PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Alevi toplumunun; kendi geleceği, özgürlüğü ve demokratik yaşam hakkı için yürüttüğü mücadelede sözünü söylemeye, iradesini ortaya koymaya ve toplumsal mücadelenin aktif bir öznesi olmaya devam edeceğini belirtti.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 53 ismin yayımladığı “Alevi Aydınlar Bildirgesi” ile ilgili açıklama yaptı.
Uzun bir dönemdir Alevi toplumunu hedef göstererek, Alevilerin demokratik, toplumsal mücadelesini itibarsızlaştırmayı ve toplumsal gelişmelerin aktif dinamiklerinden uzaklaştırmayı amaçlayan muhtelif kesimlerden çeşitli açıklamalar yeniden tedavüle konulduğunun belirtildiği açıklamada, “Bu açıklamaların maksadı nettir: Alevi toplumunu ayrıştırmaya, ötekileştirmeye, kendi içerisinde kutuplaştırarak örgütlü iradesini zayıflatmaya ve tarihsel olarak taşıdığı toplumsal muhalefet dinamiğini etkisizleştirmeye yönelik bir stratejinin ve zihniyetin çok yönlü parçaları oldukları görülmektedir” denildi.
“ALEVİ TOPLUMU SİZE NE YAPTI?”
“Alevi toplumu size ne yaptı?” diye soran Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, açıklamanın devamında şunları ifade etti:
“Aleviler, tarih boyunca baskı, inkâr ve ayrımcılığa karşı direnmiş; eşitlik, özgürlük ve demokratik toplum mücadelesinin önemli dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Böylesine aktif ve örgütlü bir toplumsal yapı hâline gelen Alevi toplumunun kimlik ve inançlarını tanımlama hakkına hiç kimse sahip değildir. Alevi toplumu kendi iradesiyle kendi inancını ve kültürünü yaşamaya devam ediyor ve edecektir.
Günümüzde Alevi toplumunu hedef alan, demokratik ve toplumsal mücadelesini itibarsızlaştıran veya Alevileri toplumsal ve siyasal gelişmelerin dışında konumlandırmaya çalışan çeşitli söylemler gündeme gelmektedir. Bu tür yaklaşımlar, aleviler üzerinden barış ve demokratik ortamı geliştiren değil aksine barış ihtimalini zayıflatan sonuçlara götürür. Alevi toplumunun örgütlü iradesini zayıflatma, toplumsal muhalefet içerisindeki rolünü sınırlandırma ve Alevileri yalnızlaştırma sonucunu doğurabilecek nitelikteki açıklamalardır.
Bugün de Alevi toplumuna yönelik baskı ve asimilasyon politikalarına karşı hiçbir emek ve katkı sunmayan, Alevileri toplumsal gelişmelerin dışında tutan ve yalnızca belirli dönemlerde kendi siyasal çıkarları doğrultusunda hatırlayan kesimlerin açıklamaları Alevi toplumu tarafından kabul edilemez bir durum yaratmıştır.”
Alevileri hedef gösteren, toplumsal ayrışmayı derinleştiren ve demokratik mücadeleyi zayıflatmaya hizmet eden açıklamalar karşısında, demokratik özgürlük mücadelesini geliştirerek cevap verileceğinin vurgulandığı açıklamada, “Alevi toplumunu hedef göstermekten, ötekileştirmekten ve toplumsal mücadelenin dışına itmeye çalışmaktan vazgeçilmelidir. Alevilerin talepleri meşrudur. Toplumsal barışın gelişmesi temelinde eşit yurttaşlık hakkı, inanç özgürlüğü, laiklik, demokrasi ve adalet taleplerimizden vazgeçmeyeceğiz. Alevi toplumu; kendi geleceği, özgürlüğü ve demokratik yaşam hakkı için yürüttüğü mücadelede sözünü söylemeye, iradesini ortaya koymaya ve toplumsal mücadelenin aktif bir öznesi olmaya devam edecektir” denildi.
