Alevi Haber Ajansi

Eren Yıldırım: Aleviler olmadan bu ülkeye barış gelmez-VİDEO

PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkan Yardımcısı ve Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım, Türkiye’de yeniden gündeme gelen çözüm sürecinin yalnızca silahsızlanmayla sınırlı tutulamayacağını belirtti. Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin karşılanmadığı, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmadığı ve zorunlu din derslerinin sürdüğü bir tabloda gerçek barışın sağlanamayacağını söyleyen Yıldırım, “Barış sadece Diyarbakır’dan geçmez; Düzgün Baba’dan da, Hacı Bektaş’tan da geçer” dedi.

Türkiye’de yeniden tartışılmaya başlanan demokratikleşme ve çözüm sürecini Aleviler açısından değerlendiren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkan Yardımcısı ve Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım, kalıcı barışın ancak adalet, demokratikleşme ve eşit yurttaşlık temelinde inşa edilebileceğini söyledi. Yıldırım, Alevilerin yıllardır dile getirdiği taleplerin görmezden gelinmesi halinde sürecin eksik kalacağını belirterek, cemevlerinin statüsünden zorunlu din derslerine, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yapısından Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’na kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.

“BARIŞ SİLAH BIRAKMAKLA DEĞİL, ADALETLE GELİR”

Türkiye’de yeniden konuşulan demokratikleşme ve barış sürecini Aleviler açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu süreçte Alevilerin talepleri yeterince dikkate alınıyor mu?

Eren Yıldırım: Öncelikle Alevi inancının merkezinde insan vardır. İnsanı esas alan, insanı merkeze koyan ve insani değerleri temel alan bir inançtır Alevilik. Elbette bütün inançlar kendilerini böyle tanımlıyor ancak Aleviler, hem geçmişte hem de bugün bunu yaşam biçimi haline getirmiş, buna göre adımlar atmış bir toplumdur.

Bu nedenle insanın kutsallığı, haklarını alabilmesi ve eşit yurttaş olarak yaşayabilmesi bizim inancımız açısından son derece kıymetlidir. O yüzden demokratikleşme ve barış adına atılan her adımı değerli buluyoruz. Bu yalnızca benim değil, Alevi toplumunun genel yaklaşımıdır. Çünkü barış kaçınılmazdır. Biz yıllardır zaten barış için mücadele ediyoruz. Ancak barışı sadece silah bırakmaya indirgememek gerekir. Silah bırakmakla tek başına barış gelmez. Barış; demokratikleşmeyle, adaletin sağlanmasıyla ve eşit yurttaşlığın hayata geçirilmesiyle mümkündür. Kendisini öteki hisseden bütün kesimler eşit yurttaşlık temelinde aynı omuz hizasında buluştuğunda gerçek barıştan söz edebiliriz.

Demokrasi, adalet ve eşit yurttaşlık sağlanmadan kurulacak bir barışın kalıcı olması mümkün değildir. Siyasi menfaatler ve çıkarlar üzerine inşa edilen bir barış sürecinde atılan adımların ve verilen sözlerin boşa düşeceğini çok net söylemek gerekiyor. Bu nedenle altını özellikle çiziyorum; silahlar bırakılmakla barış olmaz. Barış; demokratikleşmeyle, eşit yurttaşlıkla ve adaletin tecelli etmesiyle sağlanabilir. Bununla birlikte, geçmişte yaşadığımız bütün acılara rağmen bugün bu yönde bir adım atılmış olmasını yine de kıymetli buluyorum. Artık insanların birbirini kırmadan, farklılıklarını bir zenginlik olarak gördüğü, hoşgörü içinde bir arada yaşayabildiği bir ülkeye ihtiyacımız var. Bu nedenle atılan her olumlu adımı değerli görüyorum.

“BARIŞ SADECE DİYARBAKIR’DAN GEÇMEZ, BARIŞ DÜZGÜN BABA’DAN DA HACI BEKTAŞ’TAN DA GEÇER”

Çözüm süreci kapsamında Alevi kurumlarıyla temas kuruldu mu? Kurulduysa Aleviler bu süreçten ne bekliyor?

