PİRHA- Eğitimci-yazar Yusuf Baran Beyi, Dersim Katliamı gibi geçmişte yaşanan kitlesel travmalarla yüzleşmek, yalnızca mağdurlar açısından değil; demokratik toplum düzeni açısından da önemli olduğunu vurgulayarak, toplumsal barışın güçlenebilmesi için, devletin geçmişteki ağır uygulamalarla dürüst biçimde hesaplaşması, mağduriyetleri tanıması ve sembolik ya da hukukî adımlar atması gerektiğini belirtti.
Bu bağlamda Dersim Katliamı da tarihsel hafızanın önemli başlıklarından biri olmaya devam etmektedir. Hakikat, adalet ve toplumsal onarım talepleri, gelecek kuşaklara uzanan bir sorumluluk alanı olarak varlığını sürdürmektedir.
Dersim’de 1937–38 yıllarında yürütülen askerî harekât, binlerce insanın öldürüldüğü, on binlerce kişinin sürgün edildiği bir yıkıma yol açtı. Geçen 89 yıla karşın katliama dair arşivler paylaşılmazken, idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin nerede olduğu açıklanmıyor.
Eğitimci-yazar Yusuf Baran Beyi ile, Dersim Katliamı’na giden yolu ve sonrasını konuştuk.
“SERT MERKEZİLEŞME POLİTİKALARININ BİR UZANTISI”
PİRHA: 4.Mayıs 1937’de Dersim katliamı kararı alınmadan önceki Dersim’den söz eder misiniz?
Yusuf Baran Beyi: Dersim 1937-1938 olaylarını doğru biçimde değerlendirebilmek için meseleyi yalnızca Cumhuriyet dönemiyle sınırlı ele almak yeterli değildir. Konunun tarihsel arka planı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan devlet-toplum ilişkileri çerçevesinde ele alınmalıdır. Zira merkezî devlet yapısının Dersim coğrafyasına yönelik yaklaşımı, uzun yıllar boyunca güvenlik merkezli ve mesafeli bir karakter taşımıştır. Osmanlı döneminde bu mesafe daha çok inanç farklılıkları üzerinden şekillenirken, Cumhuriyet döneminde ulus-devlet inşası politikaları doğrultusunda yeni bir içerik kazanmıştır.
Bu nedenle Dersim meselesi, yalnızca belirli bir tarihte alınmış askerî bir karar olarak değil; Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında farklı toplumsal gruplara yönelik uygulanan sert merkezileşme politikalarının bir uzantısı olarak değerlendirilmelidir.
“M.KEMAL’İN İRADESİ DIŞINDA HİÇBİR KARAR ALINMADI”
-Dersim Katliam kararının altında kimlerin imzası vardı?
Yusuf Baran Beyi: Dersim katliamına yönelik 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararı, dönemin Cumhuriyet yönetimi tarafından alınmıştır. Kararın altında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası başta olmak üzere, Başbakan İsmet İnönü ve ilgili bakanların imzaları bulunmaktadır. Dolayısıyla bu sürecin yalnızca bazı hükümet üyelerine yüklenmesi, tarihsel gerçeklikle tam olarak örtüşmemektedir.
Kamuoyunda zaman zaman dile getirilen, “Mustafa Kemal hastaydı, olaylardan habersizdi; bütün sorumluluk Celal Bayar ve çevresine aittir” şeklindeki yorumlar, tartışmalı ve eksik değerlendirmelerdir. Çünkü devlet arşivlerinde yer alan belgeler, Dersim sürecinin en üst düzeyde takip edildiğini göstermektedir. Ayrıca 1 Kasım 1938 tarihinde Dersim’de yürütülen operasyonlara ilişkin, M.Kemal’in Meclise tebrik mesajı gönderdiğine dair belgelerin ortaya çıktığı bilinmektedir. Kısacası o dönemde M.Kemal’in iradesi dışında hiçbir kararın alındığı görülmemiştir.
“HOMOJEN ULUS YARATILMAK İSTENDİ”
-Dersim harekâtının gerekçesi neydi?
Yusuf Baran Beyi: Resmî söylemde harekâtın gerekçesi olarak “isyan”, “vergi vermeme”, “askere gitmeme” ve “devlet otoritesinin kurulamaması” gibi nedenler ileri sürülmüştür. Ancak çok sayıda araştırmacı, tarihçi ve tanıklık kaynağına göre meselenin temelinde yalnızca güvenlik sorunu değil; Dersim toplumunun Kürt kimliği, Alevi/Kızılbaş inancı ve özerk toplumsal yapısı yer almaktadır. Bu yönüyle Dersim harekâtı, Cumhuriyet’in homojen ulus yaratma politikalarının sert tezahürlerinden biri olarak yorumlanmaktadır.
“SOYKIRIM NİTELİĞİ TAŞIYAN BİR SÜREÇ”
-Dersim katliamı sırasında uygulanan öldürme yöntemleri hangi boyutta uygulanmıştır?
