PİRHA – Antep Demokratik Kadın Platformu Temsilcisi Aysima Mihriban Mehtap, “Aile ve Nüfus 10 Yılı” genelgesinin, artan kadın cinayetlerini durduramayacağını belirterek, “Aile yılı ilan edildiğinden beri hiçbir şekilde Türkiye’de kadın cinayetleri, şiddet azalmadı. Hiçbir kadın pozitif ayrımcılığa uğramadı. Eşitsizlikler üretilmeye devam edildi. Bedenlerimiz ve kimliklerimiz üzerinden savaş çığırtkanlığı yapılıyor” dedi.
Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035) konulu Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Resmi Gazete’de yayımlandı. Antep Demokratik Kadın Platformu Temsilcisi Aysima Mihriban Mehtap, “Aile ve Nüfus 10 Yılı” genelgesini, artan kadın cinayetlerini ve kadınlara ve LGBTİ+’lara yönelik sistematik baskı politikalarını PİRHA’ya değerlendirdi.
“KADINLAR EV İÇERİSİNDE İTAAT EDEN BİR KAPANA KISTIRILMAK İSTENİYOR”
Daha önce ilan edilen “aile yılı” sürecinde kadınların yaşam haklarında hiçbir olumlu gelişme yaşanmadığını vurgulayan Mehtap, asıl amacın kadınları eve hapsetmek olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Aile yılı ilan edildiğinden beri hiçbir şekilde Türkiye’de kadın cinayetleri, şiddet azalmadı. Hiçbir kadın pozitif ayrımcılığa uğramadı. Eşitsizlikler üretilmeye devam edildi. Toplumumuzun milli ve manevi değerlerini kadınların bedeni üzerinden aile kurumuna yıkarak kadınların kamusal alanda, okulda, işte yer almasını daha da kısıtlayarak sadece ev içerisinde itaat eden, mutfağa bağımlı, belli rolleri olan bir kapana kıstırmak için ürettikleri bir süreçti.”
“TOPLUM SORGULARSA İSYAN ETMEYE BAŞLAR”
İktidarıni krizlerin üstünü örtmek ve toplumsal muhalefetin önünü kesmek adına bu tür politikalara sarıldığını ifade eden Mehtap, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kadınların özgürleşmemesini, aslında toplumun özgürleşmemesini toplumsal barışın inşasını yürütmek istememelerinden geliyor. Çünkü toplum sorgulamaya başlarsa, sınıfsal eşitsizlik nedir, onu sorgulamaya başlar. Yaşadıkları geleceksizlik, yoksulluk gibi bir sürü krizi sorgulamaya ve bununla alakalı eyleme geçmeye, isyan etmeye başlar. İktidar bir taraftan bunu da baskılamak istiyor ve aynı zamanda LGBTİ+’ların haklarını, mücadelesini kriminalize ederek bir arada yaşama meselesini de kısırlaştırıyor, düşman yaratıyor.”
“BU GENELGE MUHAFAZAKÂR, ANTİ-FEMİNİST VE ANTİ-KOMÜNİST BİR ÇERÇEVEDİR”
Yayınlanan genelgenin sorunları çözmekten uzak, masumane bir söylemin arkasına sığınan bir “sis perdesi” olduğunu aktaran Mehtap, küresel düzeyde birbirini besleyen politikalara işaret etti:
“Aile yılı içerisinde onlarca cinayet işlendi. Aile yılı bizim için çözüm odaklı bir şey olmadı. Sadece masumane görünen bir aile yılı söyleminden ibaretti. Sis perdesi olarak nitelendiriyorum. Bu süreci büyütmelerinin temel sebebi de aynı şekilde; ‘gençler neden evlenmiyor?’, ‘doğurganlık azaldı’ gibi argümanlardır. Meseleyi muhafazakâr bir çerçeve üzerinden de ele alabiliriz. Yine anti-feminist, anti-komünist olarak da ele almamız gerekiyor. Sınıfsal eşitsizliğin bu kadar yoğunlaştığı bir süreçte kadınların ve LGBTİ+ bireylerin bu genelge ile karşılaşması bir şeyleri çözmeyecek. Yine kadın cinayetleri artarak devam edecek, şiddet artarak devam edecek.”