Eren Yıldırım: Biz Okmeydanı Cemevi olarak Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın ilk şubesiyiz. Aynı zamanda İstanbul Merkez Şubesi’yiz. Ben de Okmeydanı Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkan Yardımcısı ve Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesiyim.

Genel merkez düzeyinde bu görüşmeler sürekli yapılıyor. Zaten Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı bu konuda uzun yıllardır çalışma yürüten bir kurum. Çalıştaylar düzenledi, kurultaylar gerçekleştirdi. Hem kendi şubeleriyle hem de Alevi toplumunun farklı kesimlerinin katılımıyla seminerler yaptı. Hazırladığı raporları ve kitapçıkları hem iktidar partilerine hem de muhalefet partilerine iletti. Yani bu konuda sorumluluk alan ve önerilerini yıllardır kamuoyuyla paylaşan bir vakıf.

Bizimle birlikte birçok Alevi kurumu da benzer adımlar attı. Özellikle son dönemde yeniden gündeme gelen çözüm süreci kapsamında DEM Parti ve Kürt siyasi hareketinin Alevi kurumlarıyla sürekli istişare içinde olduğunu gördük. Alevilerin dinlendiği gerçeğini görmezden gelemeyiz. Elbette bizim de taleplerimiz var. Bu ülkede barış sadece Kürtlerle yürütülecek bir çözüm süreciyle sağlanamaz. Aleviler, LGBTİ+’lar ve kendisini öteki hisseden bütün kesimler bu sürecin içinde yer almalıdır. Herkesin kendisini gördüğü bir süreç olursa gerçek anlamda barıştan söz edebiliriz. Alevilerin kendisini içinde görmediği bir barış ortamıyla bu ülkede kalıcı barışı sağlayamazsınız.

Bugün diyelim ki çözüm süreci yalnızca Kürtlerle yürütüldü ve amacına ulaştı. Peki Aleviler hala öteki olarak görülmeye devam ederse buna gerçekten barış diyebilir miyiz?

Şu an bir cemevinin içerisindeyiz. Cemevi Alevilerin ibadethanesidir. Aslında Aleviler bir mekâna ihtiyaç duymaz; yeryüzünü mabet olarak görür. Üç canın bir araya gelip Hak kelamını söylediği her yer cemdir, cemevidir. Ancak büyük kentlere göç eden Alevi toplumunun ihtiyaçları doğrultusunda bu yapılar inşa edildi ve biz buraları ibadethanemiz olarak tanımladık. Eğer Aleviler buraya ibadethane diyorsa, devlet de bütün inançlara eşit mesafede durmalı; camiye tanıdığı ibadethane statüsünü cemevine de tanımalıdır. Birilerinin bizi tasdik etmesine ihtiyacımız yok. Biz buraya ibadethane diyorsak, bizim için ibadethanedir. Ancak mesele yalnızca cemevlerinin statüsü değil. Çocuklarımıza okullarda zorunlu din dersleri veriliyor. Bizim vergilerimizle finanse edilen Diyanet İşleri Başkanlığı yalnızca tek bir inanca hizmet ediyor. Alevi inancının bugünlere ulaşmasını sağlayan ocaklarımızın, dergâhlarımızın, pirlerimizin ve mürşitlerimizin emek verdiği mekânlar hala gerçek sahiplerine iade edilmiş değil. Bu sorunlar çözülmediği sürece barış süreci de eksik kalacaktır. Sadece bir toplumun sorununu çözmek bu ülkeye barış getirmez. Kendisini öteki hisseden herkes bu sürecin içinde yer almalıdır.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat’ın çok anlamlı bir sözü var: Barış sadece Diyarbakır’dan geçmez. Barış Düzgün Baba’dan da Hacı Bektaş’tan da geçer.” Ben de aynı düşüncedeyim. Sadece Kürtlerin haklarını alması ve eşit yurttaş olması çözüm sürecini nihai amacına ulaştırmaz. Kendisini öteki olarak gören herkes bu barış sürecinin içinde yer almalıdır. Ancak o zaman demokratikleşmeyi, adaleti ve gerçek anlamda eşit yurttaşlığı konuşabiliriz.

