Alevi Haber Ajansi

Kamusal alan kıskacında ana dili: Dilimiz olmazsa biz olmayız-VİDEO

PİRHA- İstanbul’da bir araya gelen Kürt yurttaşlar ve sanatçılar, ana dilin sadece ev içine sıkışarak kamusal alandan izole edilmesinin dilin canlılığını yitirmesine yol açtığını vurguladı. Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) sanatçılarından Engin Cengiz, Kürtçe için en acil ihtiyacın yasal bir statü olduğunu belirtirken; etkinliğe katılan kadınlar, çocukların ana dillerini öğrenebilmesi için okullarda eğitim dili olmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti.

Kültür, sanat ve toplumsal hafızanın en temel taşıyıcısı olan ana dili, modern yaşamın ve kamusal alan sınırlamalarının kıskacında var olma mücadelesi veriyor. İstanbul’da düzenlenen bir etkinlikte bir araya gelen farklı kuşaklardan Kürt yurttaşlar, ana dillerini günlük ve kamusal yaşamda özgürce kullanamamanın yarattığı kimlik sıkışmasını ve dilin geleceğine dair duydukları derin kaygıları paylaştı. Katılımcılar, asimilasyon politikalarına karşı toplumsal örgütlenmenin ve dilin sokakta, sanatta, modern yaşamın her alanında yaşatılmasının önemine vurgu yaptı.

“KENDİ KÖYÜMDE, KENDİ ANA OCAĞIMDA GİBİYİM”

Orta Anadolu Kürtlerinden olduğunu ve ailesinin yüzyıllar önce Adıyaman’dan Konya’ya sürgün edildiğini belirten Çiğdem Yerlikaya, tüm baskılara rağmen dilini ve kültürünü korumaya çalışan bir çevreden geldiğini ifade etti. İstanbul’daki etkinlikte ana diliyle selamlaşmanın ve kendini ifade edebilmenin hissettirdiği güveni aktaran Yerlikaya, şunları söyledi:

“Burada selam verdiğim arkadaşlara Türkçe selam verdim onlar bana Kürtçe karşılık verdi. O an ‘Evet, ben burada Kürtçe konuşmalıyım’ güveni geldi içime. Şu an kendi köyümde, kendi ailemde, ana ocağımdayım gibi hissediyorum. Kürtçe şarkı söylüyorum, ritimle ilgileniyorum; bu etkinliğin kültür, sanat ve halaylarla birleşmesi kendimi gerçekleştirme sürecim oldu.”

Kamusal alandaki dil kısıtlamalarının bireysel dünyasında yarattığı çelişkiye de değinen Yerlikaya,

“İş yerinde annem aradığında bile Türkçe konuşmak zorunda kalıyorum. Dilimizin ve kimliğimizin yasaklı olmasından kaynaklı özgürce ifade edemeyişim bende büyük bir çelişki yaratıyor. Çocuklarımızın isimleri Kürtçe ama onlarla Kürtçe konuşulmuyor. Eğitim dili olmamasının da etkisiyle dilimiz yavaş yavaş canlılığını yitiriyor. Eskiden aramızda Kürtçe konuşur Türkçeye çevirirdik, şimdi Türkçe düşünüp Kürtçeye çeviriyoruz. Kurmancî gibi yaygın bir lehçede bile bu tehlikenin baş göstermesi durumun ciddiyetini ortaya koyuyor” dedi.

ANNELERİN SUÇLULUK DUYGUSU VE SİSTEM ELEŞTİRİSİ

Etkinliğe katılan anneler ise çocuklarına ana dillerini aktaramamış olmanın toplumsal ve psikolojik yükünü taşıdıklarını dile getirdi. 10 yaşında bir kızı olduğunu belirten Elif Candurmaz, “Ana dilimi tam olarak konuşamadığım için kızıma da öğretemedim. Bunun suçluluğunu yaşıyorum. Şimdi ise ona öğretmek için çabalıyorum” sözleriyle yaşadığı özeleştiriyi paylaştı.

Ana dilini her yerde özgürce konuşmak istediğini vurgulayan Gönül Yılmaz ise dil aktarımındaki kesintinin sorumlusunun aileler değil, sistem olduğunu ifade etti:

“Neden okullarda İngilizce, Fransızca eğitim var da bu ülkede yaşayan, vergisini veren bir Kürt olarak benim ana dilimde eğitim yok? Çocuğum Kürtçe konuşamıyorsa bunun suçlusu ben değilim, sistemdir. Okullarda Kürtçe eğitim olsa çocuklarımız dilini çok daha güzel konuşur. Elbette eğitim önce evde, kadının çocuklarını eğitmesiyle başlamalı, biz zaten her zaman alanlarda dilimize sahip çıkıyoruz. Dilimiz bizim varlığımızdır; dilimiz olmazsa biz olmayız.”

“EN ACİL MESELE STATÜDÜR”

Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) sanatçısı Engin Cengiz, Kürt dili üzerindeki asimilasyon politikalarının devlet eliyle derinleştirilerek sürdürüldüğünü ancak buna karşı güçlü bir toplumsal direnişin de mevcut olduğunu kaydetti. Dilin sadece gramatik bir yapıdan ibaret olmadığını, sokağın dili besleyen ana damar olduğunu hatırlatan Cengiz, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Kürtçe için en acil mesele statüdür. Bir statü olmazsa, bir yere kadar direnebiliriz. Statüden kastımız kaba bir şey değil; kocaman bir toplum bu dili konuşuyorsa okulunda da, kendi varoluş sisteminde de bunu ifade edebilmelidir. Bugün Avrupa’da nüfusu çok az olan topluluklar bile sınıf açıp öğretmen talep edebilirken, Kürt halkı kendi coğrafyasında çoğunluk olarak bundan mahrum bırakılıyor. Bu mesele diyalog ve müzakereyle çözülebilir. Dil bir şeyi bölmez, aksine birleştiricidir.”

Gelecek kuşaklara ve gençlere de çağrıda bulunan Cengiz, dilin modern dünyaya entegre edilmesi gerektiğinin altını çizerek, Her şey evde başlar ama evde bitmez; sokak var, edebiyat var. Gençler dillerinden asla gocunmamalı. Bugün teknoloji, tıp, sağlık gibi modern dünyaya ait alanlarda Kürtçeyi nasıl kullanabiliriz, dilimizi buraya nasıl entegre edebiliriz, bunun derdini ve kaygısını gütmeliyiz” diyerek sözlerini tamamladı.

PİRHA/İSTANBUL

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.