Alevi Haber Ajansi

Ahmet Faruk Ünsal: Barışın toplumsallaşması için Kürtlerin ve Alevilerin kuşkuları giderilmeli-VİDEO

PİRHA- 2013 yılında Akil İnsanlar Heyeti’nde görev alan Ahmet Faruk Ünsal, önceki çözüm süreciyle bugün yürütülen barış sürecini karşılaştırdı. Yeni süreçte Meclisin rolüne dikkat çeken Ünsal, Abdullah Öcalan’ın toplumla doğrudan temasının sağlanması gerektiğini söyledi. Kürtlerin ve Alevilerin sürece ilişkin kuşkularının giderilmesinin önemini vurgulayan Ünsal, kayyum uygulamalarının sonlandırılması ve cezaevindeki isimlerin serbest bırakılması çağrısında bulundu. Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerine ilişkin ise “Kim bu konuda konuşacaksa bence 100 defa düşünüp bir defa cümle kurması lazım” dedi.

2013 yılında Akil İnsanlar Heyeti’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde görev alan Ahmet Faruk Ünsal, PİRHA’ya verdiği röportajda önceki çözüm süreciyle bugün yürütülen barış sürecini değerlendirdi. Her iki sürecin başlangıcında da Suriye’deki gelişmelerin etkili olduğunu savunan Ünsal, 2013-2015 döneminde bağımsız bir gözlem mekanizmasının oluşturulamamasını önemli bir eksiklik olarak değerlendirdi.

Yeni süreçte Meclisin daha fazla rol üstlendiğini belirten Ünsal, barış sürecinin toplumsallaşması için doğrudan temasların kurulması gerektiğini söyledi. Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin de somut adımlarla karşılanmasını istedi.

“HER İKİ SÜREÇ DE AYNI MOTİVASYONLA BAŞLADI”

2013 ve 2024 yıllarında başlayan süreçlerin ortak yönlerine değinen Ünsal, devletin her iki dönemde de Suriye’deki gelişmelerden etkilendiğini belirterek şunları söyledi:

“Her iki süreçte de, yani 2013’te de 2024’te başlayan süreçte de sistemin ana motivasyonu Suriye’deki gelişmeleri kontrol altına almak, orada oluşabilecek, tırnak içinde belirtirsek, kendilerini rahatsız edecek birtakım sistem veya oluşumların olmasını engellemek ya da Türkiye’ye etkilerini minimize etmek idi. Dolayısıyla her ikisi de kanaatimce aynı motivasyonla başladı.”

Kürt sorununun Cumhuriyetle yaşıt olduğunu belirten Ünsal, uzun yıllardır devam eden çatışmalı sürece ilişkin değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Son 40 yıllık çatışmalı sürece bakacak olursak yargılı infazlar, yargısız infazlar, cezaevleri, sürgünler, çatışmalar, akla gelebilecek her türlü şey yapıldı ve sonuçta sistem istediğini elde edemedi. Kürt iradesi de varlığını devam ettirebildi. Dolayısıyla sistem açısından bir sürdürülemezlik durumu da söz konusuydu. Ama bu pat halini bir şekilde devam ettirebilirlerdi. Lakin yurt dışındaki ya da Suriye’deki, sınırlarımızın dışındaki gelişmeler Türkiye’nin kontrol edebileceği bir alanın dışında olduğu için çok daha fazla sistemi rahatsız etti diye düşünüyorum.”

2013 yılında Arap Baharı’nın etkisiyle Suriye’de yaşanabilecek değişim ihtimalinin Türkiye’nin süreci başlatmasında etkili olduğunu ifade eden Ünsal, 2024 yılında ise Suriye’deki yönetim değişikliği ve SDG’nin konumuyla farklı koşulların ortaya çıktığını savundu.

“AKİL İNSANLAR HEYETİ İLK SÜRECİN EN BAŞARILI ADIMLARINDAN BİRİYDİ”

Önceki çözüm sürecinde Akil İnsanlar Heyeti’nin yürüttüğü çalışmaların önemine dikkat çeken Ünsal, şöyle konuştu:

“2013’te yapılması gereken bazı işler, bazı adımlar yapıldı, bazıları yapılmadı. İşte bunların en önemlilerinden biri de sürecin toplumsallaşabilmesi için Akil İnsanlar Heyeti’nin bütün Türkiye’yi dolaşması idi. O, kanaatimce birinci sürecin, 2013-2015 sürecinin en başarılı adımlarından biriydi. Çünkü iki ay boyunca bütün Türkiye’de, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine bu mesele enine boyuna tartışıldı, basında da. Fakat sürecin selametle devam edebilmesi için atılması gereken adımlar maalesef o gün atılamadı.”

