PİRHA-Alevi köyünde devlete ait bir yapı varsa, olan yapıyı cemevi olarak köylüye teslim etmesi çağrısında bulunan Ağuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu, Alevilerin Aleviliği kendi pirlerinden, analarından, rayberlerinden öğrendiğinin altını çizerek, sertifikayla Aleviliğin öğretilemeyeceğini söyledi.
Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Alevi köyü Uzundal’da (Xoşan), Hozat İlçe Müftülüğü cami onarımına başladı. Müftülüğün kendi kararıyla başlattığı çalışma, 12 Eylül askeri darbesinin ardından dönemin Dersim Valisi Kenan Güven’in Alevi köylerine cami yaptırma uygulamalarını akıllara getirdi. Geçmişte Alevilerin inançlarına yönelik asimilasyon politikası olarak eleştirilen bu uygulamaların ardından, bugün Uzundal’daki caminin hangi ihtiyaç doğrultusunda onarıldığı sorusu gündeme geldi.
Diğer yandan ise Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Halk Eğitim Merkezleri’nde “Alevilik-Bektaşilik” dersi verilmesi planlanıyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle yapılan çalışmada, sertifika alan “dedeler” usta öğretici olarak ders verecek.
Ağuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu, Alevi gündemine dair ajansımıza konuştu.
1924 Anayasasıyla beraber Alevilerin bu coğrafyada yaşayanların devletin makul vatandaş tanımlamasının içerisinde yer almadığını belirterek, “Bu ülkede yaşayanların hepsi Türk, Sünni ve Hanefi olarak tanımlanmıştı. 1980 darbesiyle beraber özellikle Kenan Güven döneminde de Dersim’de köylere cami yapılması, köylerdeki çocukların toplanıp imam hatiplere gönderilmesi gibi projeler de vardı. Şimdi 2026’dayız ve bu ülkede bir demokratikleşme süreci, silahsızlanma süreci, barış süreci konuşuluyor. Ve bu süreç içerisinde yasaların çıkmasından bahsediliyor. Böyle bir dönemde yine Alevi köylerinde bir caminin onarılması manidardır” dedi.
Alevi köyünde devlete ait bir yapı varsa, olan yapıyı cemevi olarak köylüye teslim etmesi çağrısında bulunan Dolu, “Verin. Biz de sizin demokrat olduğunuzu ya da bu ülkedeki bütün yurttaşlara eşit gözle baktığınıza inanalım. Ama bugün cemaati olmayan bir cami, kimsenin gitmeyeceği bir cami niye onarılıyor?” diye sordu.
“ALEVİLERE YAPILAN BU ZULÜM NİYE?”
Dersim’de benzer örneklerin yakın zamanda yaşandığını hatırlatan Dolu, şunları ifade etti:
“Köylere geri dönüşler oluyor. İnsanlar büyükşehirlerden, köylere cenazelerini getirip erkanlarını buralarda yapıyorlar. Gelin onları onaralım. O köyün cemevi yapalım ya da köye bir misafirhane, bir köy evi yapalım. İnsanlar cenazelerini getirdiklerinde ya da köylerine geri döndüklerinde de hiç olmazsa bir-iki gece kalabilecekleri bir ev olsun. Ama bu bize 1924 Anayasasının devamını gösteriyor. Bu bize 1980 darbesinin devamını gösteriyor.
Aleviler üzerinde yapılan bu zulüm niyedir? bundan iki yıl önce Munzur Baba Gözerleri’nde bir mescit yapılmıştı. Biz buna karşı çıktığımızda, kendilerini siyasetçi olarak tanımlayanların verdiği bir cevap vardı: Aleviler hoşgörülüdürler. Tamam Aleviler hoşgörülüdürler de niye bize karşı kimse hoşgörülü değil? Alevilik inancı kimsenin inancına karşı durmuyor, kimseyi asimile etmeye çalışmıyor. Aleviler kimsenin namaz kılmasına, kiliseye gitmesine, havraya gitmesine karşı çıkmıyor. Onları yok etmiyor, farklı inançlar olarak görüyor. Ama niye kimse bizi bir inanç olarak görmüyor. Bizim de varlığımızı kabul etmiyorlar. Hani bunları hepsini düşünmek lazım”
Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Halk Eğitim Merkezleri’nde “Alevilik-Bektaşilik” dersi verilmesine de tepki gösteren Dolu, “Alevi yurttaşlar inancı önce kendi annesinden öğrenir. Çünkü Alevilik bir ana yoludur. Alevi ocaklarının varlığı sadece pirler gelsin, cenaze kaldırsınlar ya da pirler gelsinler cem bağlasınlar diye değildir. Aslında ocaklarımız birer akademi gibidir. Müdahaleler olmadığı zamanlar ocaklarımız akademi gibiydiler. Hem yol yürütücüleri yetiştirilirdi. Hem sosyal anlamda toplum hazırlanırdı, hem ocağın hem de talip toplumunun beraber rahatça geçinebileceği ekonomik yönü de öngörülüyordu” diye belirtti.
