PİRHA- Tiyatro sanatçısı, yönetmen, yazar ve çevirmen Cihan Şan, otuz yılı aşkın süredir yakından takip ettiği Kürt sorununda gelinen aşamayı “çatışmasızlık” olarak tanımladı. Sürecin inişli çıkışlı olabileceğini belirten Şan, tarafların bugüne kadar attığı adımların takdir edilmesi gerektiğini söyledi. Şan, sanatın gelişebilmesi için baskının azalması ve yaşam koşullarının iyileşmesi gerektiğini vurguladı.
Elli yılı bulan çatışmalı sürecin ardından Türkiye’de barış görüşmeleri sürerken, tiyatro sanatçısı, yönetmen, yazar ve çevirmen Cihan Şan ile süreci sanatçıların gözünden değerlendirdik. Otuz yılı aşkın süredir Kürt sorununun geçirdiği aşamaları yakından takip ettiğini belirten Şan, 1990’lı yılların çatışma ortamını yaşamış bir kuşağın temsilcisi olarak sürece ilişkin umutlu değerlendirmelerde bulundu. Şan, barışın insani boyutuna, İrlanda örneğine ve tiyatronun bu süreçteki yerine dikkat çekti.
“OTUZ KÜSUR YILDIR BU HİKAYEYİ TAKİP EDİYORUM”
Kürt sorununu uzun yıllardır yakından takip ettiğini belirten Şan, sürecin farklı aşamalarında zaman zaman desteklediği, zaman zaman da eleştirdiği noktalar olduğunu ifade etti.
Şan, “Öncelikli olarak yaklaşık otuz küsur yıldır bu hikayeyi takip ediyorum. Kürt sorununun hangi aşamalardan geçtiği, bugüne nasıl geldiği konusunda aktif bir takip yürüttüğümü söyleyebilirim. Dönem dönem bunun içinde oldum. Dönem dönem desteklediğim noktalar oldu. Dönem dönem desteklemediğim, yanlış bulduğum, eleştirdiğim taraflar oldu” dedi.
Ütopya Sahne’de oyunlar sahnelediklerini belirten Şan, sanatın ülkenin sorunlarından ve toplumsal yaşamdan bağımsız olmadığını dile getirdi.
“HER ŞEYDEN ÖNCE İNSANLAR ÖLMÜYOR”
Sürecin mevcut aşamasından memnuniyet duyduğunu belirten Şan, çatışmasızlık ortamının önemini vurguladı.
Şan, “Öncelikli olarak son zamanlarda bir memnuniyet içerisindeyim bu süreçle ilgili. Her şeyden önce insanlar ölmüyor. Belli bir çatışma yok. Her iki taraftan da asker ailelerinden de ya da bu taraftan da canı yanan, evine, ocağına ateş düşen insanlar yok” ifadelerini kullandı.
Tarafların birbirlerini anlaması ve empati kurması gerektiğini belirten Şan, toplumun da bu sürece güven duyması gerektiğini söyledi.
Şan, “Bir empati ve samimiyet aşamasına geldik. Karşılıklı taraflar tam olarak şimdi birbirleriyle empati yapacak. Tam olarak şimdi birbirlerini anlamak durumundalar. Bizler de üçüncü taraflar olarak bu durumu görüp onlara güvenmeliyiz” diye konuştu.
“MÜZAKERE MASASI DEFALARCA DEVRİLDİ”
1990’lı yılların çatışma ortamını yaşamış biri olarak bu dönemin yarattığı psikolojik travmaya dikkat çeken Şan, zaman içinde çatışmaların her iki taraf açısından da anlamını yitirdiğini ifade etti.
Şan, dünya örneklerinde müzakere süreçlerinin kesintiye uğrayabildiğini belirterek şunları söyledi:
“Ben doksanları yaşamış biri olarak söylüyorum. O çatışmaların nasıl bir psikolojik travmaya yol açtığını, nasıl her iki taraftan da büyük bir soruna yol açtığını ama zaman ilerledikçe bunun hacminin nasıl düştüğünü ve bir zaman sonra da aslında bazı yapılan eylemlerin ya da hareketlerin her iki taraf açısından da anlamsızlaştığı, önemsizleştiği bir noktaya geldik. Mesela masa dört kere devrildi. Dört kere müzakere masasına geldiler. Dört kere masayı devirdiler. Masadan kalktılar. Doğal olarak da bu işlerde böyle bir şey var demek ki. Yani belli bir sürece yayılan bir şey.”
“TARAFLARIN ATTIĞI ADIMLARI GÖRMELİYİZ”
Sorunun çözümü için Meclis’te iradi adım atılmasının önemine değinen Şan, her iki tarafın da attığı adımların görülmesi gerektiğini söyledi.
Şan, “Bu sorunun, tarafların mecliste oturup salt çoğunlukla çözümüne dönük iradi bir adım atmaları çok önemli oldu. Her iki taraf da bu anlamda olumlu ve iyi adımlar attı. Bunları görmeliyiz” dedi.
Devletin Kürt sorununun çözümüne yönelik adım atmasını olumlu değerlendiren Şan, diğer tarafın örgütlenmesini feshetmesini de çözüm yönünde gösterilen samimiyetin bir işareti olarak değerlendirdi.
