Alevi Haber Ajansi

DEM Parti 5. Olağan Kongresi: Demokratik Cumhuriyet Hareketini bugünden itibaren başlatıyoruz!-VİDEO

DEM Parti, Nazım Hikmet Kültür Merkezinde 5. Olağan Kongresini düzenliyor. DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, açılış konuşmalarını yaptı. Tülay Hatimoğulları “Cumhuriyeti demokratikleştirme yolunu Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık mücadelesiyle birlikte yürüteceğiz” derken, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, “DEM Parti sadece Kürtlerin değil; 86 milyonun, işçinin ve emekçinin alın teriyle, Alevi’nin eşit yurttaşlık talebiyle, Roman’ın, Çerkes’in, Arap’ın ve bütün kimliklerin ve inançların kendisini güvende hissettiği bir Türkiye için daha fazla çalışacağız” dedi.

 

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti)5. Büyük Kongresi’ni düzenliyor. Divan seçimi ve saygı duruşuyla başlayan kongrede konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, kongrenin aynı zamanda üç yılın muhasebesi olduğuna dikkat çekerek, “Siyasetin dili, haber alma biçimleri, örgütlenme yöntemleri değişiyor. Biz de değişiyoruz. Ve değişmeye, dönüşmeye devam etmek zorundayız. Üç yıl boyunca bazen toplumun önünde bazen gerisinde yürüdük. Bazen halkımız bizi uyardı. Bazen bir yolu tarif etmeye çalışırken o yolun başka türlü yürünebileceğini toplumdan öğrendik” dedi.

Barışın ortak acıların bitmesini amaçladığını vurgulayan Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:

“Hepimiz için kritik soru hiçbir halkın onurunu çiğnetmeden barışı büyütecek miyiz? Bu süreci başarıyla neticelendirecek miyiz? DEM Parti’nin bu sorulara cevabı nettir: Bizler barışacağız, bizler başaracağız. Bunun için daha çok çalışacak, çok daha fazla emek verecek ve barışı bu topraklara armağan edeceğiz. Barışı silahların susmasından daha büyük düşünmeliyiz. Çünkü barış; bir çocuğun gördüğü düştür. Bir işçinin alın terinin adil karşılığıdır. Bir emeklinin rahatça geçinebilmesidir. Bir gencin umudunun karşılık bulmasıdır. Bir kadının şiddetsiz, katledilmeden, özgür ve eşit yaşamasıdır. Barış doğanın talan edilmemesidir. Seçme ve seçilme hakkının korunmasıdır. Kayyımların ortadan kalkmasıdır. Düşünce, ifade, örgütlenme özgürlüğüdür. Gazetecinin, yazarın, aydınların, akademisyenin, bilim insanının, sanatçının işini özgürce yapmasıdır.  Muhalefetin üzerindeki yargı baskısının bitmesidir. Bir Kürdün anadilini özgürce konuşabilmesidir.

Silahların bırakılması ve örgütün feshi konusunda üstlendiği sorumlulukla sürecin önünü ardına kadar açtı. Şimdi aynı ağırlık ve sorumlulukla Türkiye’nin siyaset kurumunun, devletin, Meclis’in ve hepimizin omuzlarındadır bu yük. Bundan sonraki süreçte hem çerçeve yasanın hayata geçmesi, hem çerçeve yasa sonrası beklemesi, siyasetin, devlet kurumunun ve parlamentonun şu an önünde duran en önemli görev ve sorumluluktur. Meclis 10 Ağustos 2026’da Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’u kabul etti. Bu kanunu önemsiyoruz. Her fırsatta ne kadar çok önemli olduğunu vurguladık. Ama aynı zamanda bu kanunun eksiklerini de belirttik. Hiçbir kanun kendi başına toplumsal barış yaratamaz. Kanun bir kapı açabilir. O kapıdan nasıl geçileceğini siyaset, hukuk ve toplum belirler. Şimdi önümüzde daha zor bir aşama var. O da barışı toplumsallaştırmasıdır.  Barış mahalleye, okula, ailelere, hanelere, Meclis’e, belediyeye, her yere girmeli. Barış hiçbir iktidarın topluma bahşettiği bir lütuf değil. Bu ihtimali yıllar boyunca ayakta tutan büyük bir toplumsal mücadele ve emek ve bedeller var.

BARIŞI KİM KURACAK?

