Alevi Haber Ajansi

Eleştirel Barış Ağı: Negatif barış sağlandı, pozitif barış için somut adım atılmadı-VİDEO

PİRHA – 22 sivil toplum örgütünün bileşeninden oluşan Eleştirel Barış Ağı, kısa süre önce yayımladığı “Soruyoruz” başlıklı açıklamaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ağ bileşenlerinden Barış Akademisyeni Veysi Altıntaş, Türkiye’de sürecin negatif barış aşamasına ulaştığını ancak pozitif barışın inşasına yönelik somut hiçbir adımın atılmadığını söyledi. Altıntaş, TBMM Komisyonu raporunu da “Kürt meselesinin tanımı ve nedenleri hala yanlış tespit ediliyor” sözleriyle eleştirdi.

Türkiye’de yeni çözüm sürecinin başlangıcı olarak değerlendirilen, 1 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM’de DEM Parti grubunu selamlamasının ardından hak savunuculuğu ve barış alanında çalışan sivil toplum örgütleri bir araya geldi. İlk etapta 16 örgütle başlayan girişim, Ocak 2025’te Diyarbakır’da düzenlenen çalıştayla resmen ilan edildi.

Bugün toplumsal cinsiyet, LGBT+, gençlik, çocuk hakları, engellilik, inanç özgürlüğü, etnisite, kültürel miras ve ekoloji alanlarında faaliyet yürüten 22 bileşenden oluşan Eleştirel Barış Ağı, barışın yalnızca çatışan taraflar arasında değil, toplumun tüm kesimlerine yayılan bir süreçle inşa edilmesi gerektiğini savunuyor.

Kuruluşundan bu yana Diyarbakır ve İstanbul’da iki çalıştay düzenleyen ağ, ayrıca sürecin bölgesel ve küresel dinamiklerini ele alan iki webinar gerçekleştirdi.

“SORUYORUZ METNİNİN MUHATABI SÜRECİN TÜM AKTÖRLERİ”

Ağın kısa süre önce yayımladığı ve altı başlık altında 22 sorudan oluşan Soruyoruz” açıklamasının belirli bir muhatabı olmadığını belirten Veysi Altıntaş, esas olarak devlete seslenildiğini ifade etti.

Altıntaş, “Süreçte Kürt hareketi tarafında Şubat 2025’te Abdullah Öcalan’ın çağrısı, Mayıs 2025’te PKK’nin fesih açıklaması ve 11 Temmuz 2025’te 30 örgüt üyesinin silah yakma töreni gibi somut adımlar atılırken, devlet tarafından sürecin genel çerçevesini ortaya koyan bir açıklama ya da yol haritası paylaşılmadı” dedi.

Bu belirsizliğin toplumda temkinli bir desteğin yanı sıra şüphe ve güvensizlik duygusu yarattığını dile getirdi.

Altıntaş, değerlendirmesinde Norveçli araştırmacı Johan Galtung’un 1969 tarihli çalışmasındaki “negatif barış” ve “pozitif barış” ayrımına da değindi.

Negatif barışı silahlı çatışmanın sona erdiği durum olarak tanımlayan Altıntaş, pozitif barışın ise adaletin sağlanması, eşitliğin tesis edilmesi, dil ve kültürel hakların güvence altına alınması gibi yapısal sorunların çözümünü içerdiğini söyledi.

PKK’nin silah bırakması ve kendisini feshetmesiyle birlikte Türkiye’de negatif barış ortamının oluştuğunu belirten Altıntaş, demokratikleşme, dil ve kültürel haklar ile ekonomik ve siyasal eşitsizlikler gibi yapısal sorunlarda herhangi bir ilerleme sağlanmadığını ifade ederek, “Pozitif barış için atılmış bir adımın olduğunu söyleyemeyiz” dedi.

Altıntaş, sürecin başından itibaren negatif barışın ön koşul olarak ele alındığını, 5 Ağustos 2025’te yayımlanan TBMM Komisyonu raporunun da pozitif barışa geçişi PKK’nin silah bıraktığının kesin biçimde teyit edilmesi şartına bağladığını söyledi.

