bir lütuf değil, bir hak meselesidir.”
Kadın mücadelesinin yalnızca Avrupa ile sınırlı görülemeyeceğini ifade eden Demir, genç kadınların önünün açılması gerektiğini belirterek şunları kaydetti:
“Meseleyi sadece kıtaya indirgemek de doğru değildir. Bugün özellikle genç kadınların önünü açmak zorundayız. Genç kadınlar akademide, sokakta, sanatta, siyasette, yaşamın her alanında varlar. Bu sesi herkes duymak zorunda.”
Konuşmasının sonunda Alevi kadınlarının yalnızca hak talep etmediğini, aynı zamanda Alevi öğretisinin özünü korumaya çalıştığını belirten Demir, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Değerli canlar, biz Avrupa’daki kadın Aleviler yalnızca hak talep etmiyoruz, biz kendi öğretimizin özüne sahip çıkıyoruz. Ayrıca biliyoruz ki kadın güçlenirse toplum güçlenir, kadın özgürleşirse yol özgürleşir.”
ALEVİLİĞE DAİR YOĞUNLAŞMAMIZ ÇOK YETERSİZ”
DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Sözcüsü Yüksel Mutlu da konuşmasında, festivalin böylesi bir dönemde düzenlenmesinin önemine dikkat çekti. Bir araya gelmenin dayanışmayı büyüttüğünü belirten Mutlu, Aleviliğin eşitlikçi ve özgürlükçü bir yaşam öğretisi olduğunu söyledi.
Mutlu, konuşmasında şunları söyledi:
“Ülkenin ve hayatın bu koşullarında bir araya gelmek önemli ve değerlidir. Gundik’e bakınca Dersim’i görüyorum. Analarımız erkek-devlet şiddetine, yoksulluğa ve doğanın tahribatına karşı ayakta kalma mücadelesi verdi. İnancın, hakikatin ve dilin taşınmasında anaların hakkı ödenemez. Alevilik öğretisi kolektif ve dayanışmacıdır. Kadın özgürlükçü, eşitlikçi ve komünal bir inançtır.
Aleviliği üç dönem olarak görebiliriz. Osmanlı dönemi zulüm dönemiydi. Cumhuriyet dönemi de Koçgiri’den Dersim’e, Maraş’tan Madımak’a kadar kıyımlarla geçti. Bu vesileyle Alişer’i ve Zarife’yi de saygıyla anıyorum. Bize büyük bir miras bıraktılar. Onlar birliğin, beraberliğin, onurun ve duruşun adı oldular.”
“ALEVİLİĞİ TÜRKÇÜ, SÜNNİ VE ERKEK EGEMEN BİR ANLAYIŞLA TANIMLAMAYA ÇALIŞIYORLAR”
Aleviliğin uzun yıllardır dışarıdan tanımlanmaya çalışıldığını ifade eden Mutlu, Alevi toplumunun kendi inancını en iyi kendisinin bildiğini vurguladı.
“Yıllarca bize inancımız üzerinden hakaret ettiler. Sonra da ‘Ali’yi sevmek Alevilikse biz de Aleviyiz’ dediler. Biz inancımızın ne olduğunu biliyoruz. Ellerini üzerimizden çeksinler.
Biz Alevilerin de eksikleri var. Kırklar Meclisi’nin yarısı kadındır ama bugün kadın geride bırakıldı. Pirler, dedeler var ama analar yok sayılıyor.”
“KADINLAR EVDEN ÇIKMALI, KENDİ KARARINI KENDİ VERMELİ”
Madımak Katliamı sonrasında Alevilerin örgütlenme sürecinin hızlandığını belirten Mutlu, eşit yurttaşlık mücadelesinin bugün de sürdüğünü ifade etti.
“Alevilikte üçüncü dönem Madımak Katliamı sonrasında başladı. Eşit yurttaşlık mücadelesi verildi, devlete ‘Beni tanı’ denildi. Buna rağmen Alevilik asimilasyon politikalarıyla yok edilmeye çalışılıyor. Aleviliğe Türkçü, Sünni ve erkek egemen bir anlayış dayatılıyor. Bir zihniyet devrimi yapılmalı ve kadın toplumdaki gerçek yerini almalıdır.
Alevi vali yok, Alevi bürokrat yok ama Alevi kayyumu var. Aleviliği Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlamaya çalışıyorlar. Biz inancımızın bu şekilde tanımlanmasını kabul etmiyoruz. Alevi köylerine gittiğimizde yollara bakınca bile ayrımcılığı görüyoruz.
Bir özeleştiri yapmalıyız. Aleviliğe dair yoğunlaşmamız çok yetersiz. Bütün kurumlara çağrımdır; herkes Alevi tarihini, teolojisini ve felsefesini öğrenmelidir. Aleviliği anlayınca büyük bir hazineye kavuşacağız.
Kadınlar evden çıkmalı ve kendi kararını kendisi verebilmelidir. Bizim geleceğimizi, hikâyemizi erkekler yazmamalıdır.”
