Alevi Haber Ajansi

İnan Palancı: Dersim’in öncesini anlatmadan sonu anlayamazsınız!

PİRHA- Diyarbakır’da hekim olarak çalışan yazar İnan Palancı, beşinci kitabı Güz Düşleri Bir Zamanlar Dersim ile bu kez okurun karşısına farklı bir türle çıkıyor. Roman ve öykü kitaplarıyla tanınan Palancı, yeni eserinde senaryo formatını tercih ederek hem edebiyat hem de sinema arasında bir köprü kurmayı hedefliyor. Yaklaşık dört yıllık bir hazırlık sürecinin ürünü olan kitap, yalnızca bir metin değil aynı zamanda ileride çekilmesi planlanan bir filmin de “niyet beyanı” olarak öne çıkıyor.

İlk olarak yazarlık serüvenine dair soruları yanıtlayan Palancı, bu kitabın ilk eseri olduğu yönündeki yanılgıyı düzelterek, “Bu benim beşinci kitabım. Şu an odak noktamda olan çalışma bu,” sözleriyle dikkat çekiyor. Önceki eserlerinin daha çok roman ve öykü türünde olduğunu belirten yazar, bu kitapla birlikte farklı bir kulvara yöneldiğini ifade ediyor.

SENARYO OLARAK DOĞAN BİR FİKİR

Güz Düşleri Bir Zamanlar Dersim’in ortaya çıkış sürecini anlatan Palancı, fikrin yaklaşık dört yıl önce şekillendiğini söylüyor. Dersimli kimliğinin bu süreçte belirleyici olduğunu vurgulayan yazar, “Dersim’le ilgili bir sinema filmi neden yok?” sorusunun kendisini bu projeye yönlendirdiğini belirtiyor.

İlk aşamada eserin roman mı yoksa farklı bir türde mi olacağına karar veremediğini ifade eden Palancı, görsel anlatımın daha güçlü olacağına kanaat getirerek senaryo formatında ilerlemeye karar veriyor. Sinemacı olmadığını ancak bu alanda çalışan arkadaşlarıyla yaptığı görüşmelerin kendisine yol gösterdiğini dile getiren Palancı, “Bir senaryo kitabı yazarsam bu bir niyet beyanı olur, oradan ilerleyebiliriz dedik,” diyor.

DÖRT YILLIK HAZIRLIK: SENARYO DİLİ VE TARİHSEL ARAŞTIRMA

Senaryo türünün kendisi için yeni bir alan olduğunu belirten Palancı, bu nedenle kapsamlı bir hazırlık süreci geçirdiğini anlatıyor. “Ben yazarken uzun cümleler kurarım ama senaryoda daha kısa ve net bir dil gerekiyor. Bu beni zorladı,” diyen Palancı, senaryo yazımına dair temel kitaplar okuduğunu ve farklı senaryolar incelediğini ifade ediyor.

Kitabın tarihsel bir arka plana sahip olması nedeniyle yoğun bir araştırma süreci yürüttüğünü söyleyen Palancı, dönemin askeri raporlarını incelediğini, yazılı kaynakların yanı sıra sözlü tarih çalışmalarına da başvurduğunu aktarıyor. “O dönemi yaşamış kişilerin torunlarıyla uzun uzun konuştuk. Tüm bunların sonucunda güçlü bir tarihsel arka plan oluştu,” diyor.

“RESMİN TAMAMINI GÖRMEK GEREKİYOR”

Palancı’nın kitabındaki en dikkat çekici tercihlerden biri, Dersim anlatılarında sıklıkla odaklanılan 1938 yerine 1900–1925 dönemini ele alması. Bu tercihini şu sözlerle açıklıyor:

“1938 çok büyük bir travma ve doğal olarak herkes oraya odaklanıyor. Ama bu durum bazen insanı paralize edebiliyor. Resmin tamamını göremiyorsunuz. O yüzden ben öncesine bakmayı tercih ettim.”

Palancı’ya göre 1900–1925 arası dönem, hem Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarını hem de Cumhuriyet’in kuruluş sürecini kapsayan son derece yoğun bir tarihsel kesit. II. Meşrutiyet, I. Dünya Savaşı, 1915 süreci, 1917 Bolşevik Devrimi ve Cumhuriyet’in ilanı gibi büyük kırılmaların aynı zaman diliminde yaşandığını hatırlatan Palancı, bu gelişmelerin Dersim’deki yansımalarını anlatmayı amaçlıyor.

