PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevilikte hiçbir ritüelin gösteri için yapılmadığını vurgulayarak, “Bugün ise ne yazık ki birçok erkân, düşüncenin ve hakikatin üretildiği meydanlar olmaktan çıkarılıp kameraların, protokollerin ve resmi törenlerin dekoruna dönüştürülmektedir. Oysa Alevilik alkış üretmez; ikrar üretir. Gösteri üretmez; hakikat üretir. Bu nedenle ritüellerin gösteriye dönüşmesi yalnızca estetik bir sorun değil, doğrudan inancın özüne yönelik bir tahribattır” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi gündemine ilişkin sorularımızı yanıtladı.
“BİR ÇOK ERKAN HAKİKATİN ÜRETİLDİĞİ MEYDANLAR OLMAKTAN ÇIKARILIP RESMİ TÖRENLERİN DEKORUNA DÖNÜŞTÜRÜLMEKTE”
Pirha: Son yıllarda özellikle Muharrem Ayı, Aşure lokmalarının paylaştırılması ve Cem Erkanı’nın yürütülme biçimi etrafında yoğun tartışmalar yaşanıyor. Sizce tartışmanın temelinde ne var?
Zeynel KETE: Tartışmanın özü aslında çok nettir. Alevi inancının en temel ilkelerinden biri “Hakk için olsun, seyir için olmasın” anlayışıdır. Bu ilke yalnızca ibadetin nasıl yapılacağını tarif etmez; aynı zamanda Alevi yaşam felsefesini de açıklar. Çünkü Alevilikte hiçbir ritüel gösteri değildir. Her erkân, toplumun ortak vicdanının, ortak aklının ve ortak yaşamının yeniden üretildiği kutsal bir buluşmadır.
Bugün ise ne yazık ki birçok erkân, düşüncenin ve hakikatin üretildiği meydanlar olmaktan çıkarılıp kameraların, protokollerin ve resmi törenlerin dekoruna dönüştürülmektedir. İşte esas sorun budur.
“ALEVİLİKTE ESAS OLAN RIZALIKTIR”
Devlet temsilcilerinin cemlere veya aşure etkinliklerine katılmasını neden eleştiriyorsunuz?
Zeynel KETE: Burada mesele herhangi bir kişinin ceme gelmesi değildir. Alevilik kapısını hiçbir insana kapatmaz. Ancak Alevilikte esas olan rızalıktır. Sorulması gereken soru şudur: Aleviliği anayasal ve hukuksal olarak tanımayan, cemevlerini hâlâ ibadethane kabul etmeyen, Alevi dergahlarını müze haline getiren, din derslerini mecburi hale getiren, Alevi katliamları ile yüzleşmeyen bir devlet anlayışı, hangi hakikatle Alevi erkânlarında görünür olmaktadır? Aslında yaşanan pratik demokratik teamüllere de aykırıdır.
Bir taraftan inancı resmi olarak tanımayacaksınız, diğer taraftan Muharrem Ayı’nda protokol eşliğinde aşure dağıtacaksınız. Bu büyük bir çelişkidir. Başlı başına bir etik sorundur aynı zamanda. Daha da önemlisi, bu katılımlar çoğu zaman toplumun ortak iradesiyle değil, toplumda rızalık almamış bazı kişiler üzerinden gerçekleştirilmektedir. Oysa Alevilikte hiçbir birey toplumu temsil etme ayrıcalığına sahip değildir. Mülki amirler kendi etkilerini kullanarak bir çok daire amirini, memurları bu cemlerle getiriyorlar. Bu özel bir uygulamadır. Alevi toplumu karşı karşıya getiriliyor.
“ALEVİLİK ALKIŞ ÜRETMEZ; İKRAR ÜRETİR”
Siz buna “seyir haline getirmek” diyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?