“ÇÖZÜM VE BARIŞ SÜRECİ BESLENMELİ”
Aleviliğin mekâna bağlı bir inanç olmadığını söyleyen Mutlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Alevilik mekâna bağlı değildir. Bizim inancımız lâmekândır. Nefsini terbiye eden bir öğretidir. Bir kimlik ya da inanç saldırı altındaysa buna direnmek, saldırıya uğrayanı yalnız bırakmamak gerekir. Alevinin hakkını Sünni, Kürt’ün hakkını Türk savunmalıdır.
Birleşerek, dayanışarak, direnerek muktedirlere karşı mücadele edeceğiz. Uzun süredir devam eden çözüm ve barış süreci beslenmelidir. Kurtuluş herkesin birleşmesidir. Kürt kurtulursa Alevi kurtulur, emekçi kurtulur, Türk kurtulur.”
ZAZACANIN TARİHSEL YOLCULUĞU ANLATILDI
Festival kapsamında düzenlenen söyleşide konuşan Hıdır Sönmez, Zazacanın tarihsel gelişimi ve dilbilimsel özelliklerine ilişkin bilgiler paylaştı. Zazacanın Hint-Avrupa dil ailesi içerisinde İran dilleri grubunda yer aldığını belirten Sönmez, bu grubun yaklaşık 40 dilden oluştuğunu söyledi. Zazacanın yaklaşık 1200 yıl önce İran coğrafyasından bugünkü yaşadığı bölgelere taşındığını ifade eden Sönmez, dilin köklü bir geçmişe sahip olduğunu vurguladı.
ZAZACA İKİ ANA LEHÇEYE AYRILIYOR
Zazacanın Kuzey ve Güney olmak üzere iki ana lehçeden oluştuğunu belirten Sönmez, Alevi Zazaların ağırlıklı olarak Kuzey lehçesini, Sünni Zazaların ise Güney lehçesini konuştuğunu söyledi. Kuzey Zaza lehçesinin Dersim, Erzincan, Sivas, Malatya’nın bazı bölgeleri ile Bingöl’ün bir bölümünde konuşulduğunu belirten Sönmez, lehçeler arasındaki farklılıkların Zazacanın kültürel zenginliğinin bir parçası olduğunu ifade etti.
ZAZA DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMLERİNE İLİŞKİN BİLGİ VERDİ
Konuşmasında akademik çalışmalara da değinen Sönmez, Bingöl Üniversitesi Zaza Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün 2011 yılında açıldığını, ardından Muş Alparslan Üniversitesi’nde de aynı alanda bölüm kurulduğunu söyledi. Bingöl Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora programlarının da açıldığını belirten Sönmez, bugüne kadar yüzlerce öğrencinin bu bölümlerden mezun olduğunu kaydetti.
“SEÇMELİ DERSLERE SAHİP ÇIKMALIYIZ”
Zazaca öğretmenlerinin Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde seçmeli dersler kapsamında görev yaptığını belirten Sönmez, okullarda Zazaca derslerinin yaygınlaşmasının toplumun talebine bağlı olduğunu ifade etti. Bir sınıfta en az 10 öğrencinin seçmeli Zazaca dersini tercih etmesi halinde öğretmen normu açıldığını hatırlatan Sönmez, dilin yaşatılması için ailelerin ve öğrencilerin bu hakka sahip çıkması gerektiğini söyledi.
“DİL ANCAK KONUŞULARAK YAŞAR”
Anadilin yalnızca akademik çalışmalarla değil, günlük yaşamda kullanılarak korunabileceğini vurgulayan Sönmez, geçmişte birçok kişinin Türkçeyi ancak ilkokula başladıktan sonra öğrendiğini, bugün ise ailelerin çocuklarıyla anadillerinde konuşma alışkanlığının giderek azaldığını ifade etti. Anadilin evde, köyde, kentte ve kamusal yaşamın her alanında kullanılmasının temel bir hak olduğunu belirten Sönmez, Zazacanın gelecek kuşaklara aktarılmasının en önemli yolunun dili günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirmek olduğunu söyledi.
“KALANLAR DA GİDERSE” BELGESELİ GÖSTERİLDİ
Festivalin akşam programında yönetmen Hüseyin Kere’nin “Kalanlar da Giderse” belgeselinin gösterimi yapıldı.
Belgesel, son beş yılda çeşitli nedenlerle yurt dışına göç etmek zorunda kalan Dersimli gençlerin hikâyesini konu alıyor. Yoğun göçün ardından kentte kalanların yaşadığı duygulara ve yalnızlaşmaya odaklanan belgesel, Dersim’de göçün toplumsal etkilerini gençlerin tanıklıkları üzerinden ele alıyor.
Dersim gençliğinin göç sonrasındaki ruh halini ve geleceğe dair kaygılarını gözler önüne seren belgesel, izleyicilere şu soruyu yöneltiyor: “Kalanlar da giderse Dersim ne olacak?”
Festival kapsamında üç gün boyunca paneller, söyleşiler, kültürel etkinlikler, inanç buluşmaları ve konserlerin gerçekleştirileceği belirtildi.
PİRHA/ARDAHAN
Yoruma kapalı.