PİRHA- Alevi Ansiklopedisi Dersim Pirler ve Analar Çalıştayı’nın ikinci oturumunda Aleviliğin tarihsel hafızasının nasıl korunacağı ve gelecek kuşaklara nasıl aktarılacağı ele alındı. Dr. Ahmet Kerim Gültekin, Prof. Dr. Markus Dressler ve Prof. Dr. Ayfer Karakaya Stump; sözlü kültürden Osmanlı arşivlerine, ocak ve aile belgelerinden fotoğraf, el yazması ve sözlü tarih kayıtlarına uzanan kaynakların bir araya getirilmesinin önemine dikkat çekti. Sunumlarda Alevi tarihinin yalnızca mağduriyet üzerinden değil, Alevilerin tarihsel aktörlüğünü de görünür kılacak çoğulcu bir yaklaşımla ele alınması gerektiği vurgulandı.
Alevi Ansiklopedisi tarafından Dersim’de düzenlenen Pirler ve Analar Çalıştayı’nın ikinci oturumunda Alevilik araştırmaları, tarihsel kaynakların korunması, Alevi topluluklarının sözlü hafızası ve dijital arşiv çalışmaları konuşuldu.
Dr. Ahmet Kerim Gültekin, Prof. Dr. Markus Dressler ve Prof. Dr. Ayfer Karakaya Stump’ın sunumlarında, Aleviliğe ilişkin bilginin yalnızca resmi arşivler ve akademik çalışmalar üzerinden değil, Alevi topluluklarının kendi anlatıları ve ellerindeki tarihsel materyaller üzerinden de ele alınmasının gerekliliğine dikkat çekildi.
GÜLTEKİN: DAĞINIK BİLGİ BİRİKİMİ ARASINDA BAĞ KURMAK GEREKİYOR
Alevi Ansiklopedisi Bilimsel Danışma Kurulu ve Editoryal Kurul Üyesi Dr. Ahmet Kerim Gültekin, Aleviliğin yüzyıllar boyunca büyük ölçüde sözlü kültür yoluyla aktarıldığını belirterek deyişlerin, nefeslerin, cemlerin, anlatıların, ocakların, pirlerin ve taliplerin bu hafızanın taşıyıcıları olduğunu ifade etti.
Sözlü aktarımın yanında zaman içerisinde önemli bir yazılı kaynak birikiminin de oluştuğunu belirten Gültekin, dijital teknolojilerin bugün bu bilgiye ulaşma imkanlarını genişlettiğini söyledi.
Gültekin, Aleviliğe ilişkin farklı coğrafyalarda üretilmiş bilgi ve kaynakların dağınık durumda olduğuna işaret ederek temel ihtiyaçlardan birinin bu kaynaklar arasında bağ kurmak olduğunu vurguladı.
Alevi Ansiklopedisi’nin yalnızca akademik yayınları bir araya getiren bir çalışma olmadığını belirten Gültekin; yerel kaynakların, farklı dillerdeki anlatıların, sözlü geleneklerin ve toplumsal hafızanın da çalışmanın parçası olduğunu kaydetti.
“ALEVİLİK TEK BİR TANIMA İNDİRGENEMEZ”
Aleviliğin tek bir tanım ve perspektif üzerinden ele alınamayacağını vurgulayan Gültekin, farklı Alevi topluluklarının kendi kavramlarının, tarihsel deneyimlerinin ve anlam dünyalarının dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Akademik bilgi ile yerel bilgi, yazılı kaynaklarla sözlü aktarım ve geçmişten gelen hafızayla bugün üretilen bilgi arasında ilişki kurulmasının önemine dikkat çeken Gültekin, Alevi Ansiklopedisi’nin de tamamlanmış ve değişmez bir bilgi deposu olarak düşünülmediğini belirtti.
Yeni araştırmalar, belgeler ve tanıklıklarla sürekli gelişebilen bir yapı hedeflediklerini ifade eden Gültekin, Ansiklopedi kapsamında özellikle genç kuşakların erişebileceği akademik ve eğitsel içeriklerin geliştirilmesinin de planlandığını aktardı.
DRESSLER: ALEVİ TARİHİ YALNIZCA MAĞDURİYET TARİHİ OLARAK OKUNAMAZ
Prof. Dr. Markus Dressler ise “Alevi Arşivi: Anadolu’daki Alevi Topluluklarının Etnotarihi, 16.–20. Yüzyıllar” başlıklı çalışmayı anlattı.