KOMİSYON RAPORUNA ELEŞTİRİ

51 sayfadan oluşan ve bir yıl boyunca 137 sivil toplum temsilcisinin dinlenmesiyle hazırlanan TBMM Komisyonu raporunun, Kürt meselesinin kök nedenlerini yanlış teşhis ettiğini savunan Altıntaş, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Esas mesele silahlı şiddet değil; Kürt halkının doğuştan sahip olduğu dil, kültür, tanınma, yerel demokrasi, ifade özgürlüğü gibi haklarını kullanamaması ve bu hakların yasaklanmış olmasıdır. Bu kök nedenlere değinmeden meseleyi yalnızca emperyal müdahale, silahlı şiddet ve terör sorununa indirgemek en büyük sorunu oluşturuyor. Raporda meselenin özüne ilişkin yanlış ve eksik bir teşhis bulunduğu için ortaya konulacak çözüm çerçevesi de eksik ve yanlış olacaktır.”

Altıntaş, raporda üç temel sorun bulunduğunu belirtti:

Raporda hala “terör” ve “terörsüz Türkiye” gibi ifadelerin kullanılmasının, çatışma çözümü literatüründeki aktörler arası eşitlik ilkesiyle çeliştiğini söyledi.

Kürt meselesinin nedeninin “emperyal müdahaleler”e bağlanarak devletin sorunun dışında konumlandırıldığını, “kardeşlik hukuku” kavramının ise hukuki değil, muğlak ve retorik bir yaklaşım sunduğunu ifade etti.

Raporun genelinde “terör” sorununun ortadan kalkmasıyla Kürt meselesinin kendiliğinden çözüleceği anlayışının hâkim olduğunu belirtti.

Altıntaş, bu yanlış teşhisin ilerleyen süreçte kalıcı ve kapsamlı bir çözüm çerçevesinin oluşmasını zorlaştırabileceği uyarısında bulundu.

“ÇERÇEVE YASA SİLAHSIZLANMAYLA SINIRLI KALABİLİR”

Numan Kurtulmuş ile Efkan Ala arasında görüşmeleri sürdüğü belirtilen çerçeve yasaya ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Altıntaş, Komisyon raporunun içeriğine bakıldığında düzenlemenin büyük ölçüde PKK’nin feshi ve örgüt üyelerinin hukuki statüsüyle sınırlı kalmasının beklendiğini söyledi.

Toplumun büyük bir hayal kırıklığı yaşamaması için beklentilerin gerçekçi tutulması gerektiğini belirten Altıntaş, olası bir “etkin pişmanlık” düzenlemesinin tek başına pozitif barış anlamına gelmeyeceğini ancak sürecin bir parçası olarak değerlendirilebileceğini ifade etti.

Altıntaş ayrıca, “genel af” ve “etkin pişmanlık” gibi kavramların çatışma çözümü literatüründe yapıcı kavramlar olarak değerlendirilmediğini söyledi.

“KIRMIZI ÇİZGİLER ESNETİLMEDEN KALICI BARIŞ MÜMKÜN DEĞİL”

Geçmişle yüzleşme, hakikat komisyonlarının kurulması ve insanlığa karşı suçlardan sorumlu kamu görevlilerinin yargılanması gibi adımlar atılmadan yürütülen bir sürecin kalıcı barış üretmeyeceğini savunan Altıntaş, bu tür mekanizmaların hem adaletin sağlanması hem de toplumsal vicdan açısından gerekli olduğunu ifade etti.

JİTEM ve kontrgerilla benzeri yapıların emir-komuta zinciri içerisinde faaliyet gösterdiğinin bilindiğini söyleyen Altıntaş, insanlığa karşı suçlarda zaman aşımı bulunmadığını hatırlatarak, hakikat komisyonlarının kurulması halinde geçmişe dönük soruşturma ve yaptırımların kaçınılmaz olacağını dile getirdi.

Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.