Alevi Haber Ajansi

Dersim’de 90’ların hafızası: Ağlamaya bile vaktimiz yoktu, köyden çıkmak zorundaydık-VİDEO

PİRHA- Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Yayınları’ndan çıkan Selman Yeşilgöz’ün “1990’larda Dersim: Belgeler, Raporlar, Tanıklıklar” kitabı Dersim’de okurlarla buluştu. “32. Yılında Köylerin Yakılması ve Dersim’de Yaşananlar” başlıklı panelde, 1990’lı yıllardaki köy yakmaları ve boşaltmaların yanı sıra zorunlu göçün dil, inanç, toplumsal hafıza ve kadınlar üzerindeki etkileri konuşuldu. Ovacık’ın Kakper köyünden Zahide Arslan ise yaşadıklarını, “İki saat içerisinde köyden çıkmamızı söylediler. Hiçbir şeyimizi alamadan çıktık. Ağlamaya vaktimiz bile yoktu” sözleriyle anlattı.

Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Yayınları tarafından yayımlanan Selman Yeşilgöz’ün “1990’larda Dersim: Belgeler, Raporlar, Tanıklıklar” kitabının tanıtımı kapsamında Dersim’de panel ve söyleşi düzenlendi.

1990’lı yıllarda Dersim’de yaşanan köy yakmaları, boşaltmalar ve zorunlu göçleri belge, rapor ve tanıklıklar üzerinden ele alan kitabın tanıtım etkinliği iki bölüm halinde gerçekleştirildi.

Özlem Armen’in sunumuyla yapılan ilk bölümde Eyüp Hanoğlu açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Sinevizyon gösterimi ve tanık anlatımlarının ardından  Nesimi Aday ve Songül Yalçın kitaptan bölümler okudu.

Etkinliğin ikinci bölümünde ise “32. Yılında Köylerin Yakılması ve Dersim’de Yaşananlar” başlıklı panel gerçekleştirildi. Hüseyin Ayrılmaz’ın moderatörlüğünü yaptığı panelde Prof. Dr. Şükrü Aslan, Dersim Emek ve Demokrasi Platformu’ndan Nurşat Yeşil ile kitabın yazarı Selman Yeşilgöz konuştu.

YEŞİLGÖZ: GEÇMİŞTE YAŞANANLAR HALININ ALTINA SÜPÜRÜLMEMELİ

Kitabın yazarı Selman Yeşilgöz, etkinliğin daha önce Hüseyin Güntaş Kültür Merkezi’nde yapılmasının planlandığını ancak salonun kendilerine tahsis edilmediğini söyledi. Kendilerine aynı gün Valiliğin bir etkinliği olduğunun bildirildiğini aktaran Yeşilgöz, salonun boş olduğunu belirterek, bunun 1990’larda yaşananların yeniden tartışılmasının istenmemesinden kaynaklandığını savundu.

Yeşilgöz, “Geçmişe ‘eski Türkiye’ diyenlerin bugünkü yeni Türkiye’de aynı politikaları sürdürdüklerinin bir kanıtıdır bu. İktidarlar değişse de hiçbir şekilde politikalar değişmiyor” dedi.

Türkiye’de demokratik çözüm tartışmalarının yürütüldüğü bir dönemde geçmişte yaşanan acıların konuşulmasının önüne geçilmesini “samimiyetsizlik” olarak değerlendiren Yeşilgöz, geçmişle yüzleşmenin önemine dikkat çekti ve şöyle devam etti.

“Eğer Türkiye geleceğe doğru adım atacaksa bugüne kadar işlenenlerin halı altına süpürülmesiyle değil, samimi bir şekilde tartışılması, ele alınması ve karşılıklı acıların anlaşılması için adım atılması gerekiyor. Ancak öyle demokratik bir Türkiye’ye doğru gidebiliriz.”

“1994 BAHARIYLA BİRLİKTE BASKILAR VE OPERASYONLAR ARTTI”

Etkinliğin tarihinin özellikle seçildiğini söyleyen Yeşilgöz, Dersim’de köy boşaltma ve yakmalarının eylül ayının son haftası ile ekim ayının ilk haftasında yoğunlaştığını belirtti.

1994 baharından itibaren Dersim’e yönelik baskıların, tehditlerin ve operasyonların arttığını ifade eden Yeşilgöz, aynı yılın yaz aylarında Ovacık, Nazımiye, Çemişgezek ve Dersim merkez başta olmak üzere çok sayıda bölgede ormanların yakıldığını anlattı.

O dönem İstanbul Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği bünyesinde çalışma yürüttüklerini belirten Yeşilgöz, köylerin boşaltılması ve yakılmasının ardından Dersim’e heyetler getirdiklerini söyledi. İlk heyetin 7 Kasım 1994’te İstanbul Demokratik Kitle Örgütleri Platformu tarafından oluşturulduğunu aktardı.

AYRILMAZ: KÖY MUHTARLARI “BİZE SAHİP ÇIKIN” DİYE ARIYORDU

Panelin moderatörü Hüseyin Ayrılmaz da 1990’lı yıllarda Şırnak ve Cizre’de yaşananlardan sonra benzer gelişmelerin Dersim’de de yaşanabileceğini düşündüklerini anlattı.