Eğer bugün İmralı’da bir masa kurulduysa bu verilen emek, mücadele, ödenen bedeller ülkenin geldiği koşulların dayatması ile olmuştur.  O halde barışı kim kuracak? En can alıcı soru ve üzerinde durması gereken konu bu. Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının fotoğraflarını yıllarca ellerinden bırakmayan Cumartesi Annelerinin hafıza ısrarı kuracak. Barış anneleri kuracak. Evladını askerlik yaparken kaybetmiş ailelerin acısı ve dirayeti kuracak. Kadın hareketinin birikimi, tecrübesi kuracak. İnsan hakları savunucularının dosyaları, gazetecilerin kayıtları, hukukçuların itirazları, akademisyenlerin çalışmaları, sanatçıların filmleri, romanları ve şarkıları kuracak barışı. Kürt halkıyla tarihsel, stratejik ittifak içinde olan sosyalistler, devrimciler, yurtseverler  kuracak. Demokrasiyi savunan mütedeyyinler, sekülerler, sosyal demokratlar, Aleviler, bütün halklar ve inanç toplulukları kuracak. ‘Yaşasın halkların kardeşliği’ sadece bir söylem değil hukukla güvence altına alınması barışı inşa edecek.

ALEVİ CANLARIMIZ PARTİMİZİN KALBİNDEDİR, YÜREĞİNDEDİR

Türkiye’nin çoğulculuğu bu ülkenin zayıflığı değil. Yönetilmesi gereken bir kusur hiç değildir. Bu memleketimizin gerçekliği, zenginlidir. Türkiye toplumunun güçlenmesinin yolu demokratikleşmeden geçer. İç barış demokrasiyle taçlanırsa kalıcı olur. Sorunlarımızın birbiriyle ilişkili olduğunun bilincindeyiz. Birimizin haksızlık yaşadığı yerde, hiç birimizin özgür ve eşit olmayacağımızın farkındayız. Bu nedenle Cumhuriyeti demokratikleştirmek sadece Kürdün görevi değil. Bu hepimizin ortak mücadelesiyle mümkün olur. Cumhuriyeti demokratikleştirme yolunu Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık mücadelesiyle birlikte yürüteceğiz. Şu net bilinmeli ki Alevi canlarımız partimizin kalbindedir, yüreğindedir. Her daim onların taleplerinin yanında olduk, olmaya devam edeceğiz.

BİZİM FELSEFEMİZDE ELEŞTİRİ-ÖZELEŞTİRİ CAN SUYUDUR, İLERLETİCİDİR

Sürece kaygılı, eleştirel yaklaşan kesimlere seslenmek istiyorum. Dostane, yapıcı öneri sunan, tartışan bütün kesimlerin eleştirileri baş göz üstüne. Bizim felsefemizde eleştiri-özeleştiri can suyudur, ilerleticidir. Sizden bir isteğimiz var. Birbirimize ihtiyacımız var, birbirimizi yalnız bırakmayalım, bunu bilelim. Bizleri bu süreçte yalnız bırakmayın. Eleştirilerinizle, farklılıklarımızla barışın yolunu beraber yürümeyelim. Gelin hep birlikte bu yolun zorluklarını aşalım. Birbirimize güç verelim. Silahların susması demokrasi mücadelesini büyütmek için muazzam olanaklar açıyor. Demokrasi mücadelesinin siyasal, toplumsal bütün özneleri olarak bunu en güçlü şekilde değerlendirebilmeliyiz. Türkiye’deki anti demokratik uygulamalar kendiliğinden ortadan kalkmaz. Türkiye kendiliğinden demokratikleşmez.

BİR EŞİK KONGRESİDİR

Bu kongrenin anlamını tam da burada yatıyor. Bu bir hazırlık kongresidir. Bir eşik kongresidir. Güçlenmeye, güç katmaya davet kongresidir. Geride bıraktığımız dönemin deneyimlerini yanımıza alıp önümüzdeki büyük dönüşüme hazırlanıyoruz. Kendimizi tekrar etmek için değil; kendimizi yenileyebilmek için buradayız. Kendimizi yeniledikçe demokratik bir yönetimin inşasına talip olabiliriz. Değişerek yönetmeye; adaletli, eşit, özgür, demokratik bir inşaya hazırız. Toplum değişirken aynı kalan bir parti olamayız. Barışın dili değişirken eski dili kullanamayız. Kürt meselesi yeni bir evreye girerken siyaseti eski araçlarla sürdüremeyiz. Önümüzde kolay bir dönem olmadığının farkındayız. Barış süreçleri düz yollar değildir, engebelidir, incedir, zordur emek ister. İtirazlar olabilir. Provokasyonlar olabilir. Güvensizlikler çıkabilir. Eski korkular yeniden hatırlanabilir. Bazen devlet ağır davranabilir. Bazen siyaset cesaretini kaybedebilir. Bazen toplum yorulabilir. Am bizim görevimiz tam burada başlıyor. Barışı günlük havaya göre savunmayacağız. Çünkü barış bizim için bir konjonktürel tercih değildir. Bu topraklarda birlikte yaşamanın en ciddi siyasal programıdır.

