PİRHA – Alevi inancında en büyük asimilasyonun cenaze erkânlarında yaşandığını belirten Birol Gülbey, Hakk’a uğurlama erkânlarının Alevi inancının özüne, diline ve öğretisine uygun yürütülmesi gerektiğini söyledi. Gülbey, Alevi kurumlarının ortak bir cenaze erkânı politikası oluşturması ve bu alanda denetim mekanizması kurmasının önemine dikkat çekti.
Alevi Bektaşi inancına uygun cenaze erkânı yürüten Birol Gülbey, tarihsel asimilasyon politikalarının en belirgin etkisinin cenaze erkânlarında görüldüğünü belirtti. Kendi inanç dili, kavramları ve ritüelleriyle Hakk’a uğurlamanın toplumsal hafızanın korunması açısından yaşamsal olduğunu vurgulayan Gülbey, kadınların da cenaze erkânlarında aktif görev alması gerektiğini ifade etti.
Her toplumun ve topluluğun kendine özgü inançları, bu inançlara dayalı cenaze erkânları bulunuyor. Tarihsel süreç içerisinde Alevi inancında asimilasyonun en yoğun hissedildiği alanlardan biri de cenaze erkânları oldu. Uzun yıllar boyunca Alevi inancına özgü cenaze erkânı asimilasyon baskısına maruz kaldı; yer yer Sünni inancına dayalı ritüellerle dönüşüme uğradı.
Oysa cenaze erkânı, Alevi toplumunun kimliğini korumasında, inancını yaşatmasında ve toplumsal hafızasını sürdürmesinde önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle Alevi toplumu, cenaze erkânını yeniden canlandırmak ve asimilasyona karşı direnç göstermek amacıyla ritüellerini kökleriyle buluşturma çalışmalarını sürdürüyor.
“ALEVİ İNANCINA UYGUN NEFESLERLE VE DİLİYLE CENAZE KALDIRILMALI”
Uzun yıllardır cenaze erkânı yürüten Birol Gülbey, Alevi inancının tarih boyunca birçok baskı ve katliamdan geçerek öz değerlerinden uzaklaştırıldığını söyledi. Özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde asimilasyon politikalarının daha sistematik hale geldiğini ifade eden Gülbey, cenaze erkânlarının Alevi inancına uygun yapılmadığını belirterek şunları söyledi:
“Her toplumun kendine özgü bir ritüeli, inanç değerleri, gelenekleri ve pratikleri vardır. Sinagogda, havrada, kilisede ve camide kaldırılan cenazeler nasıl o inancın gelenek ve değerlerine göre kaldırılıyorsa, biz de kendi inancımıza uygun bir ritüelle cenazelerimizi uğurlamak istiyoruz.”
Alevilerin Hakk dergâhı olarak gördüğü cemevlerinde Hakk’a yürüyen canlar için kendi inançlarına uygun cenaze erkânı yapmak istediklerini kaydeden Gülbey, temel ibadetleri olan nefesler, kelamlar, deyişler ve Alevi inancına özgü terimlerle erkân yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Tek amaçlarının Hakk’a uğurlama erkânlarının Alevi inancının özüne uygun şekilde yapılması olduğunu dile getiren Gülbey, kullanılan dilin önemine dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Elbette burada dil çok önemlidir. Dil, bir inancın elbisesidir. Eğer o elbise başkasına ait olursa kişi kendi bedenine yabancı kalır. Bizim temel itirazımız da buradan başlıyor.”
“KENDİ HAKİKATİNİZİ KENDİ DİLİNİZLE İFADE EDEMEZSENİZ TOPLUMSAL HAFIZANIZI KAYBEDERSİNİZ”
- yüzyıldan itibaren başlayan asimilasyon sürecinde en büyük tahribatın cenaze erkânlarında yaşandığını ifade eden Gülbey, cem erkânlarının kapalı bir alan olması nedeniyle büyük ölçüde korunabildiğini ancak cenaze erkânlarının aynı şansı yakalayamadığını söyledi.
“Cem erkânlarımızda ciddi anlamda bozulmalar olmadı. Çünkü orası kapalı bir alandır. Kapılar mühürlenmiş, sırrı sır içinde saklamışız. Fakat aynı avantajı uğurlama erkânlarında yaşayamadık. Açık alanda komşu inancın baskısı, egemen ideoloji ve bilinçaltına yerleşmiş korkular vardı. Bu nedenle bugün öze dönüş adı altında kendi erkânlarımız üzerine çalışmalar yürütüyoruz. Yani Aleviliği bekleyen bence en büyük tehlikelerden biri inançtan çok dil kaybıdır. Eğer kendi hakikatinizi kendi dilinizle ifade edemiyorsanız, orada toplumsal hafıza kaybı vardır. Çünkü hakikatinizi başkasının doğrusu ya da yanlışı üzerine kurmuş oluyorsunuz. Bir süre sonra inandırılmış bir toplum ortaya çıkıyor. Uğurlama erkânı sadece bir tören değildir; Hakk’a yürüyen canın öğretisidir, yaşamıdır, özüdür. Toplumsal hafızanın yeniden can bulmuş halidir. Bu bizim için çok kıymetlidir. Buna sahip çıkmak gerekir. Bir toplum kendisine benzerse güçlü olur. Başkasına benzeyen toplumlar ise saygınlığını da gücünü de yitirir.”