“HERKESİN KENDİ PİRİYLE BULUŞMASINI SAĞLAMAMIZ LAZIM”
Alevi coğrafyasına sürekli müdahalelerin olduğunu, köylerin boşaltıldığını vurgulayan Dolu, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Ocakların yeni baştan tütmesi için, pirlerin geri dönüşlerini, pirlerin de kendi pirleriyle buluşmasının önünü açabilir miyiz? Bu tür şeyleri konuşmamız lazımdı. Ama maalesef halk eğitim merkezlerinde Alevilik, Bektaşilik kurslarını konuşuyoruz. Şimdi bir Alevi Bektaşi Kültür Müdürlüğü kurulmuş. Onun bir danışma kurulu var. Bu danışma kurulunda görev yapan kendilerine Alevi diyen, akademisyen diyenler daha önce bazı siyasi partilerin içerisinde o siyasi partilerin örgütlerinde hatta en üst düzey yerlerinde görev almış insanlar. Siz bir siyasi partide görev yaparsanız ve o siyasi bir parti sizi bir müdürlüğe bir yere atarsa, siz artık yolunuzun yolcusu değil, onların memuru oluyorsunuz.
Bu evrende yaşarken sadece ve sadece Alevilerin haklarını savunmayız. Biz sadece insanların haklarını da savunmayız. Biz doğamızı savunmak zorundayız, suyumuzu savunmak zorundayız, havamızı savunmak zorundayız. Dünyada son mazlum varken biz o mazlumun hakkını savunmak zorundayız.
Sistem sürekli bizimle, içimizdekilerin eliyle oynuyor. Ben Ağuçan evladıyım. Benim pirim, mürşidim vardır. Benim gidip hiçbir dernekten, hiçbir vakıftan sertifika almama gerek yoktur. Eğer biri zaten sertifika alıyorsa bilin ki onun içerisinde bir problem vardır. Ya bir yerde kendisine bir iş teklifi yapılmıştır ya da kendisinin bunu yapabilme kapasitesi yoktur. Gidip sertifika alma gereği duymuştur. Aleviliği biz bu topraklarda öğrendik. Bize Alevi Bektaşi Kültür Müdürlüğü ya da işte halk eğitim kursları lazım değil.
Şimdi bunu öğretenler kimdirler? Necidirler? Ne dersi verecekler? Nereden öğrenmişler? Bunların hepsinin ortaya çıkması lazım. Bir yetişkinin bile Alevilik konusunda gidebileceği tek merci kendi piridir, rehberidir, anasıdır, ocağıdır. Herkesin kendi piriyle buluşmasını sağlamamız lazım.”
“SERTİFİKAYA GEREK YOKTUR”
Aleviler olarak hangi inançtan olursa olsun, bütün inançların, dinlerin özgür bırakılmasını savunduklarının altını çizen Dolu, “Herkes kendisi özgür yaşasın. Diyanet olmasaydı, insanlar Müslüman olmayacaklar mıydı? Peygamber döneminde Diyanet mi vardı? İsa döneminde Papa mı vardı? Vatikan mı vardı? Sistemler önce bir kurum oluşturuyor. O kurum üzerinden maaşa koltuğa dayalı bir sistem oluşturuyor. Sonrada insanları bu sistemin içine koymaya çalışıyoruz. Bizim en kutsal mertebemiz cemlerimizdir. Bu cemlerde de rütbe yoktur. Kırklar Cemi bunun şahididir. Onun için sertifikaya gerek yoktur. Hepimizin bir ocağı, bağlı olduğumuz bir piri, bağlı olduğumuz bir rayberi var. Bize yol gösterecek asıl öğretmenimiz rayberimizdir. Rayberimize gidersek, cemlerimize girersek, muhabbet cemlerinde sorarsak rayberlerimiz bize öğreteceklerdir. Sadece bizim önümüzü açsınlar, köylerimize cami yapmasınlar” ifadelerine yer verdi.
Diren KESER/PİRHA
Yoruma kapalı.