PİRHA- Tarihçi Dr. Sedat Ulugana Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam fotoğraflarına ilişkin tartışmalara sosyal medya üzerinden açıklık getirerek, devlet arşivlerinin açılması çağrısı yaptı. Seyit Rıza’nın torunu Süleyman Polat ise tarihi belgelerin ailelerin hassasiyetleri gözetilerek değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Dersim 1937–38 Tertelesi’nin en önemli kırılma noktalarından biri olan 15 Kasım 1937’de, Seyit Rıza, Resik Hüseyin (Seyit Rıza’nın oğlu), Seyit Hüseyin (Kureyşan-Seyhan aşiret reisi), Fındık Ağa (Yusufanlı Kamer Ağa’nın oğlu), Hasan Ağa (Demenan aşiret reisi Cebrail Ağa’nın oğlu), Hasan (Kureyşanlardan Ulkiye’nin oğlu), Ali Ağa (Mirza Ali’nin oğlu) İstiklal Mahkemesi’nin verdiği karar doğrultusunda idam edildi. Aradan yaklaşık 89 yıl geçmesine rağmen idam edilenlerin mezar yerleri bugüne kadar açıklanmadı. Aileler, insan hakları savunucuları ve Dersim kurumları, devletin bu tarihsel sorumlulukla yüzleşmesini, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanarak cenazelerinin ailelerine teslim edilmesini talep etmeye devam etti.
Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edildiği ana dair geçtiğimiz günlerde önemli bir gelişme yaşandı.
Berlin Freie Üniversitesi’nde akademisyen olan tarihçi Dr. Sedat Ulugana, 1937-38 Dersim direnişinin öncüsü Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam fotoğraflarını ortaya çıkardı. Geçtiğimiz günlerde Sterk Tv’de televizyon logosuyla yayınlanan görüntüler büyük yankı uyandırdı.
İdamın tanıklarından olan İhsan Sabri Çağlayangil’e göre, idam fotoğrafları bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından yakılmıştı: “İnfaz sırasında ‘Macar Mustafa’ lakaplı bir polis memuru, Seyit Rıza’nın sehpada asılı fotoğraflarını çekti. Çekilen fotoğraflar dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın yaverine verildi, o da bu fotoğrafları Mustafa Kemal Atatürk’e kahvaltı sırasında gösterdi. Atatürk fotoğrafları görünce büyük bir sinirle, ‘Nedir bu rezalet? Herif Seyyit (peygamber sülalesinden), bu resimler bütün Kürtleri ayaklandırır.’ diyerek fotoğrafların negatifleriyle birlikte yok edilmesini, yani yaktırılmasını emretti.”
Ulugana’ya göre ise Atatürk’ün emrine rağmen negatiflerin tamamı toplatılıp yakılmadı.
Fotoğrafların kamuoyuna yansımasının ardından sosyal medyada başlayan tartışmaların odağı, görüntülerin orijinal olup olmadığı sorusu oldu
Ulugana sorulan sorular karşısında sosyal medya hesabında bir açıklama yaparak fotoğrafların orjinal olduğunu ifade etti.
“FOTOĞRAFLARIN ORİJİNALLİĞİNDEN YÜZDE YÜZ EMİNİM”
Ulugana, fotoğrafların fotoğrafçılık alanında uzman bir akademisyen tarafından ayrıntılı biçimde incelendiğini belirterek, “Fotoğraf kağıdının tarihsel özellikleri, yıpranmaları, lekeleri ve diğer fiziksel unsurları da değerlendirilmiştir.” dedi.
Yaklaşık 15 yıldır yüzlerce tarihi fotoğraf üzerinde çalıştığını ifade eden Ulugana, “Fotoğrafların orijinalleri de halen nezdimizdedir. Hülasa, bu fotoğrafların orijinal olduklarından yüzde yüz eminim.” ifadelerini kullandı.
“CENAZELERİN GÜNLERCE TEŞHİR EDİLDİĞİ TANIKLIKLARLA AKTARILIYOR”
Ulugana, Seyit Rıza ve arkadaşlarının gece saatlerinde farklı noktalarda idam edildiğini, ancak mevcut tanıklıkların cenazelerin bir günden daha uzun süre darağaçlarında bırakıldığını gösterdiğini belirtti.