Önceki süreçte bağımsız bir gözlem ve denetim mekanizmasının kurulamamasını önemli bir eksiklik olarak değerlendiren Ünsal, bu mekanizmanın mutlaka uluslararası bir yapı olması gerekmediğini söyledi:

“Bir kere, sürecin selameti açısından bir denetleme, gözetleme, üçüncü göz diye o gün ifade edilen bir kurumun inşa edilememiş olmasıydı. Bu doğal olarak tarafların kendi sorumluluklarını ve görevlerini yerine getirip getirmediğini kontrol eden, bunu sadece otokontrole bırakmayan bir dış denetleme mekanizmasıydı. Bu mutlaka yurt dışından olması gerekmiyordu. Türkiye kendi, tırnak içinde söylüyorum, yerli ve milli imkanlarıyla böylesine bir denetleme misyonu oluşturabilirdi.”

Böyle bir mekanizmanın oluşturulması durumunda tarafların sorumluluklarını yerine getirip getirmediğinin bağımsız biçimde denetlenebileceğini belirten Ünsal, kamuoyunun bilgilendirilmesinin de taraflar üzerinde baskı oluşturabileceğini ifade etti:

“En azından tarafların nerede, ne kadar sözünde durduğu, işini ne kadar yaptığı ya da yapmadığı meselesi, kamuoyunun doğrudan bağımsız bir hakem heyeti tarafından bilgilendirilmesiyle sonuçlanacaktı. O bir kamuoyu baskısını doğal olarak oluşturacaktı.”

“BU SEFER MHP ADETA SÜRECİN SAHİBİ OLDU”

Yeni süreçte Meclisin önceki döneme göre daha fazla rol üstlendiğini belirten Ünsal, siyasi partilerin tutumlarına ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Şimdi Meclis çok daha işin içinde. Mecliste o gün muhalefet partileri, mesela MHP, çok doğrudan karşıydı. CHP ise gönülsüz bir durumdaydı. Yani ne taraftardı ne karşıydı. Bazen doğrudan karşı çıktığı şeyler de oluyordu. Ama bu sefer CHP ve MHP, ki MHP adeta sürecin sahibi oldu.  Dolayısıyla İYİ Parti dışında Meclis neredeyse yüzde 90 oranında meseleye sahip çıktı.”

Meclisteki komisyon çalışmalarını ve İmralı ile yapılan görüşmeleri yeni sürecin ayırt edici özellikleri arasında değerlendiren Ünsal, örgütün kendisini feshetmesi ve silahlı mücadeleyi reddetmesinin de önemli gelişmeler olduğunu söyledi.

Sürecin zaman zaman yavaşlamış görünmesine rağmen olumlu yönde ilerlediği kanaatinde olduğunu belirten Ünsal, silahsızlanmaya ilişkin raporun ardından daha somut gelişmelerin görülebileceğini ifade etti.

“MECLİSTEKİ MUTABAKAT BAĞIMSIZ GÖZLEM HEYETİNİ MUTLAK BİR GEREKLİLİK OLMAKTAN ÇIKARDI”

Meclisin sürece katılımının bağımsız bir gözlem mekanizmasına duyulan ihtiyacı giderip gidermeyeceği sorusunu yanıtlayan Ünsal, şunları söyledi:

“Anlaşıldığı kadarıyla bu süreçte Meclis ta işin başından itibaren çok kritik bir görev üstlendi. Dolayısıyla Meclisin, tek bir partiyi dışta tutarsak, büyük çoğunluğunun ve onların da halk tabanındaki karşılığını dikkate alırsak neredeyse seçmenin aşağı yukarı yüzde 90 küsurunun olurunu almış bir süreçten bahsediyoruz. Burada bağımsız bir gözlem heyeti de süreci denetleyebilirdi. Meclis de bu işi yapabilirdi ama Meclisteki bu büyük mutabakat bağımsız bir gözlem heyetinin olmasını mutlak suretle bir gereklilik olmaktan çıkartmış gözüküyor. Sanıyorum ve umuyorum yeterli olur.”

