PİRHA- PİRHA’ya konuşan mask sanatçısı Eylem Sürer, “Anadolu’nun İzinde Maskeler” sergisinde kilim motifleri aracılığıyla kadınların susturulmuş hikâyelerini görünür kılmaya çalıştığını söyledi. Her motifin bir kadın hikâyesi taşıdığını belirten Sürer, “O sessiz mektupların kimler tarafından yazıldığını bilmiyoruz. Ben de onlara bir yüz kazandırmak istedim” dedi.
Mask sanatçısı Eylem Sürer’in Anadolu’nun kültürel hafızasını maskeler üzerinden yeniden yorumladığı “Anadolu’nun İzinde Maskeler” sergisi, 10-30 Haziran tarihleri arasında İzmir Kültürpark içerisinde bulunan Pakistan Pavyonu’nda ziyaretçilerini ağırlıyor. İranlı ressam Melody Abedy’nin küratörlüğünü üstlendiği sergi, Anadolu’nun zengin kilim motiflerini çağdaş maske sanatıyla buluşturuyor.
Sergide yer alan maskeler yalnızca estetik bir obje olarak değil, geçmişten günümüze uzanan kültürel belleğin taşıyıcısı olarak da dikkat çekiyor. Anadolu’nun farklı bölgelerine ait motifler, Venedik maskeleri ve Jericho taş maskelerinin biçimsel özellikleriyle yeniden yorumlanırken, Şahmeran gibi mitolojik figürler de eserlerde kendine yer buluyor.
30 maskeden oluşan sergide her bir eser farklı kadın hikâyelerini anlatıyor. Uzun bir araştırma ve üretim sürecinin ürünü olan maskeler aracılığıyla evrensel kadın hikâyeleri bir araya geliyor.
16 yıldır maskeler üzerine çalışan Eylem Sürer, yalnızca Anadolu’daki değil dünyanın farklı coğrafyalarındaki maske kültürlerini de araştırdığını anlattı.
Maske kültürünün Anadolu’da güçlü bir gelenek olarak gelişmediğini belirten Sürer, “İslam inancı nedeniyle suret yapmak günah kabul edildiğinden Anadolu’da maske yapılmamış. Ben de dünya maskelerini incelerken insanların çevrelerinde ne varsa onu maskelerine aktardığını gördüm. Anadolu’ya baktığımda ise burada çok güçlü bir motif diliyle karşılaştım” dedi.
“KİLİM MOTİFLERİYLE MASKELER AYNI HİKÂYEDE BULUŞTU”
Anadolu’nun her köşesinin kendisi için bir ilham kaynağı olduğunu söyleyen Sürer, kilim motiflerini maskelere taşıma fikrinin de bu araştırmalar sırasında ortaya çıktığını anlattı.
“Kilim motifleri de maskeler gibi sessiz anlatılar. Onları bir araya getiren ortak sessizlikleri oldu” diyen Sürer, çalışmalarının çıkış noktasını şöyle anlattı:
“Anadolulu kadın bütün duygularını, susturulmuşluğunu semboller aracılığıyla kilimlere aktarmış. Dolayısıyla hepsi aslında geçmişten bugüne gelen sessiz mektuplar. O sessiz mektupların kimler tarafından yazıldığını bilmiyoruz, suretleri yok. Aslında biraz da onlara bir saygı duruşu bu. Birer yüz kazandırmak arzusuyla hareket etmiş oldum.”
“ANNEANNEMDEN KALAN MASALLAR DA BU MASKELERİN İÇİNDE”
Maskeleri hazırlarken yalnızca motiflere bağlı kalmadığını söyleyen sanatçı, Anadolu’nun sözlü kültürünün de çalışmalarına yön verdiğini belirtti.
“Anadolu’nun gelenekleri, mitleri ve kültürel değerleri çoğu zaman kadınlar aracılığıyla çocuklara aktarılmış. Ben de anneannemin anlattığı masallardan, çevremde duyduğum hikâyelerden beslendim. Bu oldukça uzun bir süreçti” diyen Sürer, maskelerle çalışırken aslında geçmişe doğru da bir yolculuğa çıktığını ifade etti.
“Ben hep zaten geçmişin izinden yürüyormuşum” dedi.
