Alevi Haber Ajansi

Çağrı Sert: Kadın cinayetleri eril devlet politikalarının sonucu-VİDEO

PİRHA – Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetin toplumsal ve siyasal nedenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan kadın aktivist Çağrı Sert, kadın cinayetlerinin münferit olaylar olarak ele alınamayacağını belirterek, iktidarın aile politikalarını, cezasızlık uygulamalarını ve kadınların ekonomik özgürlüğünü kısıtlayan yaklaşımları eleştirdi. Sert, kadına yönelik şiddetle mücadelede etkin hukuki mekanizmaların işletilmesi, toplumsal farkındalığın artırılması ve kadın örgütlenmesinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerine ilişkin PİRHA’ya konuşan kadın aktivist Çağrı Sert, şiddetin yalnızca bireysel bir sorun olarak değerlendirilemeyeceğini, toplumsal ve siyasal boyutlarıyla ele alınması gerektiğini ifade etti.

“KADIN CİNAYETLERİNİN HİÇBİRİ MÜNFERİT DEĞİL”

Kadın cinayetleri ve şiddet haberleriyle her gün karşı karşıya kaldıklarını belirten Sert, bu olayların arkasında toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve siyasal politikaların bulunduğunu söyledi.

Sert, “Öncelikle şunu vurgulamak gerekir ki bu cinayetlerin hiçbiri münferit değil. Bu cinayetlerin tamamı AKP-MHP iktidar bloğunun 20 yıllık politikalarının sonucudur” dedi.

Kadın cinayetlerinin ulaştığı boyutun eril devlet anlayışıyla bağlantılı olduğunu belirten Sert, iktidarın aile politikalarını eleştirdi. Sert, AKP-MHP iktidar bloğunun aile anlayışının kadınları annelik ve eş rolleriyle sınırlandırdığını, ekonomik özgürlüklerini kısıtlayarak onları ataerkil aile yapısı içinde hizmet veren bir konuma indirgediğini ifade etti.

“SÜRESİZ NAFAKA HAKKININ İPTALİ KADINI EVE KAPATMA STRATEJİSİDİR”

Süresiz nafaka hakkının kaldırılmasına yönelik tartışmaların kadınların ekonomik bağımsızlığı açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Sert, bu tür yaklaşımların kadınların eve kapanmasını teşvik eden bir anlayışı güçlendirdiğini belirtti.

Sert, kadınların ev dışında çalışmasının ve bağımsız bir yaşam kurmasının zorlaştırıldığını savunarak, esnek çalışma uygulamalarının da kadınları evden çalışmaya yönlendiren bir anlayışla ele alındığını söyledi.

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ BİRÇOK ALANDA KADINLARI KORUYORDU”

İstanbul Sözleşmesi’nin kadınları, çocukları ve LGBTİ+ bireyleri şiddete karşı korumada önemli bir yere sahip olduğunu belirten Sert, sözleşmeden çekilmenin kadınların korunmasını olumsuz etkilediğini ifade etti.

6284 sayılı Kanun’un uygulanmasında da ciddi sorunlar bulunduğunu söyleyen Sert, faillerin cezasızlık politikaları, haksız tahrik indirimleri ve çeşitli gerekçelerle yeterince cezalandırılmadığını savundu.

Sert, kadınların KADES üzerinden yardım çağrısında bulunmalarına rağmen şiddet faillerinin yalnızca uyarılmakla yetinilmesini eleştirerek, bu yaklaşımın şiddeti önlemede yetersiz kaldığını belirtti.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin failler açısından caydırıcılığı zayıflattığını ifade eden Sert, bir kişinin şiddet uygulamasına veya cinayet işlemesine rağmen serbest kalmasının başkalarını da benzer suçlara yöneltebileceğine dikkat çekti.

Yasaların görevinin herkesi eşit biçimde korumak olduğunu hatırlatan Sert, devletin sorumluluğunun yalnızca kadınların kolluk kuvvetlerine başvurduğu aşamada koruma sağlamakla sınırlı olmadığını vurguladı. Sert, kadınların ekonomik ve ifade özgürlüklerinin yanı sıra kendi yaşamlarına ilişkin kararları özgürce alabilmelerinin de güvence altına alınması gerektiğini söyledi.

“ŞİDDETE UĞRAYAN KADINLAR DEVLETİ YANLARINDA BULAMIYOR”

Kadınların şiddet karşısında yalnız bırakıldığını belirten Sert, kadın örgütlerinin kendilerine ulaşan kadınlara destek olmaya çalıştığını ancak güvenlik konusunda ciddi sorunlar yaşandığını ifade etti.

Sığınmaevlerinin adreslerinin failler veya aileleriyle paylaşılabildiğine ilişkin örnekler duyduklarını söyleyen Sert, adres gizliliği talep edilmesine rağmen bu bilgilerin korunamadığı durumların kadınların güvenliğini tehlikeye attığını belirtti.

Sert, kadınların ekonomik, fiziksel ve sosyal güvenliklerinin sağlanması için etkin koruma mekanizmalarına ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Ataerkil toplum yapısında şiddetin çoğu zaman aile içinde başladığını ifade eden Sert, kadınlara şiddet uygulayan kişilerin sıklıkla kadınların en yakın çevresindeki erkekler olduğuna dikkat çekti.

