PİRHA- Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik, Varto merkezli planlanan jeotermal enerji santrali girişiminin yalnızca 16 köyü değil, Yedisu’dan Karlıova’ya, Murat Nehri’nden Fırat Nehri’na uzanan geniş bir coğrafyayı etkileyen uzun soluklu bir süreç olduğunu söyledi. Çelik, projenin ekolojik yıkımın ötesinde kültürel ve toplumsal sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.
Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı, Varto’da 16 köyü doğrudan etkileyen, toplam yüz ölçümü 453 bin 494.83 metrekare olan mera vasıflı alanın 5 bin 560.13 metrekarelik kısmı üzerinde, IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi tarafından, “Jeotermal kaynak arama projesi kapsamında sondaj çalışması” yapılmasına onay verdi. Varto’nun Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak çalışmayla 16 Kürt-Alevi köyünü kapsayan alanda jeotermal enerji santrali (JES) hayata geçirilmek isteniyor.
Projeye yönelik tepkiler sürüyor.
24. dönem Muş milletvekili, aynı zamanda bir dönem Varto Belediye Başkanlığı da yapan Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik, projenin bölgeye olası etkilerini PİRHA’ya değerlendirdi.
Çelik, “20 Mayıs 2026’da sondaj çalışmasının yapılacağı söylenen jeotermal enerji santral girişimi, aslında öncesi yıllarda Yedisu’da, Karlıova’da başlatılan sondaj çalışmalarıyla devam eden bir süreçtir. Bu bir süreçler bütünüdür” dedi.
Çelik, bu nedenle Varto’nun tek başına ele alınamayacağını vurgulayarak, “Yedisu, Çat, Karlıova, Tekman, Hınıs, Varto, Bulanık, Malazgirt ve Muş’u kapsayan, doğrudan ve dolaylı etkileyen bir girişimden söz ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“BU SADECE ENERJİ DEĞİL, BİR COĞRAFYA MÜDAHALESİDİR”
Çelik, projeyi daha geniş bir bağlamda ele alarak şunları söyledi:
“İliç’teki maden aramaları, Pülümür’deki çalışmalar, Munzur Dağları ve Munzur Nehri üzerindeki müdahaleler, Murat ve Fırat üzerindeki barajlar… Bunların tümü birlikte değerlendirildiğinde Dersim coğrafyasını ve Kürdistan’daki toplulukları doğrudan ilgilendiren uygulamalar bütünüdür. Adı enerji de olsa mesele enerji değildir. Bölgenin demografik, coğrafi yapısı ve burada yaşayan toplumun egemen sistemle ilişkisiyle doğrudan bağlantılıdır”
“DOĞAYI META OLARAK GÖRMEYEN BİR İNANÇ HEDEFTE”
Çelik, bölgedeki inanç sistemine dikkat çekerek, “Kendisine ‘Reya Hakk’ diyen, devlete bulaşmamış bir toplumsallık söz konusu. Bu insanlar doğayı tüketilen bir meta olarak görmez. Suya ‘Hızır’ın çeşmesi’ derler, ağaçlara, dağlara, taşlara kutsiyet atfederler. Ama bu bir tapınma değil, doğayı koruma bilincidir. Kendilerine ‘Vair’ yani sahip derler. Doğayı sahiplenir, korurlar” dedi.
“BU BÖLGE GELECEĞİN SU SAVAŞLARI AÇISINDAN STRATEJİKTİR”
Çelik, coğrafyanın önemine dikkat çekerek, “Bingöl Dağları ve Şerafettin Dağları arasında kalan bu bölgede çok sayıda su kaynağı vardır. Bu kaynaklar kutsal kabul edilir. Geleceğin su ve tohum savaşları açısından bu bölgenin stratejik önemi büyüktür” ifadelerini kullandı.
