Alevi Haber Ajansi

Hacıbektaş’ta kadınların ortak mesajı: Eşitlik öğretide kalmamalı-VİDEO

PİRHA- Hacıbektaş Veli Anma Törenleri kapsamında düzenlenen “Kadın Aşkı Muhabbeti – Güzide Ana Makamı” panelinde Alevilikte kadının tarihsel yeri, eşitlik mücadelesi ve örgütlü yapılardaki temsili konuşuldu. Panelde kadınların karar mekanizmalarında daha fazla yer alması ve Alevi örgütlülüğü içerisinde kadın dayanışmasının güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde devam eden 63. Ulusal, 37. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında günün ikinci paneli, “Kadın Aşkı Muhabbeti – Güzide Ana Makamı” başlığıyla gerçekleştirildi.

Panel, inanç ve demokrasi mücadelesinde yitirilen canlar için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Ardından Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Kadın Korosu’ndan zakirler dinleti sundu.

PSAKD Kadın Örgütlenme Sekreteri Latife Ulutaş’ın moderatörlüğünü üstlendiği panelde Dr. Gözde Orhan, AABK Eşit Başkanı Filiz Selçuk ve AKD Genel Merkez Yöneticisi Sakine Kuzu konuşmacı olarak yer aldı.

Panelde konuşan Dr. Gözde Orhan, Alevilikte kadının tarihsel ve toplumsal konumunu Çatalhöyük’ten günümüze uzanan bir perspektifle ele aldı. Kadının yalnızca biyolojik ya da annelik rolü üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Orhan, Aleviliğin kadın-erkek eşitliğini güçlendirecek tarihsel ve inançsal bir potansiyel taşıdığını söyledi.

Konuşmasına Çatalhöyük örneğiyle başlayan Orhan, buradaki arkeolojik bulguların eşitlikçi bir toplumsal yapıya işaret ettiğini belirterek, “İlk eşitlikçi toplum örneğini gördüğümüz bir yer. Arkeologlar bunu ev tiplerine bakarak anlıyorlar. Hepsi hemen hemen birbirinin aynısı evler yapmışlar. Hiçbir hiyerarşi yok. Dinsel bir hiyerarşi olmadığını da tespit ediyorlar” dedi.

“ANALIK AYNI ZAMANDA BİR ÖNDERLİK BİÇİMİ”

Bu tarihsel arka planı Alevilikteki “ana” kavramıyla ilişkilendiren Orhan, kadının konumunun yalnızca annelik üzerinden açıklanamayacağını belirterek şunları söyledi:

“Alevilikte çok belirgin bir şekilde anne olmak veya ana statüsü aynı zamanda bir sosyolojik olgu, yani bir sosyal pozisyon ve bir önderlik biçimi. Biz dedelik kurumunu tarif ederken analık kurumunu da denk bir biçimde tarif ediyoruz. Sosyal anlamda bu sürekliliğin bugüne kadar devam etmesi son derece kıymetli.”

Orhan, 13. yüzyıl Anadolu’sındaki Bacıyan-ı Rum yapılanmasına da değinerek, kadınların toplumsal örgütlenmede üstlendiği role dikkat çekti. Dönemin koşulları düşünüldüğünde bunun önemli bir tarihsel örnek olduğunu belirten Orhan, “13. yüzyıl gibi son derece erken bir tarihte kadınların önderlik ettiği, kadınların mobilizasyonun bir parçası olduğu bir toplumsal örgütlenmeye geçiş yapıyoruz. Bu, o dönemin bağlamında çok ileri bir aşama diyebiliriz” diye konuştu.

Kadıncık Ana’nın bu tarihsel yapı içerisindeki yerine de değinen Orhan, onun yalnızca Hacı Bektaş Veli ile ilişkisi üzerinden ele alınmaması gerektiğini belirterek, “Kadıncık Ana figürünün Hacı Bektaş Veli ile denk konumlandırılmış olması, bir saygınlık biçilmesi, sadece bir eş gibi değil; bir yol arkadaşlığı, bir muhabbet arkadaşlığı ve manevi birliğin yapı taşı şeklinde konumlandırılmış olması son derece ileride” dedi.

“CAN KAVRAMI BİZE EŞİTLİĞİ YENİDEN KURMA KAPASİTESİ SUNUYOR”

Günümüz Alevi kadınlarının durumuna da değinen Orhan, kadınların cinsiyet eşitsizliğinin yanı sıra inançlarını açık biçimde yaşayamamaktan kaynaklanan sorunlarla da karşı karşıya olduğunu söyledi. “Türkiye’de yaşayan herhangi bir kadından farklı olarak Alevi kadınların sadece kadın olmaktan kaynaklı dertlerinin yanı sıra bir de inançlarını açık bir şekilde yaşayamama gibi katmanlaşmış dertleri var. Dolayısıyla ezilme biçimleri de çoklu ve karmaşık bir yapı içerisinde şekilleniyor” dedi.

Bununla birlikte Alevi kurumlarında ve inanç alanında kadın-erkek eşitliğinin pratikte ne ölçüde hayata geçtiğinin tartışılması gerektiğini belirten Orhan, kentleşme ve modernleşmeyle bu konuların daha açık biçimde ele alınabileceğini söyledi. Kadın yöneticilerin ve sanatçıların yer aldığı paneli de bu açıdan değerlendiren Orhan, “Sadece kadın yöneticilerin konuştuğu, kadın sanatçıların çaldığı bir etkinlik bu anma törenlerinin bir parçası haline gelmiş olduğuna göre bence fena bir yerde değiliz” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.