İstanbul’da yaklaşık 30-40 kişinin bir araya geldiğini belirten Ayrılmaz, “Sıra Dersim’e geliyor” düşüncesiyle Dersim’e yönelik çalışma yürütecek bir dernek kurmaya karar verdiklerini söyledi.

“Demokrasi mücadelesinden, o kültürden kopmasın ama esas mücadele hattımız Dersim’e yönelik olsun dedik. Çünkü Dersim’in buna ihtiyacı vardı. Dersim kendisini çok yalnız hissediyordu” diyen Ayrılmaz, dernek çalışmalarının başlamasından birkaç yıl sonra önce ormanların, ardından köylerin yakıldığını ifade etti.

Ovacık köylerinden gelen telefonları anlatan Ayrılmaz, şöyle konuştu:

“Ovacık köy muhtarları bizi, derneği arıyordu. Ağlamaklı bir sesle ‘Şu an köyümüzü yakıyorlar. Yalvardım, yakardım. Lütfen bize sahip çıkın. Bunlar bizi öldürecekler’ diyorlardı.”

SİRKECİ’DEN PROTESTO TELGRAFLARI GÖNDERİLDİ

Köylerden gelen çağrıların ardından İstanbul’da çalışma başlattıklarını belirten Ayrılmaz, çocuklardan yaşlılara kadar geniş bir katılımla Sirkeci Postanesi önünde eylem yaptıklarını aktardı.

Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve siyasi partilere “Neden köylerimizi yakıyorsunuz?” diye protesto telgrafları gönderdiklerini söyleyen Ayrılmaz, Avrupa parlamentolarına ve çeşitli ülkelere de mektuplar göndererek Dersim’de yaşananları duyurmaya çalıştıklarını belirtti.

Daha sonra Ankara merkezli bir mücadele hattı oluşturduklarını ifade eden Ayrılmaz, köy muhtarları aracılığıyla yaşananları doğrudan muhataplarına aktarmaya çalıştıklarını söyledi.

ASLAN: 420 KÖYDEN 287’Sİ BOŞALTILDI YA DA YAKILDI

Prof. Dr. Şükrü Aslan ise 1990’larda yaşananları tarihsel ve sosyolojik boyutlarıyla değerlendirdi. Dersim’de o dönem 420 köy bulunduğunu belirten Aslan, bunların 287’sinin boşaltıldığını ya da yakıldığını söyledi.

1990’larda yaşananların 1938 ile karşılaştırılmasının abartılı olmadığını ifade eden Aslan, Dersim’in 1935 yılında 573 köyü bulunduğunu, 1940’a gelindiğinde ise 173 köyün haritadan silindiğini belirtti.

Aslan, “Öyle paralellikler var ki böyle kıyasladığımızda, köy sayısı bakımından 1994, 1938’den daha ağır görünüyor” dedi.

1990’ları yalnızca o dönemin koşulları içerisinde değerlendirmenin yeterli olmayacağını belirten Aslan, 12 Eylül askeri darbesinin ardından 1980’lerin sonlarında ortaya çıkan toplumsal ve siyasal hareketliliğe işaret etti.

1990’larda Dersim’de ve Kürt coğrafyasının genelinde yaşananların daha geniş bir siyasal sürecin parçası olduğunu savunan Aslan, köy boşaltmalarının tek tek yerel uygulamalar olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

“İNSANLAR KIRILIYOR, DOĞA KIRILIYOR”

Köy boşaltma ve yakmalarının merkezi bir politika doğrultusunda uygulandığını düşündüğünü ifade eden Aslan, bunun toplumsal sonuçlarına dikkat çekti.

“Karar alınıyor ve uygulanıyor ve onun inanılmaz sosyolojik ve siyasal maliyetleri oluyor. İnsanlar kırılıyor, hayvanlar kırılıyor. Aslında doğa kırılıyor, her şey kırılıyor. Ve biz sonra bunun üzerimizde yarattığı travmayı nasıl ortadan kaldırabiliriz diye onun derdine düşüyoruz.”

Aslan, 1993-94 dönemindeki köy yakma ve boşaltmalarını da bu politikaların devamı olarak değerlendirdi.

Madımak Katliamı üzerine yürüttüğü sözlü tarih çalışmalarından da söz eden Aslan, 1990’larda yaşanan farklı olayların birbirinden bağımsız ele alınamayacağını savundu. Aslan, köy boşaltmaları ile Madımak gibi olayların toplum üzerinde kalıcı demografik ve sosyolojik sonuçlar yarattığını ifade etti.

YEŞİL: ZORLA YERİNDEN ETME BİR İNSAN HAKLARI SORUNUDUR

Dersim Emek ve Demokrasi Platformu’ndan Nurşat Yeşil ise konuşmasını zorla yerinden edilmenin toplumsal sonuçları ve özellikle kadınlar üzerindeki etkileri üzerine yaptı.