Jeolojik risklere dikkat çeken Çelik şöyle konuştu:
“Doğu Anadolu Fay Hattı, Kuzey Anadolu Fay Hattı ve Güneydoğu Anadolu Fay Hattı Karlıova-Tekman-Varto üçgeninde birleşiyor. Bu üç aktif fay hattının birleştiği bir noktadan söz ediyoruz. Bu çalışmalar 300 metreden başlayıp 3 bin, hatta 5 bin metre derinliğe kadar inecek. Bu derinliklerde radyoaktif maddeler, ağır metaller ve gazlarla karşılaşmak mümkündür. Hidrojen sülfür, karbondioksit ve amonyak atmosfere salınacak. Bu gazlar atmosfer dengesini bozacak. Karbondioksit artışı küresel ısınmayı daha da derinleştirecek. Arsenik, bor, lityum gibi ağır metaller toprağa karışacak. Yağmurla birlikte bu zehirler Murat Nehri üzerinden Fırat Nehri’a, oradan Basra Körfezi’ne kadar taşınacak. Bu, bölgesel bir zehirlenmedir.”
ÇOK YÖNLÜ BİR YIKIM SÜRECİ
Çelik projenin bir bütünen ele alındığında zararlarını şöyle sıraladı:
„ Birincisi toplumsal kırım, ikincisi siyasal kırım, üçüncüsü kültürel kırım, dördüncüsü ekokırım ve kadın kırımını içeren çok yönlü bir yıkım sürecidir.
Yani bu proje, beşli bir sistem üzerinden bölgedeki yaşamı bütünüyle ortadan kaldırmayı hedefleyen ya da buna yol açabilecek bir potansiyele sahiptir.Bu durum, bölgenin insansızlaştırılması ve Kürtsüzleştirilmesi anlamına gelmektedir. Orada yaşayan Kürtlerin ve Kürt Alevilerin metropollere ve Avrupa’ya zorunlu göçertilmeleri, gittikleri yerlerde ise asimilasyona tabi tutulmaları sonucunu doğuracaktır. Dolayısıyla bu süreç, Kürt hakikati ve Reya Hakk süreğine karşı yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda derin bir kültürel soykırım anlamına gelmektedir.“
“VARTO’DA HALK DİRENİYOR, AVRUPA’DA DAYANIŞMA BÜYÜYOR”
Sürece yönelik Avrupa’da bir platform kurulduğunu belirten Çelik, şunları söyledi:
“Varto’da kadınından gencine herkes sürece karşı çıktı ve Varto Ekoloji Platformu kuruldu. Biz de Avrupa’da bu süreci sahiplenerek platformumuzu oluşturduk. Benzeri bir çalışmayı biz de bu platform bünyesinde; Almanya, Fransa, Hollanda ile İsviçre ve Avusturya komitelerini oluşturarak yürütmek istiyoruz. Amaç, bu ülkelerde yaşayan Vartolular ve onların dostları başta olmak üzere, özellikle Dersimli kurum ve yapılarla birlikte geniş bir dayanışma ağı oluşturarak süreci harekete geçirmektir. 24 Nisan’da güçlü bir miting gerçekleştirilecek. Bu mitingin hemen ardından, 25 Nisan’da Karlıova’da ikinci bir miting yapılacak.
Bu mitinglerin teknik altyapısının karşılanması, aynı zamanda jeotermal enerji santraline karşı yürütülen hukuki sürecin gerekliliklerinin yerine getirilmesi, fesih ve keşif süreçlerine ilişkin harçların yatırılması, Varto’da yaşayanların tek başına karşılayabileceği bir yük değildir.
Bu nedenle Avrupa’daki dayanışma gücüyle sürece katkı sunmayı, oradaki halkın yükünü hafifletmeyi ve mücadeleyi birlikte büyütmeyi hedefliyoruz.
Çelik son olarak “Bizi biz yapan dayanışmadır. Gelin canlar, bu zulme karşı birlikte mücadele edelim. Birbirimizin Hızır’ı olalım ” çağrısında bulundu.
Elif SONZAMANCI PİRHA/KÖLN
Yoruma kapalı.