ÖDENEN BEDELLER ASLA UNUTULMAYACAK

Yüz yıllık meseleler bir günde çözülmez. Ama yüz yıllık meselelerin kaderi bazen birkaç yıl içinde değişebilir. Bir adım atılarak değişebilir. Şimdi böyle bir zamanın içindeyiz. Ve bu zamanı en doğru şekilde değerlendirmeliyiz. Bu zaman bizden öfke kadar akıl, hafıza kadar yenilenme, cesaret kadar sabır ve kararlılık istiyor. Ve belki en çok da birbirimizi duymayı dinlemeyi istiyor. Üç yılın muhasebesinden çıkaracağımız en büyük ders budur.  Biz geçmişimizi inkâr etmeyeceğiz. Bu topraklarda çekilen  acılarımızı unutmayacağız. Ödenen bedeller asla unutulmayacak. Ama şu bir gerçek ki biz yaşanan bütün acılarla yüzleşeceğiz. Ama çocuklarımızı o acıların içinde yaşamaya da mahkûm etmeyeceğiz.  Şu bilinsin ki barışın gemisini o limana vardıracağız. Bizler o gemiyi limana mutlaka ama mutlaka ulaştıracağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, yaptığı konuşmada, “Şimdi direnişimizin yanına inşayı koyma ve Demokratik Cumhuriyeti inşa etmek için yola koyulma vaktidir” diye konuştu.

“GERÇEK BİR YÜZYIL BARIŞLA, HUKUKLA, DEMOKRASİYLE OLUR”

Tuncer Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhuriyet’in yüz yılı, kuruluş iddiasının aksine bir hikâye ortaya çıkardı. Ülkenin üzerine dikilen dar elbiseye birçok çevre yama yapmaya çalıştı. Bunu bazen Kemalistler, bazen İslamcılar, bazen de milliyetçiler yaptı. Ama bu yamalı elbise toplumun üzerine olmadı. Bu yüzyılda birbirimizi çok yorduk. Artık yamaların olmadığı, artık hepimizi kapsayacak bir Türkiye’ye, bir Cumhuriyet’e, bir demokrasiye ihtiyaç var. Yeni bir toplumsal mutabakata ihtiyaç var.

Türkiye halkı hep ekonomik, siyasi, toplumsal krizler girdabında debelenip durdu. Enerjimizi birbirimize değil, başka alanlara harcasaydık, şu anda bambaşka bir Türkiye’de yaşıyor olacaktık. Türkiye, içerideki dar korkular yüzünden sadece içeride değil, dışarıda da büyük bir maliyet ödedi. Ancak hepimiz için artık hatadan dönme zamanıdır. Küresel planlara karşı birlik olma, bölgesel fırsatlar için ortak mücadele etme zamanıdır. Bu ülke, bu insanlar sonu gelmeyen krizleri hak etmiyor. Biz iddialıyız. Bu ülkeyi krizlerin ülkesi olmaktan çıkarmaya kararlıyız.

Gerçek bir yüzyıl barışla, hukukla, demokrasiyle olur. Buyrun, gelin rejimin parametresini demokrasi, hukuk, adalet ve eşitlik ilkeleri etrafında örelim. Demokratik Türkiye yüzyılına adım atalım. İşte bunu başarmak, siyaset kurumunun emek vermesine ve sürece cesaretle sahip çıkmasına bağlıdır. Önümüzdeki yüzyılı kurtarmaya kararlıyız. Bir daha geçmiş yüzyılda Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin,  bu ülkede yaşayan emekçilerin, yoksulların aynı zulüm, baskı ve ekonomik yoksul içinde yaşanmaması için kararlı bir şekilde bu yola revan olmaya hazırız. Herkes önyargılarını kırar, korkularını bitirir, çıkarını halkın çıkarının arkasına koyarsa, sadece yüz yılı değil bin yılı da kurtarırız.

Güçlü ve büyük Türkiye’ye inanıyoruz. Fakat bunun nasıl olacağı konusunda yıllarca ayrıştık. Bize göre güçlü ve büyük Türkiye, demokratik olan, bütün kimliklere ve inançlara eşit mesafede duran bir düzlemde mümkündür. Kürtler kurucu bir aktör olursa Türkiye güçlenir. Ortadoğu istikrar kazanır. Ortadoğu’yu barışın ve yaşamın coğrafyası haline getirebiliriz.

