PİRHA- HDK İstanbul İl Eş Sözcüsü Didem Yılmaz, barışın tek başına kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırmayacağını belirterek, çözümün barışla birlikte demokratik toplumun inşa edilmesinden geçtiğini söyledi. Müzakere süreçlerinde kadınların etkin biçimde yer alması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, “Savaşı yaratan erkeklerin tek başına barışı inşa edemeyeceğini çok net bir şekilde ortaya koyuyorlar. Bu bir inşa süreciyse, bu inşanın öncülüğünü kadınlar yapmalı” dedi.
Barış ve demokratik toplum sürecinin kadınların yaşamına nasıl yansıyacağı ve kadınların sürece katılımı tartışılmaya devam ediyor.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İstanbul İl Eş Sözcüsü Didem Yılmaz, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede savaşın yalnızca silahların kullanıldığı bir olgu olmadığını, militarizmin toplumsal ilişkilerden ekonomiye kadar geniş bir alanda etkisini gösterdiğini belirtti.
Savaşın yarattığı şiddetten en fazla kadınların ve çocukların etkilendiğine işaret eden Yılmaz, silahların susmasının tek başına kadına yönelik şiddeti sona erdirmeyeceğini söyledi. Yılmaz, kalıcı barış için toplumun demokratikleşmesi, zihinsel dönüşüm, eşit yurttaşlık ve kadınların müzakere süreçlerine etkin katılımının gerekli olduğunu vurguladı.
“SAVAŞ SADECE SİLAHLARIN KONUŞTUĞU BİR OLGU DEĞİL”
Savaşın toplumsal yıkımına dikkat çeken Yılmaz, militarizmin toplumdaki karşılığını şöyle anlattı:
“Toplum açısından baktığımızda militarizm kavramı, şiddetten gelecek çözümü meşru gören ve toplum açısından da bunu kabul ölçülerinde tutan bir kavrama dönüşüyor. Toplum içinde savaşın yarattığı işsizlik, yoksulluk, çaresizlik, geleceksizlik ve güven sorunu var. Bunların hepsi travmatik bir toplumsal meseleye dönüşüyor.”
Savaş bütçesine de değinen Yılmaz, “Savaşa ayrılan bütçe toplumun yaşamından çalınan bir bütçedir” diyerek, bunun insanların ilişkilenme biçimlerine şiddet olarak yansıdığını söyledi.
“HERKES KENDİNDEN GÜÇSÜZ GÖRDÜĞÜNE ŞİDDET YÖNELTTİ”
Şiddetin kökleştiği coğrafyada en fazla kadınların ve çocukların zarar gördüğünü belirten Yılmaz, “Bu topraklarda şiddetin bir çözüm arayışına dönüştüğünü, herkesin kendinden daha güçsüz olduğunu düşündüğüne şiddet yönelimi gösterdiğini gördük. Bunda da en çok zarar gören elbette kadınlar oldu” ifadelerini kullandı.
Geçmiş dönemde “Savaşın devam edebilmesi için toplumda kaosun sürmesi gerekir” düşüncesiyle hareket edildiğini söyleyen Yılmaz, bu kaosun Türk-Kürt, Alevi-Sünni ve sınıf çatışmaları üzerinden kurulduğunu, bunlara ek olarak kadına yönelik şiddetin de yükseldiğini ifade etti.
“BARIŞ KADINA YÖNELİK ŞİDDETİ TEK BAŞINA ÇÖZMEZ”
Barışın tek başına kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırmaya yetmeyeceğini vurgulayan Yılmaz, şöyle konuştu:
“Kadına yönelik şiddeti barış çözemez. Sadece barış, kadına yönelik şiddetle birlikte birçok sorunun çözümüne bir zemin hazırlar. Çözüm noktası olan şey, barışın tesisiyle birlikte yaratılacak demokratik toplum. Toplumun demokratikleşmesi, zihinlerin dönüşümü ve erkek egemen şiddetin artık yasal bir düzlemde korunuyor olmaktan çıkması.”
“BARIŞIN İNŞASININ ÖNCÜLÜĞÜNÜ KADINLAR YAPMALI”
Kadınların sürece katılımını değerlendiren Yılmaz, kadın hareketinin sürecin başından itibaren sokaklarda olduğunu belirterek “Barışa İhtiyacım Var” platformunu örnek gösterdi. Platformun Türkiye ve Kürdistan’daki kadınları bir araya getiren kitlesel bir güce dönüştüğünü ifade eden Yılmaz, buna karşın “Devletin kadınların katılımını sağlama konusunda henüz bir adım atmadığını söylemek mümkün” dedi.
