PİRHA-Prof. Dr. Ayten Kaplan, Tahtacı kültüründe doğanın çok önemli olduğunu vurgulayarak, “İnsan annesini babasını nasıl kucaklar, tahtacılar da öyle doğayla öyle kucaklaşıyor” dedi. “Neden kadın inanç önderimiz yok? Neden bir kadın sazandarımız yok?” diye soran Kaplan, inanç önderlerin bu konuyu değerlendirmesi gerektiğini ifade etti.
Hacettepe Üniversitesi Müzikoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayten Kaplan, Tahtacı Alevilerin yaşam-inanç-kültür ilişkisine dair değerlendirmede bulundu.
Ege Bölgesi’ndeki Tahtacı Alevilerin yaşadıkları bölgeleri paylaşan Ayten Kaplan, “Balıkesir civarına daha çok aşinayım. Daha yoğun onlar üzerine bir şeyler söyleyebilirim ama Ege deyince sadece Balıkesir’i düşünmemek gerek. İzmir, Bergama, Aydın, Muğla, Denizli de Ege’nin içine giriyor. Tahtacıların Balıkesir’de daha çok iç kısımlarda üç köy var. Edremit’te ağırlıklı olarak 14 köy var. Ayvalık’ın iç kısımlarında var. Gömeç Burhaniye ve Ayvalık’ta Hacı Emirli Ocağı’ndan olanlar var. Ondan önce saydıklarımın hepsi Yan Yatır Ocağına bağlı Tahtacı köyleri” dedi.
“KAZDAĞLARI BİR EKONOMİK YAPI OLMANIN ÖTESİNDE BİR KÜLTÜREL SİMGE OLARAK KARŞIMIZA ÇIKIYOR”
Tahtacıların ovayla dağ arasında yaşam sürdüklerinin altını çizen Ayten Kaplan, “Tahtacıları biliyoruz ki meslekle tanınıyorlar.
Kerestecilik yapıyor, ormanda ağaç kesiyor ve dolayısıyla dağda yaşantılarını daha rahat sürdürüyorlar. Kazdağları bir ekonomik yapı olmanın ötesinde bir kültürel simge olarak karşımıza çıkıyor. Sarıkız efsanesinde bunu görebiliyoruz. Çünkü Sarıkız efsanesinin arkasında doğanın gücüne inanma var. Tahtacı kültüründe doğanın çok önemli olduğunu biliyoruz. Tahtacılar ağaç kesecekleri zaman ağaçtan özür dilerler, dualar okurlar. Dolayısıyla bu kültürel devamlılığı da sağlayan bir yapı taşıyor Kazdağları’nda” diye belirtti.
Günümüzde Tahtacı Aleviler, yoğunlukla tahtacılık, kerestecilik, ormancılık yapmasalar da kültürel bir bağlılıkla, yaşantılarını bu temelde sürdürdüklerini vurgulayan Kaplan, doğa Tahtacıların sığınacakları bir bölge özelliğini sürdürdüğünü ifade etti: “İnsan annesini babasını nasıl kucaklar, tahtacılar da öyle doğayla öyle kucaklaşıyor.”
“NEDEN KADIN İNANÇ ÖNDERİMİZ YOK?”
Tahtacılarda kadın erkek eşitliğine dikkat çeken Ayten Kaplan, “Kadınlar yaşam içinde bu kadar ön planda eşitim denilecek düzeyde. Yaşamlarını sürdürürken eşit olurken, inanç mekanizmasında neden kadın inanç önderimiz yok? Neden bir kadın sazandarımız yok? Neden bir erkeğin 12-14 yaşında ikrarı alınıyor da kızın alınmıyor?” sorusunu sorarak, inanç önderlerin bu konuyu değerlendirmesi gerektiğini söyledi.