Siz varsınız, emekçiler var, devrimciler var, Türkiye halkları var, kadınlar, gençler, Aleviler var. Birbirimize güvenelim, sürece güvenelim ve bu endişelerimiz yerine daha güçlü mücadele ortaya koyarak bu süreci başarıya ulaştıralım.

YOLUMUZ HALKIN YOLUDUR

Şimdi artık sadece oyun bozan değil, oyun kuran ve Türkiye’yi yönetmeye aday bir konumdayız. Yüz yıllık Cumhuriyet tarihinde bu ülkeyi iki siyasal gelenek yönetti. Sizlere soruyorum: Hangi tarihsel sorunları kalıcı şekilde çözebildiler? Hangisi yetkiyi milletten alınca toplumun derdini unutmadı? Hangisi sorunlarımızı çözdü? Biz Türkiye’de demokrasi hastalığının mutasyon geçirdiğini düşünüyoruz. Ancak bazıları hâlâ eski reçetelerde dermanı arıyor. Türkiye’de devlet, toplum, sermaye dönüştü. Artık biz de demokrasi mücadelesinde yeni yol ve yöntemler bulmalıyız. Bugün siyasal mücadelemizi her zamankinden daha güçlü şekilde 3’üncü Yol’da kuruyoruz. İlle de hak diyoruz, ille de halk diyoruz, ille de ezilenler diyoruz, ille de demokrasi, ille de hukuk diyoruz. Yolumuz üçüncü yoldur, yolumuz demokrasi ve barıştır. Çünkü yolumuz halkın yoludur. Yoksulun, kadının, inançların, kimliklerin, emekçinin, ezilenin yoludur. Bu yolda başarıya ulaşmak için daha fazla emek vereceğiz.

Ekonomi, ekoloji, istihdam ve üretim kaslarımızı parti olarak daha çok güçlendireceğiz. Sadece tespit yapmayacağız, aynı zamanda çıkış yolu da sunacağız. Çok açık ifade ediyoruz: Tek bir kişiyi dışarıda bırakmadan 86 milyonun hakkını, hukukunu koruyarak, en iyi şekilde yönetmeye DEM Parti hazır. Bu ülkeyi gerçekten seven demokratlara, Alevilere, ezilenlere, Kürtlere, kadınlara çağrımızdır: Gelin demokratik bir yönetim için el ele verelim. DEM Parti sadece Kürtlerin değil; 86 milyonun aşıyla, işiyle, işçinin ve emekçinin alın teriyle, Alevi’nin eşit yurttaşlık talebiyle, Roman’ın, Çerkes’in, Arap’ın ve bütün kimliklerin ve inançların kendisini güvende hissettiği bir Türkiye için daha fazla çalışacağız, daha fazla ter dökeceğiz, inşallah başarıya ulaşacağız.

YARIN, BUGÜNDEN DAHA İYİ OLACAK

Kimsenin şüphesi olmasın, biz bu sürecin teminatıyız. Süreci enfekte eden kim olursa olsun, ilk bizi karşısında görecek. Yumruğumuz sıkılı değil, elimiz açıktır. Göz hizasından konuşuyoruz ve gizli bir ajandamız yok. Tek bir ajandamız var,  da demokratik bir Türkiye’dir. Tek bir ajandamız var, barış ve demokratik toplumdur. İşte tam da bu sürecin hepimizi ve 86 milyonu güçlendireceğine inanıyoruz. Dost ve düşman bilsin ki, dünyada, Ortadoğu’da ve Türkiye’de yeni bir dönem başlıyor. Ve biz bu döneme hazırız. Kendimizi Diyarbakır’dan sorumlu hissettiğimiz kadar Ankara’dan, İstanbul’dan da aynı düzeyde sorumlu göreceğiz. Bu konuda eksiklerimizi de gidereceğiz. Türkiye’nin her bir karışına aynı sorumluluk duygusuyla yaklaşacağız. Kimse kaygı duymasın. Yarın, bugünden daha iyi olacak. Demokratik Cumhuriyet Hareketini bugünden itibaren başlatıyoruz. Tohum bugün Ankara’da, bu salonda toprağa düştü; kökü tutacak, dalı büyüyecek, gölgesi bu ülkenin her bir karışına düşecek. Yolumuz, yolunuz açık olsun.”

Kongre basına kapalı olarak devam ediyor.

HABER MERKEZİ

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.