“HALKLARIN TALEPLERİNİ GÖRMEK ZORUNDASINIZ”

Cemevlerinin yasal statüsü, zorunlu din derslerinin kaldırılması gibi taleplerin karşılanması demokratikleşme açısından neden belirleyici? Devletten bu konuda nasıl bir adım bekliyorsunuz?

Eren Yıldırım: Demokratikleşme sürecini, halkların haklı taleplerini görmezden gelerek sağlayamayız. Halkların taleplerini görmek zorundasınız. Bunların başında zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevi dergâhlarının gerçek hak sahiplerine, Alevi kurumlarına ve Alevilere iade edilmesi geliyor. Din dersini tamamen kaldırmasanız bile bunu anayasal çerçevede yeniden düzenleyebilirsiniz. Zorunlu olmaktan çıkarıp seçmeli hale getirebilirsiniz. Çünkü herkes aynı düşünmek zorunda değil. Çocuklarının din dersi almasını isteyen aileler olabilir. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak bunun zorunlu tutulmaması gerekir.

Bir diğer mesele de Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Bugün Diyanet, Milli Eğitim Bakanlığı da dahil olmak üzere birçok bakanlıktan daha büyük bir bütçeye sahip. Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin çok güzel bir sözü vardır: “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Bugün ülke sosyal, siyasal ve ekonomik olarak ciddi bir bunalımın içerisinde.

“Dünya barışı, her dinin kendi yobazlarından kurtulduğu gün sağlanacaktır” diye çok anlamlı bir söz vardır. Elbette din önemlidir, maneviyat önemlidir, insanların inanması önemlidir. Biz dağa, taşa inanmış, taşın canı var demişiz; kayanın dibinde kurban kesmiş, ağaca bez bağlayıp dilek dilemiş bir toplumuz. Bunları görmezden gelemeyiz. Bunlar bizim mitlerimizdir. İnançları var eden de aslında bu mitlerdir. Mitler olmadan inanç da olmaz ama bütün bunları aklın ve bilimin ışığında değerlendirmek zorundayız. Aklın rehberliğinde atılmayan her adım boşa atılmış bir adımdır. Bu nedenle ülkeyi yöneten iktidarın demokratikleşme ve çözüm sürecini yürütürken yalnızca Kürtleri değil, kendisini öteki hisseden bütün kesimleri görmesi gerekiyor. O kesimlerin taleplerini dinleyip ortak bir zeminde çözüm üretmesi gerekiyor. Çözümler tamamen bizim istediğimiz şekilde olmak zorunda değil. Ancak ortak bir masada konuşarak, müzakere ederek ortak bir noktaya ulaşabiliriz. Ne yazık ki bugüne kadar bunu başaramadık.

“CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN KÜLTÜR BAKANLIĞI’NA BAĞLANMASI HAKARETTİR”

Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasına neden karşı çıkıyorsunuz? Bu yapının hangi yönlerini sorunlu buluyorsunuz?

Eren Yıldırım: Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması ve eşit yurttaşlık mücadelesi kapsamında yıllardır verdiğimiz mücadelede bizi görmediler, taleplerimizi kabul etmediler. Buna rağmen Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nı kurdular. Bu tamamen “ben yaptım oldu” anlayışının ürünüdür. Yaklaşık 30-35 yıldır Alevi kurumları eşit haklar için mücadele ediyor. Bu mücadelede dile getirilen talepler, hazırlanan raporlar ve yapılan çağrılar görmezden gelindi. Sonunda da Alevilerin istemediği bir yapı oluşturuldu. Şunun altını özellikle çizmek isterim; Alevi toplumunun çok zengin bir kültürü vardır, bunu inkâr edemeyiz. Ancak Alevilik sadece kültürden ibaret değildir. Bir inançtır.