“KURUMSALLAŞTIĞIMIZ ZAMAN GÖRÜNÜR OLABİLİYORUZ”

AABK Eşit Başkanı Filiz Selçuk, Avrupa’daki Alevi kadın örgütlenmesinin gelişimini ve kadınların Alevi inancı ile kurumlarındaki yerini değerlendirdi. Alevi öğretisinde kadın ve erkeğin “can” kavramı üzerinden eşit kabul edildiğini belirten Selçuk, bu eşitliğin örgütsel ve toplumsal yaşamda da karşılık bulması gerektiğini söyledi.

Avrupa’daki Alevi örgütlenmesinin 1993 Sivas Katliamı sonrasında hız kazandığını belirten Selçuk, kadınların başından itibaren kurumlarda emek verdiğini ancak kadın örgütlenmesinin yaklaşık 10-15 yıl sonra kurumsallaşmaya başladığını anlattı.

Avrupa Alevi Kadınlar Birliği’nin kuruluş sürecine değinen Selçuk, kadınların kurumlarda bulunmasının tek başına yeterli olmadığını belirterek şöyle konuştu:

“Evet, kadınlarımız var. Kadınlar derneklerde görev de yapıyorlar, mücadele de ediyorlar, emek de veriyorlar ama bunu kurumsallaştırmak gerekiyor. Kurumsallaştığımız zaman görünür olabiliyoruz. Kurumsallaştığımız zaman sorunlarımızı bir arada konuşabilme, görünür kılma şansına sahip oluyoruz.”

“PİRLİK SADECE ERKEĞE MAHSUS BİR KAVRAM DEĞİL”

Konuşmasında Kadıncık Ana’nın tarihsel rolüne de değinen Selçuk, “Kadıncık Ana bir mücadele örneğiydi, bir semboldü. O sembolü dün de bugün de yarın da yaşatmak zorundayız ki biz kadınlar olarak gelecek kuşaklara, çocuklarımıza, gençlerimize doğru örnek olalım” diye konuştu.

Alevi tarihinde kadınların ocaklarda ve cemlerde yol hizmeti yürüttüğünü belirten Selçuk, “Pirlik sadece erkeğe mahsus bir kelime değil. Pirlik bilgelik, pirlik erdemlik, pirlik rızalık” dedi. Seydihana Emiş, Elif Ana ve Seydiye Ana’dan örnekler veren Selçuk, kadınların geçmişte posta oturduğunu, erkan ve cem yürüttüğünü, taliplerin sorunlarını çözdüğünü aktardı.

“ALEVİ KADINLAR OLARAK 1-0 GERİDEN BAŞLIYORUZ”

AKD Genel Merkez Yöneticisi Sakine Kuzu, Alevi toplumunda kadının tarihsel rolünü, kadınların örgütlü mücadeledeki yerini ve karar mekanizmalarındaki temsilini değerlendirdi. Kadınların Alevi yolunun temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Kuzu, geçmişten bugüne kadınların toplumsal dayanışma ve mücadelede önemli roller üstlendiğini söyledi.

Bacıyan-ı Rum ve Kadıncık Ana üzerinden kadınların tarihsel rolüne değinen Kuzu, “Kadınlarımız yolumuzun ta kendisidir, sütümüzün mayasıdır” dedi.

Alevi kadınların karşı karşıya kaldığı eşitsizliklere dikkat çeken Kuzu, kadın kimliğinin yanı sıra Alevi kimliğinin de yaşamın farklı alanlarında dezavantajlar yarattığını kaydederek, “Anadolu’da kadın olarak var olabilmek başlı başına zorken, Alevi bir kadın olarak biz her zaman maalesef 1-0 geriden başlıyoruz kimliğimizden dolayı. Bunu sahalarda da yaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Kadınların toplumsal yaşamın her alanında büyük emek vermelerine rağmen karar mekanizmalarında yeterince yer alamadığına işaret eden Kuzu, Alevi kadınların örgütlü mücadelesinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Bacıyan-ı Rum, Kadıncık Ana ve Güzide Ana’nın bıraktığı mirasa işaret eden Kuzu, “Geçmişler demek istemiyorum. Biz onların şiarını kendimize şiar edindik. Biz onların desturunu kendimize destur edindik. Bizim onlara borcumuz var” dedi.

“BİZ EKSİK ETEK DEĞİLİZ”

Kadınların siyasi ve kurumsal karar mekanizmalarında daha güçlü biçimde yer alması gerektiğini söyleyen Kuzu, elde edilen hakların uzun mücadelelerin sonucu olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Tırnaklarımızla söke söke, tırmana tırmana, kazıya kazıya aldığımız haklarımızın bizlere bir lütuf olarak bağışlanıyormuş gibi algılanmasını istemiyoruz. Biz eksik etek değiliz. Biz Bacıyan-ı Rum’un, Kadıncık Ana’nın torunlarıyız. Bu örgütlü mücadelemizi her zaman, her daim sahalarda vermeye hazırız.”

PİRHA/HACIBEKTAŞ

 

Yoruma kapalı.