Şan, “Eğer devlet Kürt sorununu çözüyorsa, hükümet buna dönük adım atıyorsa bu iyi bir şeydir. Diğer taraf için düşünelim. Koskoca bir gerilla hareketinin örgütlenmesini feshetti, tasfiye etti. Demek ki bu konunun çözülmesi için gösterilmiş büyük bir samimiyettir. Bu samimiyeti görmeliyiz. Her iki taraf da konuyu belli bir aşamaya getirmişler. Bizler üçüncü taraf olarak bunlara inanmalıyız. Bunlara güvenmeliyiz” ifadelerini kullandı.
“MASA HER ZAMAN YENİDEN KURULUR”
Sürecin başarısızlıkla sonuçlanma ihtimalini de değerlendiren Şan, müzakerelerin kesintiye uğramasının yeniden masaya dönülmesine engel olmayacağını belirtti.
Şan, “Bu süreç de başarısızlıkla sonuçlanırsa ne olur? Evet, olabilir. Yeniden masa kurulur. Bu sürecin doğasında var. İnişli, çıkışlı giden bir meseledir bu. Ancak ne olursa olsun, özellikle sanatçılar, aydınlar, tiyatro sanatçıları, düşünürler, akademisyenler, öncelikli olarak meseleye insan merkezli bakmak durumundayız” dedi.
“SANAT KENDİ İÇİNDE BİR POLİTİK DURUŞ BARINDIRIR”
Sanatın toplumsal sorunlar karşısındaki konumuna değinen Şan, sanatın politik bir duruş taşımasının herhangi bir siyasi harekete bağlı olmak anlamına gelmediğini söyledi.
Şan, “Sanat kendi içinde bir politik duruş barındırır. Bu, herhangi bir siyasi harekete angaje olmakla ilgili bir konu değildir. Bu bir duruşla ilgili bir konudur. Ülkemizde, kendi vatanımızda, kendi topraklarımız üzerinde yaşanılan her türlü sorun bizim için bir durumdur. Bunu sadece hikayelendirip sahneye ya da beyaz perdeye aktarmak değil. Biz sorunun tanığıyız bir yanıyla da. Ama bir şekilde de tarafgir özelliğimiz de var” ifadelerini kullandı.
Çatışmalı yıllarda sanatçılara yönelik baskıları ve toplumsal kutuplaşmayı hatırlatan Şan, Ahmet Kaya’ya yönelik saldırılara da değindi.
Şan, “Ahmet Kaya’ya çatal bıçak fırlatmaları da gördük. İnsanların sokaklarda yuhalanmalarını da gördük. Karşılıklı çatışmaları da gördük. Böyle bir ortam içerisinde sanatsal eser çıkabilir mi?” diye konuştu.
“SANAT FİLİZLENİP YEŞERECEKTİR”
Sanatın gelişebilmesi için toplumsal koşulların iyileşmesi gerektiğini belirten Şan, baskının arttığı ortamlarda sanatçıların, bilim insanlarının, edebiyatçıların ve düşünce insanlarının ülkeyi terk etmek zorunda kalabildiğini söyledi.
Şan, “Çevresel şartların, çevresel koşulların iyileşmesi gerekiyor. Bunlar iyileştikçe sanat filizlenecektir, sanat yeşerecektir. Yoksa bildiğiniz gibi sanat, bilim insanları, edebiyatçılar, düşünce insanları içinde bulundukları toplum onları zorladıkça, ortam kötüleştikçe, baskı arttıkça doğal olarak ülkeyi terk ederler ve biz daha fazla kimsesizleşiriz. Biz daha fazla öksüzleşiriz” dedi.
Değerlendirmelerini sanat ve tiyatro alanıyla sınırlı tuttuğunu belirten Şan, sürece ilişkin umutlu olduğunu ifade etti.
Şan, “Kendi alanımı ve sınırlarımı biliyorum. Sanat ve tiyatro üzerinden meseleye bakıyorum, konuşuyorum. Yıllardır da takip ediyoruz. Bence olumlu olacaktır, buna inanıyorum” diye konuştu.
“BİZİM MUTSUZLUĞUMUZ BİZE ÖZGÜ”
Türkiye’deki sürecin başka ülkelerdeki çözüm örnekleriyle benzerlikler taşısa da kendine özgü olduğunu belirten Şan, İrlanda ve İngiltere örneğini Tolstoy’un bir sözüyle ilişkilendirerek değerlendirdi.
Şan, “Bu bizim hikayemiz. İrlanda ve İngiltere’nin çözdüğü onların kendi hikayeleri. Tolstoy’un çok güzel bir sözü vardır: ‘Bütün mutlu aileler birbirlerine benzerler. Ama olanların mutsuzlukları da kendilerine özgüdür.’ Bizim mutsuzluğumuz bize özgü bir şey. Bu ülkeye özgü bir şey. Kimsenin de umurunda değil. Biz kendi sorunlarımızı kendimiz çözebilecek olgunluğa, birikime ulaşmış bir toplumuz artık” dedi.
Tarafların bugüne kadar attığı adımların takdir edilmesi gerektiğini yineleyen Şan, sürecin devam etmesinden yana olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Tarafları bu anlamda evet takdir etmek lazım. Çok büyük adımlar attılar. Bunun devam edilmesinden yanayım.”
Fırat ALTINTAŞ / İSTANBUL
Yoruma kapalı.