Alevi Haber Ajansi

6 Mayıs: Bir ülkenin bitmeyen vicdan muhasebesi!

PİRHA-  Bugün 6 Mayıs. Kimileri için bir yas günü, kimileri için bir “devlet kararı” kimileri içinse bir kuşağın yok edilişinin yıl dönümü. Ancak 1972 sabahı Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde infaz edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın hikâyesi, sadece üç gencin ölümü değil, bir ülkenin “bağımsızlık” ve “adalet” arayışının en sert şekilde kesintiye uğratılmasının hikâyesidir.

KİMDİ BU GENÇLER VE NE İSTİYORLARDI?

Deniz, Yusuf ve Hüseyin; 1960’ların sonunda yükselen öğrenci hareketlerinin liderleriydi. İstekleri bugünün penceresinden bakıldığında oldukça netti: “Tam Bağımsız ve Demokratik Bir Türkiye.”

 6. Filo’yu denize dökerken temel motivasyonları, Türkiye’nin dışa bağımlı politikalarına son vermekti.

 Anadolu’yu karış karış gezerek köylülerin toprak hakkını, işçilerin grev hakkını savundular. Zap Suyu üzerine “Devrimci Gençlik Köprüsü”nü inşa ederken amaçları, devletin ulaşamadığı yere halkın gücüyle gitmekti.

NEDEN ASILDILAR? 

Görünürdeki sebep, banka soygunu ve Amerikalı askerlerin kaçırılması gibi eylemlerle “Anayasayı ihlal” etmekti. Ancak hukukçuların çoğu, bu suçların o dönemki yasalarca bile “idam” gerektirmediği konusunda hemfikirdir.

Asıl sebep siyasi bir rövanştı. 1961 yılında asılan Başbakan Adnan Menderes’in intikamını almak isteyen dönemin sağ siyaseti, mecliste el kaldırırken “Üç bizden gitti, üç onlardan gitsin” anlayışıyla hareket etti. Bu, adaletin terazisinin değil, intikam hırsının galip geldiği bir oylamaydı.

SONRASINDA TÜRKİYE’DE NE DEĞİŞTİ?

Bu idamlar, Türkiye’nin toplumsal barışına vurulan en büyük darbelerden biri oldu.

İdamlar, sol kesimde derin bir öfke ve radikalleşmeye; sağ kesimde ise “devletin bekası” adı altında sertleşmeye yol açtı. 1970’lerin sonundaki o karanlık  kardeş kavgasının tohumları bu derin adaletsizlik duygusayla beslendi ve kök saldı.

 Bir nesil, en parlak beyinlerini darağacında veya cezaevlerinde kaybetti. Türkiye, entelektüel bir çölleşme sürecine girdi.

Bu infazlar, Türkiye halkının bilincinde o kadar büyük bir yara açtı ki, 1984’ten sonra Türkiye’de bir daha hiçbir siyasi suçlu idam edilmedi ve nihayetinde idam cezası tamamen kaldırıldı.

DÖNEMİN RUHU: BİR RÜYANIN SONU

60’ların o hürriyet rüzgârı, 1972 şafağında yerini buz gibi bir askeri vesayete bıraktı. O gün sadece üç genç değil; bir ülkenin “başka bir dünya mümkün” diyen neşesi ve yarınlara olan inancı da o sehpada bırakıldı.

Bugün Karşıyaka Mezarlığı’ndaki o yan yana duran üç kabrin başında bekleyenler sadece geçmişin bir hatırasını değil, bu toprakların hiç eskimeyen bağımsızlık sevdasını selamlıyorlar. Onlar artık sadece birer isim değil; adaletsizliğin karşısında dimdik duran bir kuşağın sesi, her bahar yeniden filizlenen bir umut ve Türkiye’nin ortak vicdanında hiç sönmeyecek birer meşaledir.

HABER MERKEZİ

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.