PİRHA- 2014 yılında Okmeydanı Cemevi avlusunda polis kurşunuyla hayatını kaybeden Uğur Kurt, ölümünün yıl dönümünde vurulduğu yerde anıldı. Törene katılan aile üyeleri, Alevi kurumları, siyasetçiler ve sivil toplum temsilcileri 12 yıldır süren davaya dikkat çekerek ortak adalet çağrısında bulundu.
Polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt için Okmeydanı Cemevi’nde anma düzenlendi.
Okmeydanı Cemevi’nde düzenlenen anma programına, Kurt ailesinin yanı sıra davayı takip eden hukukçular ve çok sayıda kişi katıldı. Adalet talebinin öne çıktığı törende ilk olarak cerağ yakıldı.
Çerağ yakılırken söz alan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Yalıncaksultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Sevim Yalıncakoğlu Ana, adaletin önemine vurgu yaptı.
Törende söz alan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez ise konuşmasında adalet sistemine ve çifte standartlara dikkat çekti. Yüzyıllardır ayrım yapmadan birlikte yaşamı savunduklarını belirten Geçmez, şöyle konuştu:
“Uğur Kurt’un vurulduğu gün buradaydım ve ‘Bu katliam bir cami avlusunda olsaydı bugün Türkiye’de ne olurdu?’ diye sormuştum. Türkiye’yi yönetenlere bu soruyu bir kez daha tekrarlıyorum: Acaba adaletiniz yine bu mu olurdu? Adaletinizin ne olduğunu Gezi’den, Berkin’den, Denizler’den ve Uğur’u bizden ayıran polis memuruna verilen cezadan biliyoruz. Bize düşen tek bir şey var; birlikte olmayı başarabilmeliyiz. Mesele kimin Alevi, Sünni, Kürt, Türk, dinli ya da dinsiz olduğu meselesi değildir. Birlikte yaşamanın yolu, haklarımıza ortaklaşa sahip çıkmaktır. Haksızlıklara karşı sesimizi daha çok yükselteceğiz. Sözüm ona Adalet Bakanı, adaletin yerini bulmadığı davaların üstüne gideceğini söylüyor. Hiçbir umudum yok ama yine de buradan sesleniyorum: Uğur Kurt’un davası ortada duruyor; eğer cesaretiniz varsa onun da üstüne gidin.”
Anma töreninde Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat da söz aldı. Türkiye’de toplumsal bir çürüme yaşandığını ifade eden Fırat, adaletin sağlanması için tüm kesimlerin bir araya gelmesi gerektiğini vurgulayarak şu ifadelere yer verdi:
“Egemen bir zihniyet nedeniyle Türkiye’nin toplumsal bir çürümenin içinde olduğunu hepimiz görüyoruz. Bir olmayıp bu acılarla yüzleşmediğimiz sürece, bu acıları yaşamaya devam edeceğiz. Bu ülkede on binlerce faili meçhul var. Her gün bu topraklarda anmalar yapılıyor, adalet özlemini dillendiren topluluklar var ancak buna karşı bir araya gelip acılarımızı ortaklaştıramıyoruz.”
Fırat, faillerin belli olmasına rağmen olayı görmezden gelen bir zihniyet olduğunu savundu. Çözümün demokrasi ve toplumsal birliktelikten geçtiğini ifade eden Fırat, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“12 sene önce Uğur Kurt burada katledildiğinde bunu kimin yaptığı belliydi ancak görmeyen, duymayan bir zihniyet var. Onun için daha çok yan yana gelmemiz, beraber yürüme koşullarını yaratmamız lazım. Bunun da yegane koşulu demokrasidir. Demokrasinin olmadığı ülkelerde bu tür zalimlikler oluşuyor ve olmaya devam ediyor. Türkiye’de Alevilerin, Sünnilerin, Kürtlerin ve Türklerin yan yana gelip el ele vermesi gerekiyor. Bu ceberut mantığın üstesinden ancak böyle gelebiliriz.”
Türkiye’deki mevcut siyasi ve toplumsal iklime dair değerlendirmelerde bulunan Fırat, Hz. Ali’nin “Devletin dili adalet olmalı” sözünü hatırlatarak Adalet Bakanlığına çağrıda bulundu:
“Yanı başımızda, Orta Doğu’da büyük bir vahşet var, savaşlar yapılıyor. ABD’de Donald Trump geçmişte ‘Orta Doğu’da demokrasinin olup olmaması umrumda değil, bana biat edecek zihniyetler, kişiler lazım’ demişti. Bu ülkede de demokrasinin olmamasının yegane koşulunun, tüm halkların bu zalimliklere gereken cevabı ortak bir şekilde verememesi olduğunu görmeliyiz. Uğur Kurt’un davasını hepimizin gür bir sesle savunması gerekiyor. Adalet Bakanı şu an faili meçhullerle, Gülistan Doku dosyasıyla ve 20 sene önceki soruşturmalarla ilgili geri dönüleceğini dillendiriyor. Eğer gerçekten vicdan sahipleriyse, bu katliamı yapan ve parayla cezaevinden çıkan katil polise karşı Adalet Bakanı gerekeni yapacaktır.”
Törende söz alan Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt ise davanın toplumsal vicdanı ilgilendirdiğini belirterek duyarlılık çağrısında bulundu. Kurt, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu dava vicdanı olan herkesin davasıdır. Keşke bugün bu bahçeye sığmayacak kadar büyük bir kalabalık ve duyarlılık olsaydı; belki o zaman davanın seyri değişir, hukuk konuşurdu. Güvenliğimizi sağlaması gereken bir polisin, amirinin talimatını dinlemeyerek ateş etmesi bir ocağı söndürdü, çocuğumu babasız bıraktı. Kayınvalidem de rahatsızlığı ve gördüğü tedavi nedeniyle bugün buraya gelemedi. Biz yine de umudumuzu kaybetmiyoruz, adaletin yerini bulacağına inanıyoruz.”
Uğur Kurt davasını üstlenen Avukat Aslı Kazan, 12 yıldır süren adli sürece ve hukuki gelişmelere dikkat çekti. Olay gününe ve sonrasındaki yargılama aşamalarına dair teknik ayrıntılar paylaşan Kazan, şunları söyledi:
“Bundan 12 yıl önce bu cemevinin avlusunda, bir cenaze töreni sırasında Uğur Kurt, polis memuru S.K. tarafından vuruldu. Sanık polis, amirlerinin defalarca ‘sıkma’ yönündeki talimatına ve avludaki kalabalığa rağmen silahını ateşlemiştir. Yaşananların ardından zırhlı aracın kaydettiği görüntülerle oynanmış ve deliller karartılmıştır. Fail S.K. bir gün bile tutuklu kalmadı. Duruşma savcısının ‘olası kastla adam öldürme’ yönündeki mütalaasına rağmen, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi hukuka aykırı bir karar verdi.”
Hukuki mücadelenin Anayasa Mahkemesi boyutuna değinen Kazan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığımız başvuru sonucu ihlal kararı verildi ve dosyada adaletin sağlanmadığı hükmedildi. Ancak 11. Ağır Ceza Mahkemesi bu ihlale uymayarak kararını sürdürdü ve dosya bugün yeniden AYM önündedir. Bizim umudumuz hala tükenmedi. Uğur’un dosyası faili meçhul değil, katili bellidir. 12 yıldır olduğu gibi bugün de sadece adalet istiyoruz.”
Anma töreni, konuşmaların ardından katılımcıların Uğur Kurt’un vurulduğu noktaya karanfiller bırakmasıyla sona erdi.
PİRHA/İSTANBUL
Yoruma kapalı.