Zorla yerinden edilmenin yalnızca coğrafi bir yer değiştirme olmadığını vurgulayan Yeşil, insanların yaşadıkları topraklardan koparılmasıyla geçmişlerini, sosyal ilişkilerini ve yaşam biçimlerini de geride bırakmak zorunda kaldığını söyledi.

İHD verilerine atıfta bulunan Yeşil, 1980’lerin sonundan 1990’lar boyunca Doğu ve Güneydoğu’da yaklaşık 3 bin 700 köy ve mezranın boşaltıldığını ya da yakıldığını, zorla göç ettirilenlerin sayısının ise 3 milyonun üzerinde olduğuna ilişkin veriler bulunduğunu aktardı.

Dersim’deki 420 köyden 287’sinin boşaltıldığını ya da yakıldığını söyleyen Yeşil, on binlerce insanın yaşadıkları yerlerden ayrılmak zorunda kaldığını belirtti. Göçlerin bir bölümünün il ve ilçe merkezlerine, büyük bölümünün ise metropollere ve yurt dışına yöneldiğini kaydetti.

“KÖYLERİN BOŞALTILMASI DİLİ DE ETKİLEDİ”

Zorunlu göçün kültürel sonuçlarına dikkat çeken Yeşil, köylerin boşaltılmasının Kırmancki/Kırmançki dilinin kuşaklar arasında aktarımını da etkilediğini söyledi.

Köy yaşamında çocukların aileleri ve yaşlılarla kendi ana dillerinde iletişim kurduğunu belirten Yeşil, metropollere göçün ardından dilin aile içerisinde giderek daha az konuşulmaya başladığını ifade etti.

Yeşil, zorunlu göçün Alevi inanç pratiklerini de etkilediğini belirterek, köylerde pir ve rayberlerin toplulukla kurduğu ilişkinin, ziyaretlerin ve inanç ritüellerinin göçle birlikte kesintiye uğradığını söyledi.

“KADINLAR GÖÇÜ DAHA AĞIR YAŞADI”

Göçün kadınlar üzerindeki etkilerine ayrıca dikkat çeken Yeşil, köylerinde tarım ve hayvancılıkla uğraşan, üretimin ve sosyal hayatın içinde bulunan kadınların büyük kentlere göç ettiklerinde yaşamlarının önemli ölçüde değiştiğini söyledi.

Özellikle Türkçe bilmeyen kadınların büyük kentlerde evlere kapandığını, sosyal yaşamdan uzaklaştığını ve sağlık başta olmak üzere temel hizmetlere erişimde sorunlar yaşadığını belirten Yeşil, sonraki kuşak kadınların ise hizmet sektöründe ucuz iş gücü olarak çalışmak zorunda kaldığını ifade etti.

Yeşil, “Tehcir, zorla yerinden etmek, göç, zorunlu göç, sürgün, mübadele; adına ne dersek diyelim, zorla yerinden etmek bir insan hakları sorunudur” dedi.

ZAHİDE ARSLAN: AĞLAMAYA VAKTİMİZ BİLE YOKTU

Panelde 1990’larda yaşananlara ilişkin tanıklıklar da paylaşıldı.

Ovacık’ın Kakper köyünden Zahide Arslan, askerlerin köye gelerek kendilerine iki saat içerisinde köyü terk etmelerini söylediğini anlattı.

Arslan, yaşadıklarını şöyle aktardı:

“Askerler geldi, kapıya dayandı. ‘İki saat içerisinde çıktınız çıktınız, çıkmadınız köyü yakacağız’ dediler. Hiçbir şeyimizi almadan çıktık. Çok acıydı. Ağlamaya vaktimiz bile yoktu, köyden çıkmak zorundaydık.”

Kakper köyünün 2022 yılına kadar yasaklı olduğunu belirten Arslan, bugün köyde dört ev yapıldığını ve dört ailenin yaşadığını söyledi.

İBRAHİM ASLAN: DÜŞMANLIK YALNIZCA İNSANLARA DEĞİL, COĞRAFYAYA DA YÖNELİKTİ

Tanıklığını paylaşan İbrahim Aslan ise yaşananların kayıt altına alınmasının önemine dikkat çekti. Dersim tarihine ilişkin yazılı belgelerin yetersiz olduğunu belirten Aslan, bu nedenle “1990’larda Dersim” gibi çalışmaların önemli olduğunu söyledi.

1990’larda yaşananlarla 1938 arasında bağ kuran Aslan, dönemin politikalarının Dersim’i insansızlaştırmaya yönelik olduğunu düşündüğünü belirtti.

Kendi köylerinin boşaltılmasının ardından iki kez daha yakıldığını anlatan Aslan, “Düşmanlık sadece insanlara karşı değildi. Coğrafyaya ve doğaya karşıydı da aynı zamanda” dedi.

ETKİNLİK KİTAP İMZASIYLA SONA ERDİ

Panel, katılımcıların soru ve değerlendirmeleriyle devam etti. Soru-cevap bölümünün ardından etkinlik, Selman Yeşilgöz’ün “1990’larda Dersim: Belgeler, Raporlar, Tanıklıklar” kitabını okurlar için imzalamasıyla sona erdi.

PİRHA/DERSİM

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.