PİRHA-15 Mayıs Kürt Dil Bayramı kapsamında konuşan yazar ve yayıncı Deniz Gündüz, Kürtçenin yıllardır baskı ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya bırakıldığını söyledi. Anadilde eğitimin engellenmesinin Kürt çocukları üzerinde travmatik etkiler yarattığını belirten Gündüz, “Bu bir asimilasyondur” diyerek toplumun da kendi diline daha güçlü sahip çıkması gerektiğini vurguladı.
Yıllardır yasaklar, baskılar ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya bırakılan Kürtçe, bugün hala kamusal yaşamda ve eğitim alanında birçok engelle mücadele ediyor. Anadilde konuşmanın, yazmanın ve üretmenin uzun süre suç sayıldığı koşullara rağmen Kürt dili, halkın direnci ve kültürel mücadelesiyle varlığını korumayı sürdürdü. 1932 yılında Celadet Bedirxan öncülüğünde Latin alfabesiyle yayımlanan Kürtçe dergi Hawar’ın ilk sayısının çıktığı 15 Mayıs tarihi ise, 2006 yılından bu yana Kürt Dil Bayramı olarak kutlanıyor. Bu tarih, yalnızca bir derginin yayımlanmasını değil, aynı zamanda Kürtçenin inkâra karşı verdiği varoluş mücadelesinin de simgesi olarak görülüyor.
Kürt Dil Bayramı kapsamında görüştüğümüz yazar, şair, yayıncı ve çevirmen Deniz Gündüz, Kürtçe ve özellikle Kırmancca (Zazaca) edebiyat alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan isimlerden biri.
Gündüz, 2000 yılında yayımladığı “Kilama Pepûgî” ile Zazaca yazılan ilk romanlardan birine imza attı. 2003 yılında kurduğu Vate Yayınevi aracılığıyla Kürtçe/Zazaca yayıncılığına başlayan Gündüz, bu alandaki çalışmalarını halen sürdürüyor.
“Hîkayeyê Koyê Bîngolî”, “Soro”, “Kalaşnîkof” ve “Xapxapik” gibi eserlerle Kürt edebiyatına katkı sunan Gündüz, aynı zamanda dil çalışmalarıyla da tanınıyor.
15 Mayıs Kürt Dil Bayramı kapsamında konuşan Deniz Gündüz, anadilin yalnızca aileden öğrenilen bir iletişim aracı olmadığını, kişinin çocukluğu, hafızası ve kimliğiyle bütünleşen temel bir yaşam alanı olduğunu söyledi. Kürtçenin yıllardır baskı ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya bırakıldığını belirten Gündüz, özellikle anadilde eğitim hakkının tanınmamasının Kürt çocukları üzerinde derin etkiler yarattığını ifade etti.
“ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE ÖĞRENİLEN DİL, KİŞİNİN AYRILMAZ PARÇASI”
Gündüz, anadilin tanımına dair şu değerlendirmede bulundu:
“Öncelikle bizim kendi anadilimizi iyi tanımlamamız gerekiyor. Bizim anadilimiz annemizden öğrendiğimiz dil değildir. Genelde böyle bir tanımlama var ama bu doğru değildir. Anadil aynı zamanda çocukluğumuzu geçirirken oluşan dildir. Bizim çevremizde olanların anadilimizin oluşumunda katkısı vardır. Bunu bilmek gerek.”
Çocukluk döneminin insan yaşamındaki belirleyici etkisine dikkat çeken Gündüz, bu dönemde öğrenilen dilin kişinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. “Çocukluk dönemi esasında evsunlu bir dönemdir. Sihirlidir, gizemli bir dönemdir. Dolayısıyla bu dönemde gelişen dil de gizemlidir. Kişinin çocukluk döneminde öğrendiği dil onun mutlak parçasıdır, koparılamaz” diyen Gündüz, sonradan öğrenilen dillerin ise aynı bağı kuramadığını söyledi.
“ANADİLİMİZ BİZİM DERİMİZDİR”
Bir düşünürün sözünü hatırlatan Gündüz, “Dil anadil demek. Anne babadan öğrenmek benim derimdir diyor. Sonra öğrendiğim diller benim için kıyafettir” ifadelerini kullandı. Kürtçenin de Kürt halkı için böyle bir anlam taşıdığını belirten Gündüz, “Bizim anadilimiz tıpkı o bilgenin söylediği gibi bizim derimizdir, bizim bir parçamızdır” dedi.
Kişinin dünyayı ilk kez anadiliyle tanıdığına dikkat çeken Gündüz, eğitimde başarının da anadille doğrudan ilişkili olduğunu belirtti. Türkiye’de Kürt çocuklarının yaşadığı deneyimi “travma” olarak tanımlayan Gündüz, şunları söyledi:
“Biz Kürt çocukları için Türkiye’de Türkçeye maruz kalmamız tam bir travmadır. Çocukluğumuz kendi anadilimizle geçiyor sonra birden okula gönderiyorlar, gittiğiniz okulda başka bir dil var. Sonra başka bir dilde eğitim görmeye başlıyorsunuz. Bu kişi için ciddi bir travmadır.”
Anadili Türkçe olan çocuklarla anadili Kürtçe olan çocuklar arasında bu nedenle eşitsizlik oluştuğunu ifade eden Gündüz, Kürt çocuklarının önce Türkçeyi öğrenmek zorunda bırakıldığını, bunun da onları dezavantajlı hale getirdiğini kaydetti.
“BU BİR ASİMİLASYONDUR”
Bugün Kürt çocuklarının önemli bir bölümünün çocukluk döneminde Türkçe konuşmaya başladığını belirten Gündüz, bunun Kürt toplumu açısından tehlikeli bir durum olduğunu söyledi. Evlerde anne ve babaların çocuklarıyla Türkçe konuşmasının yaygınlaştığını ifade eden Gündüz, “Gerçek anadilinden koparak gerçek anadili Türkçeymiş gibi geliyor” dedi.
Bu durumun zamanla kimlik değişimine yol açtığını belirten Gündüz, “Bu şekilde büyüyen çocuk tamamen anadilini unutarak Türkçe öğrenen çocuk ileride ‘Ben Kürdüm’ demez. Kürdüm demekten zorlanır. Artık kimliği de değişir. Bu da bir asimilasyondur” ifadelerini kullandı.
Asimilasyonun önüne geçmenin en temel yolunun anadilde eğitim olduğunu söyleyen Gündüz, bu hakkın artık tanınması gerektiğini vurguladı. Bununla birlikte yalnızca devlet politikalarının değil, toplumun yaklaşımının da önemli olduğunu dile getiren Gündüz, Kürt halkının kendi diline daha güçlü sahip çıkması gerektiğini ifade etti.
“Çocuk ailesiyle konuşuyor fakat sokağa çıktığında egemen dilin kendi anadili olmadığını fark ediyor. Bu kez ondan vazgeçiyor, sokaktaki egemen dili kullanmaya başlıyor” diyen Gündüz, toplumun Kürtçeyi daha prestijli hale getirmesi gerektiğini söyledi.
Dünyada asimilasyona uğradıktan sonra yeniden canlanan dillerin örneklerinin bulunduğunu belirten Gündüz, Kürtçenin de benzer şekilde yeniden güçlenebileceğini ifade ederek, “Bu süreçleri gözlemleyip ona göre biz de yol alabiliriz” dedi.
Nuray ATMACA/DERSİM
Yoruma kapalı.