Tarihi bir anlatıyı edebiyatçı bakışıyla ele aldığını belirten Palancı, Dersim tarihini dramatik yapı üzerinden değerlendirdiğini ifade ediyor. Ona göre 1514 Çaldıran’dan başlayan süreç, 1900–1925 döneminde zirveye ulaşıyor ve 1938’de final yapıyor.

“1938’e odaklandığınızda sadece sonu görüyorsunuz. Ama o sona nasıl gelindiğini anlamak için öncesine bakmak gerekiyor,” diyen yazar, bu kitabın tam da bu ihtiyaca yanıt verdiğini savunuyor.

GERÇEK VE KURMACA İÇ İÇE

Kitapta gerçek ve kurmaca karakterlerin birlikte yer aldığını belirten Palancı, bu yöntemi bilinçli olarak tercih ettiğini söylüyor. Bu yaklaşımda Tolstoy’un Savaş ve Barış romanından ilham aldığını ifade eden yazar, tarihsel figürlerle kurgusal karakterleri bir araya getirmenin anlatımı güçlendirdiğini dile getiriyor.

“Gerçek karakterler dönemi temsil ediyor, kurmaca karakterler ise anlatımı daha akıcı ve güçlü hale getiriyor,” diyen Palancı, bu yöntemin hem tarihsel gerçekliği koruduğunu hem de edebi derinlik sağladığını belirtiyor.

KUŞAKLAR BOYU AKTARILAN TRAVMA

Kitabın merkezinde yer alan “suskunluk” teması ise Dersim’in travmatik geçmişine dayanıyor. Kendi ailesinin de bu süreci yaşadığını belirten Palancı, çocukluğunun bu anlatıları dinleyerek geçtiğini söylüyor.

“Bu sessizliği yazıya dökmek zorlayıcıydı. Çünkü bu sadece tarih değil aynı zamanda kişisel bir hafıza,” diyen yazar, bu nedenle yazım sürecinin hem duygusal hem de düşünsel açıdan yoğun geçtiğini ifade ediyor.

Okuyucuda yaratmak istediği etkiye dair konuşan Palancı,  Adorno’nun bir sözünden hareket ettiğini belirtiyor:

“Adorno diyor ki, ‘Şahane mazlumların yüceltilmesi sonuçta onları mazlumlaştıran şahane sistemin yüceltilmesinden başka bir şey değildir’ yani siz mazlumluğu yücelttiğiniz zaman o mazlumluğa neden olan sistemi de meşrulaştırırsınız. Bu benim için önemli bir referans.”

Bu nedenle kitabın yalnızca acı ve travma üzerine kurulu olmadığını vurgulayan Palancı, daha epik ve bütüncül bir anlatı kurmaya çalıştığını ifade ediyor.

SİNEMA HEDEFİ: BU BİR NİYET BEYANI

Palancı’nın nihai hedefi ise kitabı sinemaya uyarlamak. “Bu bir senaryo dosyası ve benim asıl amacım bunu filme dönüştürmek,” diyen yazar, Dersim’e dair güçlü bir sinema filminin eksikliğine dikkat çekiyor.

“Bunca yıl geçti, bu kadar şey yazıldı ama hala güçlü bir film yok. Bu benim için önemli bir eksiklik,” diyen Palancı, bu projeyi bu boşluğu doldurmak için başlattığını belirtiyor.

Okurlara da bir öneride bulunan Palancı, eserin klasik bir roman gibi değil, bir film izler gibi okunmasını tavsiye ediyor. Ayrıca kitabın tarihsel arka planını daha iyi kavrayabilmek için Kazım Karabekir’in Dersim raporunun da okunmasını öneriyor.

“ÇOCUKLARA BİR ZEMİN BIRAKMAK İSTİYORUM”

Yazarlık dışında hekimlik mesleğini sürdüren ve Diyarbakır’da yaşayan Palancı, iki çocuk babası. Son olarak bu projeye giriş motivasyonunu şu sözlerle özetliyor:

“Bu biraz da çocuklarımıza bir zemin bırakma meselesi. Eğer bunu iyi bir sinema filmine dönüştürebilirsem onların kendi tarihlerini sorgulayabilecekleri bir alan açılmış olur.”

Güz Düşleri Bir Zamanlar Dersim, hem tarihsel derinliği hem de sinema hedefiyle yalnızca bir kitap değil; aynı zamanda geçmişle yüzleşme ve geleceğe bir anlatı bırakma çabası olarak dikkat çekiyor.

HABER MERKEZİ

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.