Ortadoğu halkların, inançların ve toplumsal kimliklerin tarihsel olarak iç içe geçtiği; aynı zamanda savaş, zorunlu göç, inkâr, ayrımcılık ve siyasal çatışmaların derin izler bıraktığı tarihsel kırılmaların güncel siyasal gelişmelerle iç içe geçtiği kritik bir dönemden geçildiğine dikkat çekilen açıklamada, “Günümüzde yaşanan siyasal gelişmeler, bu tarihsel sorunların önemli bir bölümünü yeniden gündeme taşımaktadır. Bölgenin tarihsel yapısında farklı halkların ve inanç topluluklarının uzun süre bir arada yaşama deneyimleri kadar savaşlar, zorunlu göçler, inkâr ve ayrımcılık politikaları da önemli bir yer tutmaktadır. Bu politikaların farklı biçimlerde günümüzde de sürdüğü görülmektedir. Kürtler, Ermeniler, Asuri-Süryaniler, Raa Heq süreği, Aleviler, Nusayriler, Dürziler, Kakailer, Êzidîler ve bölgenin diğer halkları ile inanç toplulukları, geçmişten günümüze uzanan bu tarihsel süreçlerin sonuçlarıyla karşı karşıya kalmaya devam etmektedir. Bu gerçeklik, Ortadoğu’nun geleceğinin yalnızca siyasal güç ilişkileri üzerinden değil; halkların ve inanç topluluklarının eşitliği, özgürlüğü ve birlikte yaşam iradesi üzerinden de değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır” ifadelerine yer verildi.
“BARIŞ, BİR TOPLUMSAL RIZALIKTIR”
FEDA ve DAKB, demokratik ve eşitlikçi bir gelecek, bölgedeki farklı halkların ve inanç topluluklarının kendi kimliklerini ve inançlarını özgürce ifade edebilmeleri ve toplumsal yaşamda eşit biçimde yer alabilmeleriyle mümkün olduğunun altını çizerek, “Yeni düşmanlıkların ve ayrışmaların derinleştirilmesi ise geçmişte olduğu gibi günümüzde de toplumların ortak geleceğine zarar vermektedir. Alevi toplumunun demokratik ve toplumsal mücadelesi, yalnızca siyasal haklar bağlamında değil, aynı zamanda inançsal ve etik değerler çerçevesinde de ele alınmalıdır. Bu açıdan, “Barış, bir toplumsal rızalıktır” anlayışı önemli bir referans oluşturmaktadır. Reya Heq inanç geleneği açısından barış, yalnızca belirli siyasal koşullarda benimsenen geçici bir tutum değildir. Barış; toplumsal ilişkilerin, birlikte yaşamın, karşılıklı saygının ve rızalığın temel unsurlarından biri olarak değerlendirilmelidir. Reya Heq yolunun taşıyıcıları açısından temel sorumluluklardan biri, barışın dilini ve kültürünü toplumsal yaşamın bütün alanlarında geliştirmektir. Farklılıkların tehdit olarak değil, toplumsal varoluşun doğal ve değerli unsurları olarak kabul edilmesi, demokratik birlikte yaşamın temel koşullarındandır” ifadelerini kullandı.
“ALEVİLERİN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ EŞİT, ADİL, ÇOĞULCU VE BARIŞÇIL BİR TOPLUM ARAYIŞININ AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR”
Barışın edilgen bir tutum olmadığını; adalet, eşitlik, özgürlük ve karşılıklı rızalık temelinde sürekli olarak yeniden üretilmesi gereken ve her gün kendisini yeniden örgütleyen aktif bir toplumsal duruş olduğuna işaret edilen açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:
“Alevi toplumunun tarihsel deneyimi de bu yaklaşımın yalnızca güncel siyasal tartışmalarla sınırlı olmadığını göstermektedir. Alevi toplumunun demokratik mücadelesinin sürdürülebilirliği, örgütlü iradenin güçlendirilmesiyle doğrudan ilişkilidir. Toplumsal taleplerin görünür kılınması, demokratik katılımın geliştirilmesi ve Alevi toplumunun kendi geleceğine ilişkin karar süreçlerinde söz sahibi olması, güçlü bir örgütlü toplumsal iradeyi gerektirmektedir.
KAPSAMLI BİR ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİDİR
Alevi toplumunun kendi iradesini ve örgütlü gücünü geliştirmesi, yalnızca Alevilerin haklarının korunması açısından değil, çoğulcu ve demokratik toplumun güçlendirilmesi açısından da önemlidir. Aleviler, toplumsal mücadelenin nesnesi değil, kendi talepleri, değerleri ve iradesiyle hareket eden aktif bir öznesidir. Alevi toplumunun tarihsel ve güncel mücadelesi, eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, laiklik, demokrasi, adalet ve barış ekseninde şekillenen kapsamlı bir özgürlük mücadelesidir. Bu mücadele yalnızca Alevilerin kendi haklarının savunulmasıyla sınırlı değildir; farklılıkların eşit ve özgür biçimde bir arada yaşayabildiği demokratik bir toplum idealinin önemli bir bileşenidir.