Bu konuda çeşitli tanıklıklara dikkat çeken Ulugana, tarihçi Mete Kalman’ın annesi Zekiye Hanım’ın darağaçlarındaki bedenleri gördüğünü kendisine defalarca anlattığını aktardı. Bilgi Üniversitesi’nin kurucusu Mevlüt Mutlu’nun babası Dursun Mutlu’nun da cenazeleri gördüğünü ve “birkaç gün” boyunca teşhir edildiklerini ifade ettiğini belirten Ulugana, araştırmacı Cemal Taş ile Polat Düzgün’ün de benzer tanıklıkları kayıt altına aldığını söyledi.
Ulugana, “Dolayısıyla, bu hususu doğrulayan birden fazla tanıklık bulunmaktadır.” dedi.
YÜZLERİN SANSÜRLENDİĞİ DEĞERLENDİRMESİ
Paylaşılan fotoğraflarda Seyit Rıza, oğlu ve diğer bir aşiret reisinin yüzlerinin keçeli kalemle kapatıldığını belirten Ulugana, bu sansürün amacının kimliklerin teşhis edilmesini önlemek olduğunu düşündüğünü ifade etti.
Teknik incelemede sansürde kullanılan mürekkebin türünün dahi tespit edildiğini aktaran Ulugana, fotoğrafların yayımlanmasının ardından bir araştırmacının kendisiyle iletişime geçtiğini ve Seyit Rıza ile oğlunun yüzlerinin sansürlenmediği aynı karelere ulaştığını söyledi. Söz konusu araştırmacının uygun görmesi halinde bu fotoğrafları kamuoyuyla paylaşacağını da ekledi.
“TARTIŞMANIN ODAĞI DEVLETİN İDAM SÜRECİ OLMALI”
Ulugana, fotoğrafların ortaya çıkmasının ardından asıl tartışılması gereken konunun devletin idam sürecini nasıl yürüttüğü olduğunu vurguladı.
Kamuoyunun yanıt araması gereken soruların “İdamlar hangi usulle gerçekleştirildi? Cenazeler neden ailelerine teslim edilmedi? Nerelere defnedildiler? Ne kadar süre darağaçlarında bırakıldılar? Bu süreçte hangi idari ve hukuki işlemler uygulandı?” olduğunu belirten Ulugana, bu soruların muhatabının kendisi değil ilgili devlet kurumları olduğunu söyledi.
Ulugana, “Benden açıklama beklemek yerine, bu sürece ilişkin arşiv belgelerini ve kayıtları elinde bulunduran devletten daha kapsamlı bilgi talep edilmesi gerekir. Eğer bu konuda resmi belge ve kayıtlar mevcutsa, tarihi hakikatin ortaya çıkması adına bunların kamuoyuyla paylaşılması en doğru yaklaşım olacaktır.” ifadelerini kullandı.
“FOTOĞRAFLAR TARİHİ SORUMLULUK VE AİLELERİN HASSASİYETİ GÖZETİLEREK DEĞERLENDİRİLMELİ”
Seyit Rıza’nın torunlarından, Rüstem Polat’ın oğlu Süleyman Polat ise sosyal medya hesabı üzerinden fotoğraflara ilişkin bir açıklama yaptı. Polat, tarihi belgelerin kamuoyuyla paylaşılması sürecinde ailelerin görüşlerinin alınması, bilimsel titizlikle hareket edilmesi ve insan onurunun gözetilmesi gerektiğini vurguladı.
FOTOĞRAFLARIN SATIŞA ÇIKARILACAĞINI ÜÇ HAFTA ÖNCE ÖĞRENDİ
Polat, yaklaşık üç hafta önce yapılan bir telefon görüşmesinde, Seyit Rıza ve diğer aşiret önderlerine ait olduğu belirtilen 1937 tarihli bazı fotoğrafların bulunduğu ve bunların müzayede yoluyla satışa sunulmasının planlandığı bilgisinin kendisine iletildiğini belirtti.