Meclis’te kurulan komisyondaki kadın temsiline de değinen Yılmaz, “Buralarda kadın katılımının az olduğunu görüyoruz. Çok fazla kurumla görüşüldü ama kadın sorunlarına dair görüşmelerin daha kısıtlı kaldığını söyleyebiliriz. Dünyada çatışma çözümlerinin müzakere süreçlerine baktığımızda, kadınların müzakerelerde etkin olduğu durumlarda çözüm daha kalıcı hale gelebiliyor” diye konuştu.
Kadınların barışı yalnızca silahların susması üzerinden ele almadığını belirten Yılmaz, “Savaşı yaratan erkeklerin tek başına barışı inşa edemeyeceğini çok net bir şekilde ortaya koyuyorlar. Bu bir inşa süreciyse, bu inşanın öncülüğünü kadınlar yapmalı diye düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
“BU SAVAŞI YARATAN SEBEPLER ÇÖZÜLMEZSE YARIN BAŞKA BİR SAVAŞ ÇIKAR”
Barışın kalıcılaşması için atılması gereken adımlara değinen Yılmaz, devletin öncelikle barış meselesini Kürt halkının dışında da tartışmaya açması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Savaş sadece Kürt halkıyla ilgili bir mesele olmadığı gibi barış da sadece Kürt halkıyla ilgili olmayacak. Bu aynı zamanda bir yalnızlaştırma politikası, bundan vazgeçilmesi gerekiyor.”
Gündemdeki “kök yasa” tartışmalarına da değinen Yılmaz, “Bu yasa toplumun sorunlarını çözen bir yasa değil. Elli yıllık süreçte açılan yaraların, kaybedilen zamanların çözümüne dönük değil; sadece silah bırakmanın hukuki bir karşılığı. Bunun dışında bir demokratikleşme yasasının çıkarılması gerekiyor. Çünkü bu savaş bir sebep değil, bir olgunun sonucu. Eğer sebepleri çözülmezse bugün bu savaş biter, yarın başka bir savaş çıkar” dedi.
Eşit yurttaşlık, ana dil hakkı ve hukuk önünde eşitliği “en insani haklar” olarak nitelendiren Yılmaz, bunların anayasal güvenceye alınmaması halinde toplumun sürece duyduğu güvenin azalacağını ifade etti.
Yılmaz, “Savaş sadece Kürt halkını öldürmedi. Savaş sadece Kürt halkının ekonomisini zedelemedi, yaralamadı. Savaşta sadece Kürt anneleri çocuklarını, canlarını kaybetmedi. Dolayısıyla barışta da kazanım tek taraflı olmayacak” diye konuştu.
Kalıcı barışın zihinsel dönüşümle mümkün olacağını vurgulayan Yılmaz, “Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, eğitim sorununun ve emekçinin haklarını alamamasının sürdüğü bir noktada siz ne yaparsanız yapın barışı kalıcılaştıramazsınız. Sadece siyasetçiler arasında yürütülen bir barış kalıcı bir barış olmaz. Kendini tekrar eden bir savaşa dönüşme ihtimali yüksek” dedi.
“DEMOKRATİK CUMHURİYETİN İNŞASI BARIŞIN KALICILAŞMASINI SAĞLAYACAKTIR”
Ulus devlet anlayışının dünyada zayıflama sürecine girdiğini belirten Yılmaz, alternatif yönetim biçimlerinin daha demokratik bir zeminde oluşturulması gerektiğini söyledi.
Yılmaz, “Şu an dünyada yaşanan krizlere baktığımızda ulus devlet mantığının bir zayıflama sürecine girdiğini görüyoruz. Dolayısıyla ulus devletinin zayıflaması demek bunun yerine alternatif bir yaşam biçimi, alternatif bir yönetim biçiminin ortaya koyulmasını ifade ediyor. Bu yönetim biçimlerinin de daha demokratik bir zeminde oluşturulması gerekiyor. Bu yüzden ısrarla altını çizdiğimiz diğer bir kavram demokratik cumhuriyet kavramı. Yani cumhuriyetin demokratikleşmesi” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Demokratik bir cumhuriyetin inşası, zihinsel dönüşüm, demokratikleşme adımları ve eşit yurttaşlık temelinde atılacak adımlar barışın kalıcılaşmasını sağlayacaktır. Savaşı da tekrar etme riskinden uzak tutacaktır.”
Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL
Yoruma kapalı.