TAHTACILARDAKİ MÜSAHİPLİK KURUMU
Alevi inancında müsahiplik kurumuna işaret eden Kaplan, Tahtacı Alevilerdeki müsahiplik kurumuna dair şunları ifade etti:
“Tahtacılardaki müsahiplik durumu biraz daha farklı. Aslında bu farklılık Tahtacılar’da çok güzel bir toplumsal dayanışma ve sosyal organizasyon sistemi. Sadece müsahip olmuyorsunuz. Arkasından aşinalık geliyor. Aşina olduktan sonra peşine olabiliyorsunuz, olmanız gerekiyor. Onu da olduktan sonra çığıldaş oluyorsunuz.
Müsahip olunca iki çift birbirine akraba oluyor. Müsahip olan kişiler sonra aşina olmaya karar veriyor. Aşina olacak kişinin de müsahip olma zorunluluğu var. Şimdi burada 4 kişiydiler ve 4 kişi ve akrabaları. Aşina olunca 8 kişi ve akrabaları peşine olunca 12 kişi ve akrabaları katılıyor. Buda sosyal dayanışmayı doğalında getiriyor. Çığıldaş üst mertebe, hakikate erme, nefisten arınma gibi bir nokta Çığıldaşlık.
“SOSYAL ORGANİZASYON VE TOPLUMSAL DAYANIŞMA”
Aynı zamanda Alevilerin, Tahtacıların mahkeme kapılarını çaldığı çok azdır. Herkes kendi sorununu dedenin huzurunda çözer.
Dede geldikten sonra dar cemi yapılır ve kimin kimle sorunu var ise cemaatin huzurunda dedeye şikayetini getirir. Dede onları dinler. Sonra cemaate sorar. Cemaatten rızalık alınır ve barıştırır. Mahkeme kapılarına gitmeye gerek yok. Sosyal organizasyon ve toplumsal dayanışma.”
“DEYİŞLER HÜMANİZM TAŞIYOR”
Tahtacılarda nefesler ve deyişlerin önemli bir yeri olduğunu dile getiren Ayten Kaplan, “Deyişlere baktığınız zaman mutlaka bir insani değerlere vurgu yapan sözlerden oluşur. Deyişler bir anlamda hümanizmi aşılayan bir yapı taşıyor. Ve o deyişlerle kültürel dokuyu geleceğe, gençlere taşıyorsunuz. Eğer gençlere müziğinizi ulaştırabilirseniz” dedi.
“MENGİ ASLINDA İÇERİDEKİ SAMAHIN YANSIMASI”
Mengi ve semah arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Ayten Kaplan, şunları söyledi:
“Bu samahlarımız hem içeride hem de dışarı samah dediğimiz bir şey var. Şimdi mesela tahtacılarda müzik nasıl dediğimiz zaman hemen özellikle burada Güney bölgesinde, Akdeniz bölgesinde çok gündemde olan Ege’de de biraz var olan ama Balıkesir tarafında olmayan bir yapısı var. Mengi diye söz ediyoruz. Bu mengi aslında içerideki samahların dışarıda o figürlerin gençlerin onu öğrenmesi ve dolayısıyla kültüre aşina olması için yapılan bir müzik türü. Balıkesir tarafında da bizim dışarı samahı diye geçer.
Muhabbet cemlerinde gençlerin duasız dede eşliğinde kendi aralarında toplandıklarında ‘hadi bir samah kuralım’ derler.Eğer muhabbet cemini yapmışlarsa bir tepsi çörek yapılır. Çöreğin içine bir tane boncuk ya da para atılır. O parça kimde çıkarsa ertesi cem onun evinde yapılır. Böyle bir mekanizma kurulmuştur. Mengiler var, samahlar var, deyişler var, duazimamlar var, nefesler var, ağıtlar var. Yani dışarı cem derken yine içerideki yapıyı dışarıya taşıyor. Çünkü insan müziğini yaparken kendi çevresinde hangi sesler ve kültürel yapı varsa ona göre kendini ifade ediyor.”
Diren KESER/MERSİN
Yoruma kapalı.