“ÇOCUKLAR ŞİDDETİ İLK AİLEDE GÖRÜYOR VE YAŞIYOR”

Çocukların şiddetle ilk kez aile içinde karşılaşabildiğini belirten Sert, ailede yaşanan şiddetin çocuklar üzerindeki etkisinin okullardaki şiddet olaylarıyla da bağlantılı olduğunu söyledi.

Şiddetin çocuklara kadar uzanan toplumsal bir sorun olduğunu vurgulayan Sert, bunun önlenmesi için öncelikle şiddetin yalnızca kadınların veya feminist hareketin sorumluluğunda görülemeyeceğinin kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.

Sert, toplumun şiddet konusunda bilinçlendirilmesi ve özellikle okullarda kadına ve çocuklara yönelik şiddetle ilgili eğitim ve bilgilendirme çalışmalarının yapılması gerektiğini belirtti.

Kadına ve çocuğa yönelik şiddetin önlenmesi için caydırıcı yaptırımların uygulanması gerektiğini söyleyen Sert, suçların ertelenmesi ve faillerin kolaylıkla serbest kalmasının önüne geçilmesini istedi.

Çocuklara yönelik cinsel saldırılarda faillerin belirli mesleklerde çalışmasının engellenmesine ilişkin uygulamaları örnek gösteren Sert, benzer biçimde şiddeti önleyici ve caydırıcı hukuki düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti.

Sert, kadına yönelik şiddet vakalarında faillerin kısa süreli gözaltı veya uyarıyla serbest bırakılmasının çözüm olmadığını belirterek, medyanın da iktidarın söylemlerini yeniden üreten bir yapıya dönüştüğünü savundu.

“KADIN CİNAYETLERİNDE MEDYANIN DİLİ DEĞİŞMELİ”

Kadın cinayetlerinin medyada ele alınış biçimini eleştiren Sert, failin eylemlerinin “çok seviyordu” veya “çok kıskanıyordu” gibi ifadelerle açıklanmasının şiddeti normalleştirdiğini söyledi.

Bu tür söylemlerin faili mazur göstermeye ve işlenen suçu hafifletmeye hizmet ettiğini belirten Sert, medya dilinin değiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Sert, çocuk yaşta evlilikleri “çocuk gelin” ifadesiyle tanımlamanın da yanlış olduğunu belirterek, çocuklara yönelik cinsel istismarın bu tür ifadelerle normalleştirilmemesi gerektiğini söyledi.

Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyalarına da değinen Sert, bu vakalarda adaletin sağlanması ve soruşturmaların tarafsız yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti. Yerel yöneticilerin ve kamu kurumlarının ellerindeki yetkileri kişisel çıkarları doğrultusunda kullanmasının adaletin gerçekleşmesini engelleyebileceğini ifade etti.

“ŞİDDET SARMALINI BİR BÜTÜN OLARAK ELE ALMALIYIZ”

Türkiye’de hukuk, adalet ve yönetim alanlarında ciddi sorunlar bulunduğunu savunan Sert, Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyalarının adalet mekanizmasındaki sorunları görünür kıldığını söyledi.

Şiddetin farklı toplumsal gruplara yönelerek büyüyebilen bir süreç olduğuna işaret eden Sert, hayvanlara yönelik şiddetin de toplumsal şiddetle mücadele kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Sert, hayvanlara yönelik şiddetin önlenmesinin yalnızca hayvanların korunması açısından değil, toplumun tüm kesimlerini etkileyebilecek şiddet davranışlarının erken aşamada engellenmesi bakımından da önemli olduğunu ifade etti.

“KADINLAR KENDİ SÖZLERİNİ KENDİLERİ SÖYLEYECEK”

Son dönemde yürütülen “Ailem Güvende” operasyonlarının ardından bazı kadınların örgütlenmekten çekinir hale geldiğini belirten Sert, baskı ve korku ortamının toplumsal mücadeleyi zayıflatmayı amaçladığını söyledi.

Kadınların daha fazla örgütlenmesi gerektiğini vurgulayan Sert, kadınlar adına erkeklerin konuşmasının yanlış olduğunu belirterek, kadınların kendi sözlerini ve söylemlerini kendilerinin oluşturması gerektiğini ifade etti.

Kadınların kurdukları söylemi toplumun geneline aktarmalarının önemine dikkat çeken Sert, erkeklerin de şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği konusunda sorumluluk alması gerektiğini söyledi.

Konuşmasının sonunda giderek daha fazla eril bir anlayışın egemen olduğu bir dünyada yaşandığını belirten Sert, kadınların yalnızlaşmaması gerektiğini vurguladı.

Sert, “Maalesef eril bir iktidar altında, eril bir ülkede ve maalesef giderek erilleşen bir dünyada yaşıyoruz. O yüzden daha fazla yalnızlaşma lüksümüz yok. Yaşadığımız her çekince çok normal çünkü hepimiz yaşıyoruz. Tam da böyle bir zamanda daha çok örgütlenmeli ve daha çok söz söylemeliyiz diye düşünüyorum” dedi.

Cebrail ARSLAN/ANTALYA

 

 

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.