Dressler, Aleviliğin tek bir etnik kimlik, dil ya da bölgesel deneyim üzerinden tanımlanamayacağını belirterek, farklı coğrafyalardaki Alevi topluluklarının kendilerine özgü tarihsel ve sosyolojik yapılarının bulunduğuna dikkat çekti.
Alevilerin 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti döneminde yaşadığı baskı, zorla yerinden edilme ve ayrımcılığın tarihsel gerçekliğine işaret eden Dressler, bununla birlikte Alevi tarihinin yalnızca dışlanma ve mağduriyet üzerinden okunmasının başka bir soruna yol açacağını söyledi.
Dressler, Alevi topluluklarının tarihini “sırf bir dışlanma ve mazlumiyet tarihi olarak görmenin” Alevilerin kendi tarihleri içerisindeki aktörlüklerini görünmez kılabileceğine dikkat çekerek, aktör merkezli bir tarih yaklaşımının önemini vurguladı.
OCAK, AŞİRET VE KÖY YAPILARI MİKRO TARİHSEL YÖNTEMLE İNCELENECEK
Dressler, Alevi topluluklarının tarihsel gelişiminin anlaşılabilmesi için ocak, aşiret ve köy gibi toplumsal yapıların mikro tarihsel ve etnografik yöntemlerle araştırılması gerektiğini söyledi.
Alevilerin yalnızca kendi aralarındaki ilişkilerin değil, Sünni ve gayrimüslim topluluklarla ve devletle kurdukları ilişkilerin de araştırılması gerektiğini belirten Dressler, bu ilişkilerin bölgeden bölgeye ve dönemden döneme değişebildiğine dikkat çekti.
Aleviler ile Osmanlı Devleti arasındaki ilişkilerin de tek biçimli bir tarihsel model üzerinden açıklanamayacağını ifade eden Dressler, bölgesel ve tarihsel dinamiklerin dikkate alınması gerektiğini kaydetti. Dersim’de ortaya çıkan tarihsel tablonun başka bir Alevi coğrafyasındaki deneyimle aynı olmayabileceğini belirtti.
Sunumda Alevi topluluklarına ilişkin mikro verilerin bir araya getirileceği kapsamlı bir veri tabanının oluşturulması ve mümkün olduğu ölçüde araştırmacıların erişimine açılması hedefi de paylaşıldı.
TARİHSEL BELGELERDEN SÖZLÜ HAFIZAYA ÇOK KAYNAKLI ARŞİV
Alevi Arşivi çalışmasında tek bir kaynak türü yerine farklı nitelikteki tarihsel ve etnografik materyallerin birlikte değerlendirilmesi hedefleniyor.
Osmanlı idari ve arşiv belgelerinin yanı sıra Alevilere ait el yazmaları ve aile belgeleri; sözlü tarih çalışmaları, sözlü gelenek, şiirler, deyişler, anlatılar, fotoğraflar, yazıtlar, objeler ve maddi kültür unsurları araştırmanın kaynakları arasında bulunuyor.
Bu yaklaşımda herhangi bir kaynağın tek başına kesin ve değişmez bir tarih anlatısı oluşturması yerine farklı kaynakların karşılaştırılması ve birbirleriyle birlikte okunması amaçlanıyor.
Çalışmanın uzun vadeli hedefleri arasında kapsamlı bir veri tabanının kurulması, araştırma sonuçlarının açık erişime sunulması ve Alevilik üzerine yapılacak yeni araştırmalara kaynak oluşturacak dijital bir araştırma arşivinin hazırlanması bulunuyor.
KARAKAYA STUMP: ALEVİ HAFIZASININ ÖNEMLİ BİR BÖLÜMÜ RESMİ ARŞİVLERİN DIŞINDA
Alevi Ansiklopedisi Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ayfer Karakaya Stump ise çevrimiçi katıldığı oturumda Alevi-Bektaşi Dijital Arşiv Projesi’ni anlattı.
Karakaya Stump, Alevi-Bektaşi toplumunun tarihsel ve kültürel mirasının önemli bir bölümünün resmi arşivlerde değil; ailelerin, ocakların, dergahların ve toplulukların ellerindeki kişisel arşivlerde bulunduğuna dikkat çekti.
Fotoğrafların, mektupların, tarihsel belgelerin, ses ve video kayıtlarının ve sözlü tarih anlatılarının bu hafızanın önemli parçaları olduğunu belirten Karakaya Stump, farklı kişilerin elinde ve farklı mekanlarda bulunan materyallerin zaman içerisinde kaybolma ya da erişilemez hale gelme riski taşıdığını ifade etti.
PİRHA/DERSİM
Yoruma kapalı.