ÇOĞULCU VE DEMOKRATİK TOPLUM ANLAYIŞIYLA BAĞDAŞMAMAKTADIR
Alevi toplumunu hedef alan, ötekileştiren, demokratik taleplerini itibarsızlaştıran veya toplumsal mücadeledeki meşru konumundan uzaklaştırmaya çalışan yaklaşımlar, çoğulcu ve demokratik toplum anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Alevilerin taleplerinin demokratik meşruiyeti tartışma konusu yapılamaz. Bugün ihtiyaç duyulan, yeni ayrışmaları ve düşmanlıkları derinleştirmek değil; halkların, inançların ve kimliklerin eşitlik temelinde bir arada yaşayabileceği demokratik bir toplumsal düzenin geliştirilmesidir. Bu perspektiften hareketle Alevi toplumunun örgütlü iradesini güçlendirmek, demokratik mücadeleyi büyütmek ve barış kültürünü toplumsal yaşamın her alanında geliştirmek tarihsel bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.
DEMOKRATİK TOPLUM MÜCADELESİ, ALEVİ TOPLUMUNUN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİDİR
Alevi toplumu, tarihsel hafızasından, inançsal değerlerinden ve örgütlü toplumsal deneyiminden aldığı güçle kendi geleceği, özgürlüğü ve demokratik yaşam hakkı konusunda söz söylemeye devam edecektir. Demokratik toplum mücadelesi, Alevi toplumunun özgürlük mücadelesidir; Alevilerin özgürlük mücadelesi ise eşit, adil, çoğulcu ve barışçıl bir toplum arayışının ayrılmaz bir parçasıdır. Aleviler bu mücadelenin edilgen bir nesnesi değil; kendi iradesi, örgütlü gücü ve talepleriyle hareket eden aktif bir özne olmaya devam edecektir.
BARIŞ HEPİMİZİN İHTİYACIDIR
Sayın Öcalan’ın savunduklarından bizim anladığımız bir devlet ittifakı değil, demokratik toplum sözleşmesidir. Bunu görmeden anlamadan yürütülen tartışmalar ve eleştiriler doğru değildir. Zira barış hepimizin ihtiyacıdır. Barış sürecini yalnızca Kürtlerin ve Türklerin meselesi olarak görmeyelim. Alevilerin, Ezidilerin, Ermenilerin, Süryanilerin, kadınların, gençlerin ve bütün farklı toplumsal kesimlerin bu sürecin kurucu aktörleri olması gerekmektedir. Çünkü demokratik toplum yalnızca Türk-Kürt barışı değildir. Demokratik toplum, hiçbir halkın ve hiçbir inancın diğerinin üzerinde olmadığı bir yaşam biçimidir. Geçmişin çatışmalarını aşmak için halkların demokratik ittifakı kurulmalıdır. Bu ittifakın içinde Aleviler de olacaktır. Ancak Aleviler yalnızca “korunacak bir topluluk” değil, yeni demokratik toplumun kurucu öznesi olmak zorundadır kendi yaşamsal varlığı için elzem olanda budur. Tarihten alınacak ders ise şudur; Bir halkın özgürlüğü başka bir halkın ezilmesi üzerine kurulamaz. Kürtlerin özgürlüğü Alevilerin korkusu üzerine kurulamaz. Alevilerin özgürlüğü de Kürtlerin inkârı üzerine kurulamaz. Türklerin geleceği Kürtlerin inkârıyla kurulamaz. Artık 16. yüzyılın diliyle değil, 21. yüzyılın demokratik diliyle konuşmak zorundayız.”
“RIZALIĞIMIZ BARIŞADIR”
Açıklamanın sonunda kamuoyuna çağrıda bulunan Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, “Yavuz’u da, İdris’i de, Şah İsmail’i de tarihsel yerlerine bırakalım. Bugünün insanları olarak birlikte yeni bir tarih yazalım. Bu tarihin adı da, Demokratik toplum, eşit yurttaşlık ve kalıcı barış olsun” dedi.
HABER MERKEZİ
Yoruma kapalı.