Zeynel KETE: Çünkü erkân artık yaşanmıyor; izleniyor. Eskiden cem meydanı toplumun kendi sorunlarını konuştuğu, eleştirdiği, yüzleştiği ve çözüm ürettiği yerdi. Her can özneydi. Herkes söz sahibiydi. Cem meydanında her cana yer vardı söz de vardı. Kendini bilen her can yerini de biliyor sözünü de bilirdi. Bugün ise birçok etkinlikte insanlar seyirciye dönüştürülüyor, protokol konuşuyor, siyasetçiler konuşuyor, kameralar çekiyor, alkışlar oluyor. Hatta cemlerde siyasilere plaketler verildiği konuşuldu.
Oysa Alevilik alkış üretmez; ikrar üretir. Gösteri üretmez; hakikat üretir. Bu nedenle ritüellerin gösteriye dönüşmesi yalnızca estetik bir sorun değil, doğrudan inancın özüne yönelik bir tahribattır.
“ALEVİ TOPLUMUNUN TARİHSEL HAFIZASI KORUNMALI”
Bu süreçte Alevi kurumlarının ve yöneticilerinin sorumluluğu nedir?
Zeynel KETE: Oldukça büyüktür. Ne yazık ki son yıllarda bazı dernek başkanları, siyasetçiler ve kendisini Yol yürütücüsü olarak tanıtan kimi kişiler devletle kurdukları yakın ilişkiyi başarı olarak sunmaktadır. Aleviler ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamak isterler. Devlet Alevi toplumu içerisinde kendisine yakın ve uzak olarak Alevileri ayrıştırırsa bu toplumu karşı karşıya getirir. Özellikle yerel yönetimler Alevi inancı üzerinde bir boyutuyla etkilidir. Birçok yerde belediyeler Aleviliği kontrol ve denetim altına almıştır. Birçok dernek yönetimi ya da kongreleri neredeyse siyasetçiler tarafından dizayn edilmektedir. Alevi hakikatini bilmeyen ya da Alevice yaşamayanlar aşure günü geldiğinde kazanın başına geçip fotoğraf çekiyorlar.
Oysa mesele birkaç makamla fotoğraf vermek değildir. Mesele birkaç bürokratın Cem’e katılması da değildir. Asıl mesele, Alevi toplumunun tarihsel hafızasını koruyabilmektir.
Toplumun rızasını almayan kişiler eliyle yürütülen erkânlar, Aleviliğin demokratik ve komünal karakterini zayıflatmaktadır. Alevi inancında demokrasi kültürüne sahip olmak aynı zamanda irfan sahibi olmakla özdeştir. İrfan sahibi olmak kemalet sahibi olmak demektir.
“ALEVİLİK YALNIZCA BİR İNANÇ DEĞİL, AHLAKİ VE POLİTİK BİR TOPLUM MODELİDİR”
Siz sık sık “komünal Alevilik” kavramını kullanıyorsunuz. Bununla neyi kastediyorsunuz?
Zeynel KETE: Alevilik tarih boyunca devlet dışında yaşamayı başarmış bir toplumsal örgütlenme biçimidir. Ocak sistemi, Pirlik kurumu, müsahiplik, dar, görgü, cem, birlik kurumu, ikrar verme…
Bunların hepsi Aleviliğin komünal toplumun kavramlarıdır. Alevi inancı binlerce yıldır toplumsal kimliğini oluştururken kendisi ile ilgili kararları birlikte konsensüs ilkesi ile vermiş, bu yönüyle politik olduğu kadar da etik davranmıştır. Kadın özgürlükçü demokratik toplumsal ekolojik yaşamı esas alan bir yapılanması vardır. Ocak sistemi demokratik toplumun toplumsal formudur. Bu yönüyle Alevi inancı komünal bir inançtır.
Alevi inancındaki ‘Can’ kavramı özgür bireyi ifade eder. Özgür bireyde komünal yaşamı ortaya çıkarır, inşa eder, bunun mücadelesini verir. Bütün bunlar devletin değil, toplumun kendi kendini yönetme mekanizmalarıdır.