“ÖCALAN’IN DOĞRUDAN TOPLUMLA TEMASI ÖNEMLİ”

Abdullah Öcalan’ın doğrudan temas imkanlarına kavuşmasının sürecin geleceği açısından önemine ilişkin soruyu yanıtlayan Ünsal, MHP’den yapılan açıklamalara işaret etti:

 

“Gerek MHP’den kamuoyuna en direkt yolla ifade edilen beyanatlardan da anlıyoruz ki Öcalan’ın çalışma ofisine benzer bir yeni yapılanmanın İmralı’da inşa edildiğini ve edilmekte olduğunu ve sürecin bundan sonra oradan kendisinin doğrudan sivil toplumla, gazetecilerle, basınla temasının mümkün olacağı bir imkan yaratıldığı anlaşılıyor.”

Öcalan’ın toplumla doğrudan temasının çatışmalı dönemin yarattığı kaygıların giderilmesinde önemli olduğunu belirten Ünsal, şöyle devam etti:

“Ben bunun elbette çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü toplumun önemli bir kısmının bu 40 küsur yıllık çatışmalı sürecin maliyetlerinin baskısı altında birtakım doğal kaygıları olduğunu görüyorum.

Dolayısıyla Öcalan’ın doğrudan toplumla temas etmesi, o toplumsal kesimin ikna edilmesi bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. O bakımdan umarım çok fazla bu işler gecikmeden Milli Güvenlik Kurulunun raporunun hazırlanmasını müteakip bu süreç, yani toplumla temas süreci başlatılır.”

“GENEL MERKEZLER DÜZEYİNDEKİ KABUL YETERLİ DEĞİL”

Barış sürecinde toplumun yeterince yer alıp almadığına ilişkin soruyu yanıtlayan Ünsal, siyasi partilerin genel merkezleri düzeyindeki desteğin toplumsal katılım açısından yeterli olmadığını belirtti:

“Şu an itibarıyla Mecliste çok büyük bir desteğin olduğu ortada. O bakımdan en azından genel merkezler düzeyinde siyasi partilerin seçmenleri tabanına ne kadar indiği meselesi elbette bir soru işareti olarak kalmak kaydıyla söylüyorum. Genel merkezler düzeyinde çok ciddi bir kabulün olduğu ortada. Fakat tabii ki bu yeterli değil.”

Toplumun kaygılarının giderilmesi için doğrudan temasların kurulması gerektiğini vurgulayan Ünsal, Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan’ın rollerine dikkat çekti:

“Toplumun kaygılarının yatıştırılması ve sürecin geleceğinin Türkiye’ye, Türk ve Kürt halklarına ve Ortadoğu’ya nasıl bir perspektifle baktığını ve bunun hepimizin hayatını nasıl olumlu anlamda dönüştüreceğini ifade eden doğrudan temasların kurulmasını sağlamak gerekiyor.

O da tabii ki elbette İmralı’nın açılmasıyla mümkün olacak. Çünkü burada çok kilit aktör elbette Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli iken öbür tarafta da Abdullah Öcalan’ın kendisidir.”

Bu üç ismin kendi toplumsal tabanları üzerinde etkili olduğunu belirten Ünsal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu üç kilit aktörün kendi tabanları üzerinde doğrudan güçlü bir nüfuzu, dönüştürücü etkisi var. Bu üç aktörün kendi rollerini toplum önünde rahat oynamasını sağlamak lazım. Elbette Bahçeli bu işe sahip çıkıyor. Tayyip Erdoğan bir seçilme kaygısı nedeniyle belki daha volümü düşük bir şekilde sahip çıksa bile o da sahip çıkıyor ama üçüncü aktörün de en azından diğer iki aktör kadar doğrudan toplumla temasının sağlanması bence çok önemli.”

“KÜRTLERİN VE ALEVİLERİN KUŞKULARI DA GİDERİLMELİ”

 

Barış ve demokratikleşme sürecinde Alevilerin eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve geçmişle yüzleşme taleplerinin nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin soruyu yanıtlayan Ünsal, Kürtlerin ve Alevilerin sürece ilişkin kaygılarının giderilmesinin önemine dikkat çekti:

“Türkiye toplumunun ikna edilmesi bakımından Öcalan’ın kapılarının açılması, doğrudan temasının öneminden bahsederken Kürt toplumunun ve Alevilerin de birtakım kuşkularının yatıştırılması ve giderilmesinin de bir o kadar önemli olduğunu vurgulamak lazım.”