Bugün Şah-ı Merdan Ali’yi, Kaygusuz Abdal’ı, Hünkar Hacı Bektaş Veli’yi, Pir Sultan Abdal’ı, Hallacı Mansur’u, Şeyh Bedreddin’i görmezden gelemezsiniz. Bunlar yaşadıkları dönemde topluma yön vermiş, sözleriyle, nefesleriyle, öğretisiyle insanlara yol göstermiş inanç önderleridir. Maneviyatı ilmin ışığında yoğurmuş insanlardır. Bunu yok sayamazsınız. Dolayısıyla Aleviliği yalnızca kültürel bir unsur olarak görüp Kültür Bakanlığı’na bağlamak, Alevi toplumuna yapılmış büyük bir hakarettir. Biz bunun için torba yasa Meclis’e geldiğinde Meclis önünde yürüdük. “Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kapatılsın, Alevilik bir torbaya sığmaz” dedik. Ardından Yenikapı’da on binlerce kişinin katıldığı Büyük Alevi Kurultayı’nı gerçekleştirdik. Neden bu yapıyı kabul etmediğimizi bütün kamuoyuna anlattık. Ama bizi dinleyen değil, “ben yaptım oldu” anlayışıyla hareket eden bir iktidar var. Bu doğru bir yaklaşım değil.

Alevilerin talepleri ortak bir masada konuşulmalı. Ama bu görüşmeler, göstermelik kurumlarla ya da göstermelik inanç önderleriyle değil; yıllardır bu inanç için mücadele etmiş, bedel ödemiş, toplumun güvenini kazanmış kurumlar ve inanç önderleriyle yapılmalıdır. Bugün “Biz şu federasyonlarla görüşüyoruz” diyebilirler. Ama Alevi toplumu sadece federasyonlardan ibaret değildir. Vakıflarıyla, dernekleriyle, federasyonlarıyla, konfederasyonlarıyla milyonlarca insanı temsil eden çok geniş bir yapıdır. Bu yapıyı görmezden gelerek atılan her adım sonuçsuz kalacak, siyasi hedeflere ulaşmak için atılmış adımlar olarak değerlendirilecektir. Bu nedenle Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın kaldırılması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bunun yerine Alevi kurumlarıyla yeniden görüşülerek, ortak akılla yeni bir yapı oluşturulmalıdır.

Aslında Alevi toplumu baştan beri böyle bir yapının kurulmasını istemiyordu. Yıllardır söylediğimiz temel talep şuydu: Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılsın, her inanç kendi inananları tarafından yaşatılsın. Bugün bunun gerçekleşebileceğini düşünmüyorum. Çünkü bu ülkede din, siyasetle iç içe geçmiş durumda. AK Parti de, MHP de, CHP de, DEM Parti de bugün çıkıp “Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kapatıyorum” diyemez.

Ben bir Alevi inanç önderiyim. Alevi bir ailede doğdum, çocuklarımı da kendi inancımı anlatarak büyütüyorum. İnançlarını ileride kendileri seçerler; Alevi olurlar ya da olmazlar, bu onların kararıdır ama ben çocuğumu okula gönderdiğimde ona benim inancımda olmayan bir ibadetin dayatılmasını kabul edemem. Ben Sünni değilim. Ramazan orucuna saygı duyuyorum. Herkesin inancına saygı duyuyorum. Ama benim inancımda ramazan orucu yok. Benim çocuğuma bunu dayatmayın diyorum. Ben senin inancına nasıl saygı duyuyorsam, sen de benim inancıma aynı saygıyı göstermek zorundasın.

Bu konuda yaptığım sosyal medya paylaşımına yüz binlerce etkileşim geldi. Binlerce hakaret de aldım. Bu bile meselenin ne kadar derin olduğunu gösteriyor.Keşke Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılsa ve ayrılan devasa bütçeler eğitime aktarılsa. Camiyi de, cemevini de, kiliseyi de kendi inananları yaşatsın. Asıl mesele budur. Bir demokratikleşme olacaksa bu ortak masada konuşularak yapılmalıdır. “Ben yaptım oldu” anlayışıyla ne demokratikleşme olur ne de çözüm süreci. Bizim ihtiyacımız olan şey istişare ve muhabbettir. Muhabbetten uzaklaştıkça birbirimizi dinlemeyi de bıraktık. Oysa bu yol bugüne kadar muhabbetle geldi. Ben hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değilim. Hiçbir Alevi kurumu da değildir. Kim bu ülkenin demokratikleşmesini, eşit yurttaşlığı ve bütün halkların eşit statüde yaşamasını samimiyetle savunuyorsa onunla konuşmaya hazırız.