Yani Alevilik yalnızca bir inanç değildir. Aynı zamanda ahlaki ve politik bir toplum modelidir. Burada hiçbir birey toplumun üstüne çıkamaz. Hiçbir makam kutsanmaz. Hiçbir iktidar sorgulanmaz değildir. Tam tersine sürekli sorgulama vardır. Pir Sultan’ın “Bozuk düzende sağlam çark olmaz” sözü bunun en açık ifadesidir.
“SAVUNMA HALİ SÜREKLİ HALE GELDİĞİNDE ÖZGÜRLEŞME İRADESİ ZAYIFLIYOR”
Cumhuriyet döneminde yaşanan travmaların bugünkü tabloyla bağlantısı var mı?
Zeynel KETE: Elbette var. Yüz yılı aşkın süredir katliamlar, sürgünler, asimilasyon politikaları yaşayan bir toplumdan söz ediyoruz. Sürekli savunmada kalan bir toplum zamanla reflekslerini de kaybedebilir. Sürekli inkar ve ima konsepti ile karşı karşıya kalmış buna karşı varlığını devam ettirmek için direnmiş bir toplum sonuç itibari ile kendinden kaçar duruma da gelebilir. Bugün birçok Alevi kurumu hak talebini örgütlemek yerine sistem içinde görünür olmayı başarı sanıyor. Bu da mağduriyet siyasetini kalıcılaştırıyor. Savunma hali sürekli hale geldiğinde özgürleşme iradesi zayıflıyor.
“VARLIK VE ÖZGÜRLÜK DİYALEKTİĞİ BİRBİRİYLE İLİŞKİLİDİR”
Sizce Alevi inancında özgürleşme neyi ifade eder?
Zeynel KETE: Alevi inancında toplum ve doğanın holistik ve simboyotik ilişkisi esastır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi can kavramı aynı zamanda özgür birey ve komünal bireyi de ifade ederdi. Bu çerçevede düşünüldüğünde varlık ve özgürlük diyalektiği birbiriyle ilişkilidir. Aynı zamanda hakikati de ifade eder çünkü asıl olan farklılıkların birlik içerisinde yaşamasıdır. 72 millete bir nazardan bakılması aynı zamanda özgürlüğün ifadesidir. Toplumun kendi kültürünü, dilini, inancını rahatça yaşaması bunu ifade edebilecek demokratik bir ortama sahip olması özgürlüğü ifade eder. Böyle bir ortama ‘Rıza Toplumu’ denilir.
“TOPLUM ORTAK DİL, KÜLTÜR VE HAFIZASI İLE VARDIR”
Yası Kerbela Orucu ve sonrasında yapılan aşure lokma en çok hangi yanlışları görüyorsunuz?
Zeynel KETE: Aşure artık birçok yerde toplumsal yüzleşmenin değil, protokol organizasyonlarının parçası haline getiriliyor.
Binlerce kişinin katıldığı etkinlikler düzenleniyor. Kürsüler kuruluyor. Resmi konuşmalar yapılıyor. Kameraların karşısında adeta bir şova dönüşüyor. Alevi toplumunun yaşamış olduğu gerçek sorunlar dile getirilmiyor. Amaçları doğrultusunda yaratılan bir Alevilik esas alınıyor. Hakikatinden uzaklaşmış çıplak Alevilik olarak tanımlayabiliriz.
Cemevlerinin statüsü konuşulmuyor. Asimilasyon konuşulmuyor. Ana dil konuşulmuyor. Ocak sistemi konuşulmuyor. Barış konuşulmuyor. Yani ritüel var ama hakikat yok. İşte buna karşı çıkıyoruz.
“ALEVİLİK YALNIZCA RİTÜELLERDEN OLUŞMAZ”
Sizce bu durumun uzun vadeli sonucu ne olur?