Kayyum uygulamalarının sonlandırılması gerektiğini belirten Ünsal, şöyle konuştu:

“Kayyum uygulamasının bir an önce sonlandırılması gerekiyor. Bu neden yapılmıyor? İşte örgüt kendisini feshetmiş, silahlarını yakmış, bir daha silahlı mücadele yapmayacağını deklare etmiş. Bütün bunlar olmuşken devletin kendi üzerine düşenleri yapmakta tereddütlü davranması, toplumun diğer kesiminin de sürece dair kuşkularının giderilmesi bakımından önemli.”

Cezaevindeki isimlerin serbest bırakılmasının da önemli olduğunu belirten Ünsal, konuşmasında Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay, Osman Kavala gibi isimleri örnek göstererek şu ifadeleri kullandı:

“Bunlar sembol olduğu için bu isimleri söylüyorum. Elbette cezaevlerinde onlarca ve yüzlerce kişi var. Bunların bir an önce serbest bırakılması mutlaka önemli. Bunlar yapılırsa toplumun diğer kesimi de sürece dair itimat geliştirecek.”

“ALEVİ MESELESİ ÇOK DAHA DERİN TARİHSEL KÖKLERE SAHİP”

Alevilerin taleplerine ilişkin değerlendirmesinde meselenin tarihsel boyutuna dikkat çeken Ünsal, şöyle konuştu:

“Aleviler meselesi de maalesef Kürt meselesi gibi Cumhuriyetle yaşıt ve hatta Cumhuriyetten çok daha derin tarihi kökleri olan bir mesele. Dolayısıyla bu konuda söz söyleyen herkesin, ister Kürt siyasetinde yer almış ya da kendisini ona yakın hisseden biri olsun ya da doğrudan devletin resmi çizgisinde siyaset yapan biri olsun, bu tarihi derinliği göz ardı ederek bu meseleye söz söylemeleri her an pot kırmalarını ve birtakım kırgınlıkları yeniden yeniden üretmelerini gerektirir.”

Alevi meselesinin tarihsel ve toplumsal etkilerine dikkat çeken Ünsal, kullanılan dilin yeni kırgınlıklar yaratabileceğini belirtti:

“O yüzden bence Kürt meselesi kadar, belki ondan çok daha fazla ve çok daha derin, çok daha travmatik etkiler üreten bir meseledir Alevi meselesi. O konuda son derece dikkatli olmak lazım. Zaman zaman, isim vermek istemem polemiklere sebep olmamak için, birtakım ifadelerin Alevi toplumunda ne kadar büyük kırgınlıklar, hayal kırıklıkları ürettiğini çok rahat görebiliyoruz.”

“EŞİT YURTTAŞLIK SOMUT ADIMLARLA ORTAYA KONULMALI”

Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin somut karşılıklarının bulunması gerektiğini belirten Ünsal, kamu yönetimindeki temsil sorununa dikkat çekti:

“Eşit yurttaşlık dediğimiz evet, bir genel çözümlemedir, ifadedir ama bunun somut adımlarla ortaya konulması lazım. Mesela bürokraside toplumdaki nispetinden çok daha az nispette Alevilerin yer almış olması elbette büyük bir sorundur. İşte üst düzey bürokratlar içerisinde Alevi kardeşlerimizin yeterince temsil edilmemiş olması bir meseledir. Onun mutlaka halledilmesi lazım.”

“CEMEVLERİ İBADETHANE OLARAK GÖRÜLMELİ”

Cemevlerinin statüsüne ilişkin taleplerin de karşılanması gerektiğini vurgulayan Ünsal, şöyle devam etti:

“Diğer taraftan zaten cemevleri meselesi defalarca konuşuldu. Bir kez daha buradan vurgulayalım. Bir ibadethane olarak görülüp Kültür Bakanlığı’nın bir folklorik etkinlik gibi değerlendirdiği bir alandan çıkartılıp inanç alanına taşınması lazım ve onların birtakım ihtiyaçlarının kamu bütçesinden, tıpkı diğer inanç gruplarının, Sünnilerin olduğu gibi kamu bütçesinden karşılanması mümkün olmak lazım.”

Alevi meselesine ilişkin açıklamalarda tarihsel hassasiyetlerin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Ünsal, sözlerini şöyle tamamladı:

“Ama tekrar ediyorum, bu çok kritik bir mesele. Bu konuda konuşacak herkesin yüz defa düşünüp bir defa cümle kurması lazım. Artık birbirimizi daha fazla kırmaya, üzmeye ve yeni kırgınlıklar yaratmaya tahammülümüz yok.”

HABER MERKEZİ

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.