“FAŞİZM BÜYÜMEK İSTEDİĞİNDE AZINLIK OLARAK GÖRDÜĞÜ HAREKETLERE SALDIRIR”
Genelgenin temel hedefinin bedenler ve iradeler üzerinde tahakküm kurmak olduğunu belirten Mehtap, mücadeleyi sadece tepki vermenin ötesine taşımak gerektiğini söyledi:
“Yargı sopası onlardayken, istedikleri gibi yönlendirirken bizim bu noktada kadın mücadelesi içerisinde sadece tepki vermekten çok mücadelemizi hem özgürlük ekseninde hem demokrasi ekseninde hem barış ekseninde daha keskin bir şekilde ele almamız gerekiyor. ‘Bu genelgeye karşıyız’ yazarak, ‘Biz karşıyız’ demek olmamalı. Birlikte daha fazla, güçlü bir şekilde toplumsal barışı, toplumsal mücadeleyi ve özgürlüğü inşa edebilmek için bir araya gelmemiz, cepheleşmemiz gerektiğini düşünüyorum. Yayınlanan aile 10 yılı genelgesi yine aynı şekilde bizlerin yaşam haklarını, yaşam tarzlarımızı, bizim kendi bedenimiz üzerindeki söz sahibi olma hakkımızı elimizden almayı hedeflemektedir. Tamamen devletin bizlerin bedeni üzerinden, bizlerin iradesi üzerinden tahakküm kurmak gibi bir meselesi var. Faşizmin, kapitalizmin büyümek istediği anda saldırdığı; kadınlar, LGBT hareketi gibi bizi azınlık olarak saydıkları hareketlerdir. Bu yüzden bizim bedenlerimiz üzerinde, bizim kimliğimiz üzerinde bir savaş çığırkanlığı inşa ederek faşizmi yaymak ve toplumda beslemek gibi bir hedeflerinin olduğunu varsayabiliriz. Türkiye’de son süreçte yayınlanan bu genelge; sadece iktidarın ‘Hadi biz bir genelge yayınlayalım da toplumu şöyle bir inşa edelim’ meselesi değil tabii ki. Amerika’dan Güney Amerika’ya, birçok Avrupa ülkesinden birbirini besleyen, birbirini destekleyen, birbirlerini izleyen süreçlerin aslında getirdiği sonuçlardan birisi burada da yaygınlaşması.”
GÜLİSTAN DOKU HATIRLATMASI: TOPLUMUN ÖNÜNE KOYULAN BİR SİS PERDESİDİR
Konuşmasında 6 yıldır kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku’nun dosyasına da değinen Aysima Mihriban Mehtap, adalet mekanizmasına duyulan güvensizliğin iktidar tarafından algı operasyonlarıyla kapatılmak istendiğini şu sözlerle ifade etti:
“Özellikle Gülistan Doku üzerinden bahsederek gitmek istiyorum. 6 yıldır bunun mücadelesini yürütüyoruz. 6 yıldır Gülistan’ın nerede olduğuna dair, intihar etmediğine dair aile ile birlikte zaten mücadele yürütüyorduk. Her şey demek ki bu kadar basitse, adalete erişim, bir soruşturma başlatabilmek bu kadar basitse neden bunca yıl beklenildi sorusu zaten bizlerde direkt iktidarın bu süreci bilinçli bir şekilde Akın Gürlek gibi bir vasfı bakan olarak atamasından sonra ortaya çıkacak olan, gündeme gelen hezeyanları da kapatmak ve ‘Biz adaletin neferiyiz’ mesajını toplumda aslında yaymak amacını taşıyor. Toplumun o güvensizliği var; hepimizin adalete karşı, hukuka karşı bir güvensizliği var. Kendilerince bu güvensizliği, sanki yıllardan beri bunun mücadelesini veriyorlarmış da son birkaç gün içerisinde hemen bulmuşlar, çok uğraşmışlar gibi bir ‘savcı atadık, hemen çıkarttı ortaya’ meselesiyle toplumun önüne yine bir sis perdesi koymak aslında. Bu algıya bence toplum olarak, kadınlar olarak düşmememiz gerekiyor. Yıllardan beridir bir dosyadan bahsediyoruz. Kayıp bir kadından bahsediyoruz. Bir kız kardeşimizden bahsediyoruz ve onunla birlikte bir sürü dosya halihazırda birbirini devam ettirirken bunu inşa ettikleri bir süreçte, aynı zamanda bu genelgenin yayınlanması samimi değil, samimi gelmiyor hiçbir şekilde. Asla aldanmamamız gerektiği ve keskin mücadelemizi yine inatla birleşerek, cepheleşerek yürütmemiz gerektiği fikrindeyim.”
Cevahir FINDIK/ANTEP
Yoruma kapalı.