Zeynel KETE: Bir toplum önce hafızasını kaybeder, sonra kimliğini, en sonunda da kendisini.
Alevilik yalnızca ritüellerden oluşmaz. Diliyle, sazıyla, deyişiyle, ruhuyla, pirleriyle, kutsal mekanları ile kadim hafızası ile vardır. Toplum ortak dil, kültür ve hafızası ile vardır. Bunlardan biri eksildiğinde yalnızca kültürel bir kayıp yaşanmaz. Toplumun özgürlük zemini de zayıflar.
“HAKK İÇİN YÜRÜTÜLEN ERKÂN, ANCAK HAKİKATLE BULUŞTUĞUNDA ANLAM KAZANIR”
Topluma nasıl bir çağrı yapmak istersiniz ?
Zeynel KETE: Alevilik hiçbir zaman iktidar olmayı hedeflemedi. Hakikati yaşatmayı hedefledi. Bugün de ihtiyaç duyulan şey budur. Cem meydanları yeniden toplumun ortak aklının üretildiği mekânlara dönüşmelidir. Bir talip ilişkisi sağlanmalı. Ritüeller gösteri olmaktan çıkarılmalıdır. Toplumun rızasını almayan kişiler adına kimse Aleviliği temsil etmemelidir. Sorun devlet temsilcilerinin sembolik katılımları değil; önce Aleviliğin hukuki ve anayasal statüsü tanınmalıdır. Hakk için yürütülen erkân, ancak hakikatle buluştuğunda anlam kazanır. Çünkü Alevi Yo’lunun binlerce yıllık sözü bugün de aynıdır:”Hak için olsun, seyir için olmasın.”
“ALEVİ DİLİ ESAS İTİBARİYLE BARIŞ DİLİDİR”
Son olarak barış görüşmeleri ile ilgili fikrinizi almak isterim. Bir müzekkere süreci söz konusudur. Alevilerin Barış ve Demokratik Toplum süreci ile ilgili bakış açıları nasıl olmalıdır? Konu ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyim?
Zeynel KETE: Yanılmıyorsam Yunus Emre’ye ait olan bir Hakk kelamı vardır: “Söz vardır keser savaşı/söz vardır kestirir başı/söz vardır bal ile yağ eder ağulu aşı.” Bu çerçevede baktığımızda Alevilerin bu yüzyılda barışla ilgili tarihi sözlerini söylemeleri gerekiyor. Nasıl ki Mansur, Nesimi, Pir Sultan, Seyid Rıza kendi döneminin, yüzyıllarının sözlerini söyledilerse, cumhuriyetin ikinci yüzyılına girdiğimiz bir dönemde barışla ilgili Aleviler tarihsel sorumluluk almalılar. Alevi dili esas itibariyle barış dilidir. Devlet devletin bürokratları seçilmişleri atanmışları önce barış dilini esas almalılar. Bu konuda Konfüçyüs’ün “kelimeler anlamını yitirirse, insanlar özgürlüğünü yitirir” sözü çok önemlidir. Cumhuriyetin ikinci yüz yılında bu ortak vatanda bütün farklılıklarla birlikte yaşamanın ismidir barış. Bu çerçevede barışın toplumsallaştırması önemlidir. Aleviler kendi tarihsel hakikatinden feyiz alarak barışın toplumsallaştırılması mücadelesine en fazla katkı sunacak kesimi oluştururlar. Bu mana ile tarihsel rollerini oynamalılar. Siyasetin demokratikleşip kurumsallaşması aynı zamanda toplumun da demokratikleşmesinin yolunu açar.
Son olarak bir cümle kurmak isteseniz ne söylersiniz?
Zeynel KETE: Zaman sahipsiz mekan rızası mazlum çaresiz değildir. Hak için olsun seyir için olmasın.
Diren KESER/MERSİN
Yoruma kapalı.