Yusuf Baran Beyi: Dersim 1937-1938 harekâtı, dönemin Cumhuriyet yönetiminin aldığı siyasî kararlar doğrultusunda, devletin merkezî otoritesi ve tüm askerî imkânları kullanılarak uygulanmıştır. Operasyon, yalnızca belirli bir askerî birlik tarafından değil; kara kuvvetleri, hava unsurları, jandarma teşkilatı ve idarî mekanizmaların eşgüdümüyle yürütülmüştür. Bu devasa güç tahkimi, spontane bir olayı bastırma biçimini aşıyor.
Uygulanan yöntemlere ilişkin tanıklıklar, resmî belgeler ve sonraki dönem araştırmaları, olayların sıradan bir güvenlik operasyonunun ötesine geçtiğini göstermektedir. Sivillerin hedef alındığı, köylerin boşaltıldığı, zorunlu göçlerin yaşandığı ve kitlesel ölümlerin meydana geldiği yönünde çok sayıda anlatım bulunmaktadır. Bu nedenle bazı siyaset bilimciler, hukukçular ve tarihçiler Dersim’de yaşananları “katliam”, “etnik temizlik” ya da “soykırım niteliği taşıyan bir süreç” olarak değerlendirmektedir.
“ORDU ZEHİRLİ GAZ KULLANDI”
-Katliamın yöntemleri hakkında hangi iddialar ve tanıklıklar bulunmaktadır?
Yusuf Baran Beyi: Dersim Katliamına ilişkin sözlü tarih anlatıları, hayatta kalan tanıkların beyanları ve dönemin bazı askerî personelinin aktarımları, son derece ağır insan hakları ihlallerine işaret etmektedir. Bu anlatımlarda insanların toplu halde öldürüldüğü, bazı bölgelerde yakılarak imha edildiği, kitlesel olarak makineli tüfeklerle tarandığı ve uçurumlardan atıldığı yönünde ifadeler yer almaktadır.
Ayrıca son yıllarda gündeme gelen bazı belge ve tanıklıklarda, harekât sırasında kimyasal veya zehirli gaz kullanıldığı iddiaları da bulunmaktadır. Bu husus tarihçiler arasında hâlen tartışmalı olmakla birlikte, Dersim hafızasında derin iz bırakan anlatılar arasında yer almaktadır.
Bölgede sorumluluk üstlenen, önemli yetkililerinden olan İ.Sabri Çağlayangil bakın ne diyor: “Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi.”
Bu ifade aynı zaman devletin dili ve itirafıdır. Başka da söz söylemenin, ispat için belge-bulgu aramanın gereği yoktur. Tanıkların Munzur ve Harçik çaylarının cesetlerle dolduğunu, suların kan rengine büründüğünü anlatmaları, olayların bölgesel bellekte ne denli travmatik bir yere sahip olduğunu göstermektedir.
“DERSİM ‘İDARİ’ BİR SORUN DEĞİLDİ”
-Dersim raporları ve devlet yöneticilerinin yaklaşımı neyi göstermektedir?
Yusuf Baran Beyi: Dersim’e ilişkin devlet raporları, dönemin yönetici elitinin bölgeye bakış açısını anlamak açısından son derece önemlidir. Bu raporlarda Dersim çoğu zaman “çözülmesi gereken bir mesele”, “ıslah edilmesi gereken bir alan” ya da “devlet otoritesine bağlanması gereken sorunlu bölge” olarak tanımlanmış olsa da aslında devlet katında Dersim ahalisinin varlığı; “Çıbanbaşı”, “kökünden sökülüp atılması” gibi yok edilmesi “temizlenmesi” gerektiren “marazi” bir yer olarak tasavvur edilmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’e atfedilen ve kamuoyunda sıkça aktarılan şu ifade, bu yaklaşımın sertliğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir:
“İç işlerimizde en önemli bir safha varsa, o da Dersim sorunudur. İçte bulunan iş bu yarayı, bu korkunç çıbanı temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi, her ne pahasına olursa olsun yapılmalıdır.”
Bu yaklaşım, sonraki askerî harekâtların zihinsel ve siyasal zeminini hazırlayan unsurlardan biri olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca “kökünde tıraş etme” fiili, birçok siyaset bilimci ve tarihçi tarafında “soykırım” ifadesine denk geldiği iddia edilmektedir.
Bu tür ifadeler, Dersim meselesinin yalnızca idarî bir sorun olarak değil, devletin ideolojik kodlarına göre, ortadan kaldırılması gereken bir güvenlik problemi olarak ele alındığını düşündürmektedir.
KİMLİK BASKISI VE SUSKUNLUK KÜLTÜRÜ!
-Dersim katliamının günümüze yansımaları nelerdir?
Yusuf Baran Beyi: Dersim 1937-1938’in etkileri yalnızca geçmişte kalmış tarihsel hadiseler değildir. Yaşanan travmalar, kuşaklar boyunca aktarılan kolektif hafıza üzerinden günümüze kadar ulaşmıştır. Zorunlu göçler, aile parçalanmaları, kayıplar, kimlik baskısı ve suskunluk kültürü, bölge insanının toplumsal belleğinde derin yaralar bırakmıştır.