Bunun üzerine, “Aradan yaklaşık doksan yıl geçmiş olmasına rağmen naaşlarının nerede olduğuna dair belirsizliklerin hala devam ettiği bu tarihi şahsiyetlere ait görüntülerin maddi bir değere dönüştürülmesini etik açıdan doğru bulmadığımı ifade ederek, söz konusu fotoğrafları talep etmediğimi belirttim.” dedi.
ARAŞTIRMA SÜRECİNE İLİŞKİN BİLGİLENDİRİLDİĞİNİ AKTARDI
Polat, daha sonra tarihçi Sedat Ulugana’nın fotoğraflara ulaştığı, bunları satın aldığı ve orijinal nüshaların temin edilmesiyle kapsamlı bir araştırma yürütüleceği yönünde bilgilendirildiğini ifade etti.
Bu süreçte, fotoğraflarda yer alan kişilerin aileleriyle ve sonraki kuşaklarıyla temas kurulmasının, tarihi hassasiyetlerin ve toplumsal vicdanın gözetilmesinin önemine ilişkin görüşlerini paylaştığını söyledi.
Sosyal medyada dolaşıma giren fotoğrafların paylaşılma biçimine ilişkin değerlendirmede bulunan Polat, “Bu fotoğrafların, kendileriyle kan bağı bulunan aile bireylerinin görüşleri alınmadan ve gerekli tarihi değerlendirmeler tamamlanmadan sosyal medya ortamında dolaşıma girmesini şahsen doğru bulmadığımı ifade etmek isterim.” ifadelerini kullandı.
Fotoğrafların yalnızca aileleri ilgilendiren bir mesele olmadığını belirten Polat, bunun aynı zamanda toplumun ortak hafızasını, tarihi gerçeklerle yüzleşme çabasını ve geçmiş kuşaklardan bugüne taşınan insan hikayelerini ilgilendirdiğini dile getirdi.
“SANSASYON DEĞİL, TARİHİ SORUMLULUK”
Polat, böylesi belgelerin sansasyon oluşturacak tartışmaların konusu yapılmaması gerektiğini belirterek, bunların “tarihi sorumluluk, bilimsel titizlik ve insan onuruna saygı ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesinin daha doğru olacağı” görüşünü paylaştı.
Fotoğrafların kamuoyuyla paylaşılması yönünde bir karar alınmışsa, bunun gerekçelerinin ve yürütülen araştırma sürecinin toplumla açık biçimde paylaşılmasının önem taşıdığını ifade eden Polat, bunun hem tarihi mirasa duyulan saygıyı güçlendireceğini hem de yürütülen çalışmanın güvenilirliğine katkı sunacağını söyledi.
“ORTAK İNSANLIK VİCDANININ BİR PARÇASI”
Geçmişte yaşanan acıların hangi kimliğe, inanca, dile ya da topluluğa ait olursa olsun ortak insanlık vicdanının bir parçası olduğunu vurgulayan Polat, tarihi belgelerin korunması, incelenmesi ve kamuoyuyla paylaşılması süreçlerinde ailelerin hassasiyetleri, toplumun bilgi edinme hakkı ve insan onurunun birlikte gözetilmesi gerektiğini belirtti.
Yaklaşık 89 yıl sonra ortaya çıkan idam fotoğrafları, yalnızca Dersim 1937-38’e ilişkin tarihsel hafızayı yeniden gündeme taşımakla kalmadı, aynı zamanda yıllardır yanıtsız bırakılan soruları da yeniden görünür kıldı. Fotoğrafların orijinalliğine ilişkin tartışmaların ötesinde, kamuoyunda şimdi gözler devlet arşivlerine ve resmi kayıtlara çevrilmiş durumda. Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının nasıl idam edildiği, cenazelerinin neden ailelerine teslim edilmediği, nereye defnedildikleri ve mezar yerlerinin neden hala açıklanmadığı soruları yanıt beklemeyi sürdürürken, hakikatin ortaya çıkarılması, mezar yerlerinin açıklanması ve devletin geçmişle yüzleşmesi yönündeki çağrılar sürüyor.
HABER MERKEZİ
İlgili Haber :
Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildikten hemen sonra çekilmiş fotoğrafları yayınlandı!
Yoruma kapalı.