“MASKELERDE EVRENSEL BİR FORM KULLANIYORUM”
Sergideki maskelerin yalnızca belirli bir bölgeyi değil, Anadolu’nun çok geniş bir coğrafyasını temsil ettiğini söyleyen Sürer, Hakkâri’den Sivas’a, Manisa’dan Türkmen Yörük kültürüne kadar pek çok farklı kaynaktan beslendiğini anlattı.
Sürer, “Maskelerde Venedik maskelerinin, Jericho taş maskelerinin etkilerini görebilirsiniz. Aborjinlerin benekli boyama sanatından, Afrika maskelerindeki doğal malzemelerden de yararlandım. Bu nedenle aslında evrensel bir form kullanıyorum” diye konuştu.
“KADINLAR UMUTLARINI, HAYALLERİNİ VE KORKULARINI KİLİMLERE İŞLEDİ”
Her kilim motifinin gerçek bir kadın hikâyesini taşıdığını vurgulayan Sürer, bu hikâyelerin bugün hala okunabileceğini söyledi.
“Etrafımıza daha dikkatli bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü o halıları ve kilimleri dokuyan kadınlar sessizce umutlarını, hayallerini, kaygılarını ve korkularını oralara işlediler. Şimdi biz onları okuyarak belki de onlara biraz ses olabiliriz” dedi.
“HALA SESSİZ BIRAKILAN PEK ÇOK KADIN VAR”
Geçmişte kadınların kendilerini motifler aracılığıyla ifade ettiğini söyleyen Sürer, aradan geçen zamana rağmen kadınların yaşadığı birçok sorunun devam ettiğine dikkat çekti.
“Biz şimdi elimizde mikrofonlarla, kameralarla duygularımızı ve düşüncelerimizi ifade edebiliyoruz. Ama bugün bile pek çok kadın susturuluyor. Duygularını ifade edemiyor, hayatına dair kararları kendisi veremiyor. İnsan kendini ifade edecek bir yol arıyor. O dönemin kadınları da bunu motiflerle yapmış.
O dönemden bugüne baktığımızda elbette çok şey değişti. Ama hala sessiz bırakılmış pek çok kadın olduğunu görüyoruz. Kadın cinayetleri bunun en acı örneklerinden biri. Aslında bu çalışmayla biraz da onları anmış oluyoruz.”
“O MASKELERİN HEPSİNİN İÇİNDE BEN VARIM”
Bir maskenin ortaya çıkış sürecini anlatan Sürer, hikâye, yüz ve malzemenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini söyledi.
“Önce kafamda bir hikâye başlıyor. Sonra yüzü çalışıyorum. Hangi yüz olacak, hangi form kullanılacak, bunlar da hikâyenin bir parçası haline geliyor. Ama bir noktadan sonra maske benimle konuşuyor sanki. ‘Bana bunu ekle, beni bu renge boya, beni böyle süsle’ diyor.
Dolayısıyla ben onun içine geçiyorum aslında. Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim; o gördüğünüz bütün maskelerin içerisinde aslında ben varım. Kendimden büyük parçalar var. Maskeyle kesinlikle diyaloğa geçiyorum. O bana anlatıyor, ben onu anlatıyorum. Sonunda da ortaya iş çıkıyor.”
Sürer, eserlerinde sıkça kullandığı boynuz figürünün ise güç ve sınır anlamı taşıdığını belirterek, “Benim öncelikli kullanma nedenim hem bir güç hem de bir mesafe oluşturma duygusu. Benim bir alanım var ve o alana öyle paldır küldür girilemesin. Boynuzla bir sınır çiziyorum” dedi.
“MOTİFLERİN İNANÇSAL DÜZEYDE DE BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜ VAR”
Maskelerinde kullandığı bazı malzemeleri memleketi Varto’dan, bazılarını ise Kültürpark’tan topladığını anlatan Sürer, sergide farklı inanç ve kültürlere ait sembollerin de bir araya geldiğini söyledi.
“Burada Ezidilerin kutsal kabul ettiği kuş tüylerini görebilirsiniz. Türkmen gelinlerinin kullandığı karanfiller var. Alevilerde kullanılan deniz kabukları var. Bir harman söz konusu. Dolayısıyla motiflerin inançsal düzeyde de aslında bir birleştirici yanı var.”
Serginin küratörlüğünü İranlı ressam Melody Abedy’nin üstlendiğini belirten Sürer, iki farklı ülkeden kadın sanatçı olarak bu çalışmada bir dayanışma örneği ortaya koyduklarını ifade etti.
Semra ACAR / İZMİR
Yoruma kapalı.