Bugün Dersim meselesi, yalnızca tarihî bir tartışma değil; aynı zamanda hafıza, adalet ve yüzleşme meselesi olarak da değerlendirilmektedir. Tıpkı dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan ağır insan hakları ihlallerinde olduğu gibi, Dersim konusunda da hakikatlerin ortaya çıkarılması, arşivlerin açılması, mağdur ailelerin taleplerinin dinlenmesi, idam edilenlerin mezar yerlerinin bulunması ve kayıpların akıbetinin açıklanması yönünde beklentiler sürmektedir.
“KİTLESEL TRAVMALARLA YÜZLEŞMEK, YALNIZCA MAĞDURLAR AÇISINDAN DEĞİL; TOPLUM AÇISINDAN DA ÖNEMLİ”
-Yüzleşme ve hesaplaşma neden önemlidir?
Yusuf Baran Beyi: Geçmişte yaşanan kitlesel travmalarla yüzleşmek, yalnızca mağdurlar açısından değil; demokratik toplum düzeni açısından da önem taşımaktadır. Toplumsal barışın güçlenebilmesi için, devletlerin geçmişteki ağır uygulamalarla dürüst biçimde hesaplaşması, mağduriyetleri tanıması ve sembolik ya da hukukî adımlar atması evrensel bir ilke olarak kabul edilmektedir.
Bu bağlamda Dersim Katliamı da tarihsel hafızanın önemli başlıklarından biri olmaya devam etmektedir. Hakikat, adalet ve toplumsal onarım talepleri, gelecek kuşaklara uzanan bir sorumluluk alanı olarak varlığını sürdürmektedir.
“ANMA, ÖĞRENME VE YÜZLEŞME ALANLARI”
-Katliam mekânları nasıl değerlendirilmelidir?
Yusuf Baran Beyi: Dersim’de 1937-1938’in yaşandığı birçok yer, bugün toplumsal hafıza açısından önemli sembolik alanlardır. Bu mekânların yalnızca coğrafi noktalar olarak kalmaması; “anma, öğrenme ve yüzleşme alanları” hâline getirilmesi önemlidir.
Bu kapsamda söz konusu bölgeler düzenlenebilir; bilgilendirici panolar, hafıza müzeleri, anıtlar veya temsili heykellerle desteklenebilir. Böylece ziyaretçiler, olayların geçtiği yerleri yalnızca görmekle kalmaz; orada yaşanan trajediyi tarihsel bağlamı içinde öğrenme imkânı da bulurlar.
Festival dönemlerinde Dersim’e gelen ziyaretçilerin bu alanlara rehberler eşliğinde götürülmesi, sessiz ve saygılı anma programlarının yapılması, hafıza kültürünün gelişmesine katkı sağlayacaktır. Bu ziyaretler, turistik gezi anlayışından ziyade bir vicdan ve tarih bilinci çerçevesinde gerçekleştirilmelidir.
“AĞITLAR HAFIZAYI CANLI TUTAR”
-Kültürel hafızanın yaşatılmasında ağıtların ve anlatıların rolü nedir?
Yusuf Baran Beyi: Dersim toplumunda ağıtlar, dengbêj geleneği, sözlü anlatılar ve yerel hafıza metinleri, geçmişin kuşaktan kuşağa aktarılmasında son derece önemli bir yere sahiptir. Festival ve anma programlarında bu eserlerin icra edilmesi, toplumsal hafızanın korunmasına katkı sunacaktır.
Özellikle katliam bölgelerinde söylenen ağıtlar, yalnızca bir müzik icrası değil; aynı zamanda kaybedilen canların hatırlanması, acının paylaşılması ve tarihin unutulmaması anlamına gelir. Böylece kültürel üretim ile tarihsel bilinç arasında güçlü bir bağ kurulmuş olur.
“TOPLUMSAL BARIŞ İÇİN TEMEL ADIMDIR”
-Bu tür projeler neden önemlidir?
Yusuf Baran Beyi: Dersim’in geçmişine ilişkin hafıza projeleri, yalnızca geçmişi hatırlamak için değil; gelecekte benzer acıların yaşanmaması için de gereklidir. Toplumların kendi tarihleriyle yüzleşmesi, demokratikleşme ve toplumsal barış açısından temel bir adımdır.
Dersimliler, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, sanatçılar ve yerel yöneticiler ortak çaba göstererek bu tür projeleri hayata geçirebilirler. Çünkü bu mesele yalnızca tarihsel bir olayın anılması değil; aynı zamanda toplumsal hafızaya, insan onuruna ve adalet duygusuna karşı bir sorumluluktur.
Bu yönüyle Dersim’e dair atılacak her adım, hem geçmişe karşı bir vefa borcu hem de geleceğe karşı ahlaki bir yükümlülük niteliği taşımaktadır. Bu durum, sistemin yaptıklarıyla yüzleşmesi ve hesap vermesi kadar, Dersim halkı için de önemli bir sosyolojik ve tarihsel görevin yanında, sahiplenme ve bir vefa borcudur.
PİRHA/MERSİN
Yoruma kapalı.