PİRHA- Hizbullah’ın üst düzey yöneticileri oldukları gerekçesiyle yargılanan ve yeniden yargılama sonucunda tahliye edilen Edip Gümüş ile Cemal Tutar’a ilişkin süreci değerlendiren dava avukatlarından Av. Mehdi Özdemir, mağdur yakınlarına haber verilmeden yürütülen yargılama sonucunda sanıkların fiilen aklandığını söyledi. Özdemir, kararın 2018’den bu yana sürdürülen devlet politikasının devamı niteliğinde olduğunu belirterek kararı temyiz ettiklerini açıkladı.
Hizbullah ana davasında örgütün üst düzey yöneticileri oldukları gerekçesiyle hüküm giyen, yeniden yargılama süreci sonunda tahliye edilen Edip Gümüş ile Cemal Tutar hakkında verilen karara yönelik tartışmalar sürüyor. Dava avukatlarından Av. Mehdi Özdemir, yeniden yargılama sürecinin mağdurlar ve yaşamını yitirenlerin yakınlarından gizlenerek yürütüldüğünü belirterek, bunun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ve sanıkların fiilen aklanmasıyla sonuçlandığını savundu.
Hizbullah davasında yeniden yargılama sonucu serbest bırakılan Edip Gümüş ve Cemal Tutar hakkındaki sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunan Av. Mehdi Özdemir, 27 Mart 2026 tarihli başvuru sonrasında alınan yeniden yargılama kararının kendileri açısından sürpriz olduğunu söyledi.
“PARÇALI YARGILAMA” NEDENİYLE SÜREÇTEN HABERSİZ KALINDI
1992-1994 yılları arasında işlenen katliamlar, domuz bağıyla işkenceler ve yargısız infazlardan sorumlu tutulan Hizbullah’ın üst düzey yöneticileri hakkında yürütülen yeniden yargılama sürecinden, haklarındaki arama kararının kaldırılması ve sonrasında verilen karar aşamasına kadar bilgi sahibi olmadıklarını belirten Özdemir, bunun dosyayı takip etmemelerinden kaynaklanmadığını ifade etti.
Özdemir, Hizbullah dosyalarındaki yeniden yargılama süreçlerinin mahkemeler tarafından sürekli tefrik (ayırma) ve birleştirme kararlarıyla parçalı hale getirildiğini aynı olaylara ilişkin sanıkların farklı dosyalarda yargılanmasının mağdur avukatlarının süreci takip etmesini güçleştirdiğini söyledi.
“MAHKEMELER MAĞDURLARI BİLGİLENDİRMEDEN GİZLİ BİR SÜREÇ İŞLETTİ”
Yeniden yargılama sürecinin en önemli yönünün, yaşam hakkını ilgilendiren böylesi ağır suçlarda mağdur yakınlarının yargılama sürecine dahil edilmemesi olduğunu belirten Özdemir, etkin soruşturma ve yargılama yükümlülüğünün devletin temel sorumluluğu olduğunu ifade etti.
Ancak mahkemelerin mağdur statüsündeki kişilere yeniden yargılama sürecinde hiçbir aşamada bilgi vermediğini belirten Özdemir, duruşma davetiyelerinin gönderilmediğini, kararların tebliğ edilmediğini ve böylece hem kanun yollarına başvurulmasının engellendiğini hem de mağdurların katılımıyla daha etkin bir yargılama yapılmasının önüne geçildiğini söyledi.
Özdemir’e göre bu yöntem, yaşanan ölümlerin işkence suçu kapsamında değerlendirilmesini engellediği gibi sanıkların fiilen aklanması sonucunu da doğurdu.
“İYİ HAL İNDİRİMİNİ GEREKTİREN BİR TUTUM YOKTU”
Mahkemenin uyguladığı “iyi hal indirimi”ni de eleştiren Özdemir, Türk Ceza Kanunu’nun 62. maddesindeki indirimin ancak yargılama sürecindeki olumlu tutum ve davranışlara bağlı olarak uygulanabileceğini belirtti.
183 kişinin ölümünden sorumlu olduğu belirtilen bir örgütün üst düzey yöneticileri hakkında yeterli delil bulunmasına rağmen yönetici sıfatıyla değil, örgüt üyeliğinden hüküm kurulduğunu söyleyen Özdemir, bunun üzerine bir de “saygın tutum” gerekçesiyle cezada 1/6 oranında indirim uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu dile getirdi.
Cemal Tutar’ın yargılama sırasında mahkeme heyetini tehdit ettiğini hatırlatan Özdemir, azami tutukluluk süresinin dolmasının ardından tahliye edilen sanıkların firar ettiğini, kesinleşmiş hükmün uzun yıllar infaz edilemediğini söyledi. Yeniden yargılama sürecinde ise mahkemenin işlenen suçlara ilişkin herhangi bir sorgulama yapmaksızın karar verdiğini ifade etti.
“2018’DE BAŞLAYAN DEVLET POLİTİKASININ DEVAMI”
Özdemir, 2018 yılında HÜDA PAR ile yapılan siyasi uzlaşının ardından, haklarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ya da Anayasa Mahkemesi tarafından verilmiş herhangi bir ihlal kararı bulunmamasına rağmen Hizbullah hükümlülerinin yeniden yargılanarak tahliye edilmeye başlandığını öne sürdü.
Edip Gümüş ve Cemal Tutar hakkında 27 Mart 2026 tarihinde alınan yeniden yargılama kararının da aynı yaklaşımın devamı olduğunu savunan Özdemir, dört ay gibi kısa bir sürede verilen kararın hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını söyledi.
Aynı dönemde Hizbullah davalarında yeniden yargılama süreçleri işletilirken, PKK davalarında benzer taleplerin karşılık bulmadığını belirten Özdemir, bunun yargıda çifte standart oluşturduğunu ileri sürdü.
“TEMYİZ BAŞVURUSUNU YAPTIK, İNSANLIĞA KARŞI SUÇ OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİ”
Mehmet Sincar davasının da avukatlarından olan Özdemir, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararına karşı temyiz başvurusu yaptıklarını açıkladı.
Yargılamanın insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesi ve zamanaşımına tabi tutulmaması gerektiğini ifade eden Özdemir, Türkiye’deki yargı pratiğinde bu tür dosyaların çoğu zaman zamanaşımı gerekçesiyle sınırlandırıldığını söyledi.
Yaşamını yitiren tüm mağdurlar adına hukuk mücadelesini sürdüreceklerini belirten Özdemir, iç hukuk yollarının ardından gerekirse Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaklarını ifade etti. Sürecin hukuki ihlallerinin kayıt altına alınmasının hem devletin sorumluluğunun ortaya konulması hem de toplumsal hafıza açısından önemli olduğunu dile getirdi.
“GERÇEK BARIŞ ADALETLE SAĞLANIR”
PKK ile yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin Hizbullah yargılamalarını etkileyip etkilemeyeceğine ilişkin değerlendirmede de bulunan Özdemir, gerçek bir barışın ancak adaletle mümkün olacağını söyledi.
1990’lı yıllarda yaşanan ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşilmeden kalıcı bir barışın sağlanamayacağını belirten Özdemir, Hizbullah davalarında yaşandığını öne sürdüğü örtbas etme, cezasızlık ve aklama politikalarının sona erdirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Fırat ALTINTAŞ/PİRHA
Yoruma kapalı.