Yeter ki insanların dilinden, dininden, renginden, cinsiyetinden dolayı ayrımcılığa uğramadığı bir ülke kurabilelim.Çok kan döküldü. Çok çocuk öldü. Çok anne ağladı. Artık buna bir son verilmeli. Bu ülke gerçekten huzur ve refah içinde, herkesin bir arada yaşayabildiği bir ülke olmalı. Bu topraklar aslında birlikte yaşamayı biliyor. Alevisiyle, Sünnisiyle, Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle yıllarca komşuluk ederek, akrabalık kurarak yaşadı. Bunu unuttuk. Çünkü birbirimizle konuşmayı bıraktık. Kendimiz gibi düşünmeyeni hemen yaftalamaya başladık. Oysa muhabbet her şeyin başlangıcıdır.Hüdayi Baba’nın dediği gibi: “Hüdayiyim Hüda’mız var, dost elinden bademiz var, muhabbette gıdamız var, ölüm ölür biz ölmeyiz.” Muhabbetten beslenenler, gönüllerde yaşamaya devam eder. Ben buna inanıyorum ve bunu yeniden başarabileceğimize de inanıyorum.

“BİZİM MESELEMİZ DEDELERE MAAŞ DEĞİL, MUHATAPLIK MESELESİ”

Geçmişte Selahattin Demirtaş da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılması önerisini gündeme getirmişti. Bugün Alevi toplumunun Diyanet İşleri Başkanlığı ve devletle ilişkiler konusunda temel beklentisi nedir? Devletin nasıl bir model geliştirmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Eren Yıldırım: Selahattin Demirtaş bunu söyledi ve ciddi şekilde linç edildi. Üstelik sadece siyasi çevrelerden değil, kendi toplumu içerisinde de eleştirildi. Çünkü Kürt toplumunun önemli bir bölümü Hanefi ya da Şafii inancına mensup. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılması yönündeki öneri kendi tabanında da karşılık bulmadı. Bu nedenle ben bugün Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılabileceğini düşünmüyorum ama Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmayacaksa biz de haklarımızı istiyoruz.

Burada bizim meselemiz dedelere maaş bağlanması değildir. Bizim talebimiz maaş değil, muhatap alınmaktır. Alevi toplumunu, Alevi kurumlarını ve inanç yapısını muhatap olarak kabul edin. Aleviler kendi dedesini de yaşatır, kendi inanç önderini de aç bırakmaz. Sorunu dedelere maaş bağlamak üzerinden çözmeye çalışırsanız “Alevileri tanıdık” diyemezsiniz. Tam tersine dedeleri birbirine düşürür, Alevi toplumunu kendi içinde ayrıştırırsınız. Dedeleri Hızır Paşa’nın yerine koymuş olursunuz. Bu da sistematik bir asimilasyon politikasıdır. Bugün Alevi toplumu içerisinde farklı görüşler de var. “Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmıyorsa Alevilerin de bağımsız bir kurumu olsun, kendi inanç kurumları oluşturulsun” diyenler de var. Bu da anlaşılabilir bir talep. Çünkü insanlar yıllardır vergisini veriyor ama kendi vergisinin kendi inancına değil, başka bir inancın hizmetine harcandığını görüyor.

Bu nedenle devletin Alevi toplumuna karşı büyük bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorlar ve bunda da haklılar. Bu talepler artık sadece hukuki değil aynı zamanda manevi bir mesele haline gelmiş durumda. Bu yüzden Alevi toplumunu görmezden gelmek yerine muhatap almak gerekiyor. Ortak bir masada oturup “Ne yapabiliriz?” sorusuna birlikte cevap aramamız gerekiyor.Bence bu çıkmazın en gerçekçi çözümü de budur.

Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.