“CAMİYE GİTMEMEK İÇİN SÜNNİ İNANCINA YAKIN TERİMLER KULLANILIYORDU”
2014 yılından bu yana cenaze erkânı yürüttüğünü belirten Gülbey, ailesinde babası, dedesi, amcası ve köydeki büyüklerinin bu hizmeti “camiye gitmeyelim” düşüncesiyle, Sünni İslam’ın temel kavramlarına yakın bir anlayışla sürdürdüklerini söyledi.
“Yeter ki camiye gitmesin, yeter ki imam kaldırmasın diye ‘bizim olsun ama böyle olsun’ denilmiş. Aslında bu bize ait olmayan bir erkândır.”
“HALA ALEVİLİĞE UYGUN KAVRAMLAR KULLANILMIYOR”
Alevi kurumlarının uzun yıllar cenaze erkânlarını ihmal ettiğini söyleyen Gülbey, İzmir’de halen cenaze erkânlarının Aleviliğin tarihsel duruşuna uygun yürütülmediğini ifade etti.
“İşin etrafında dolaşılarak Arapçadan Türkçeye çevrilmiş dualar, kelime ve kavramlarla Hakk’a yürüyen canlarımız, yaşamına, özüne ve felsefesine ters bir anlayışla sırlanıyor.”
2014 yılında Alevi Bektaşi inancına uygun cenaze erkânı yürütmeye başladığında ciddi zorluklarla karşılaştığını belirten Gülbey, yüzyılların alışkanlıklarını değiştirmenin kolay olmadığını söyledi.
“ALEVİCE YAŞAYIP SON VEDASINI SÜNNİCE YAPMAK BÜYÜK ACIDIR”
Cenaze erkânlarında ana dilin kullanılmamasını da önemli bir eksiklik olarak değerlendiren Gülbey, şunları söyledi:
“Neden kendi ziyaretlerimizi ana dilimizle çağırmayalım? Benim Gıro Boğa, Goşkar Baba, Seyit Nesemi, Çadır Baba, Hazır Baba ziyaretlerim var. Bütün doğa kutsaldır, bütün doğa bir tanrıdır. Görünen bir tanrıya neden niyaz etmeyelim? Alevi doğmuş, bütün yaşamını Alevi pratikleri üzerine kurmuş bir insanın son vedasını da hayatı boyunca inanmadığı dualarla yapmak büyük bir acıdır.”
Ana dilde yürütülen erkânlara toplumun ilk başta şaşırdığını ancak zamanla bunun benimsendiğini ifade eden Gülbey, ana dilde söylenen ağıtların doğru bir yol izlendiğini gösterdiğini belirtti.
“CENAZE ERKÂNI YÜRÜTENLER PROLETER OLMAK ZORUNDA”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Menemen Şubesi Cemevi’nde erkân yürüttüğünü belirten Gülbey, yönetimle birlikte kolektif bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
“Yolu doğru olanın yükü de ağır olurmuş” sözünü hatırlatan Gülbey, hala “Neden Kur’an okunmadı, neden namaz kılınmadı?” gibi eleştirilerle karşılaştıklarını belirtti. Bu konuda Alevi Bektaşi Federasyonu ve bileşenlerinin ortak karar almasının ve bir denetim mekanizması oluşturmasının önemine dikkat çekti.
“Özellikle alanlarda Hakk’a uğurlama erkânı yürüten arkadaşlarımız kendilerini sadece belediyenin bir çalışanı olarak görmemeli. Burada bir inancın temsilcisidirler. Tabiri caizse bir proleter olmak zorundayız.”
“KADINLAR SADECE MORGDA YIKAYICI OLMASIN, ERKÂN DA YÜRÜTSÜN”
Hacı Bektaş Veli’nin, “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde. Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yoktur; noksanlık da eksiklik de senin görüşlerindedir” sözlerini hatırlatan Gülbey, cenaze erkânlarını kadınların da yürütmesi gerektiğini söyledi.
Erkek egemen bir toplum yapısına dikkat çeken Gülbey, “Kadın yolun anasıdır, yol cümleden uludur” diyerek şöyle konuştu:
“Kadınların Hakk’a yürüyen kadın canların uğurlama erkânını yürütmesi kadar doğal ne olabilir? Kendi hal diliyle, sözüyle, sazıyla, türküleriyle uğurlamak kadar güzel ne olabilir? Kadınların sadece morgda yıkayıcı olarak kalmasından yana değilim. Elbette nefeslerle, gülbenklerle bir kadının Hakk’a yürüme erkânını yapması, rızalığını alması, helalliğini vermesi mümkündür.”
Daha önce bazı cenaze erkânlarında kadınların rızalık bölümünü yürüttüğünü belirten Gülbey, Türkçe ve ana dilde iki kelam ederek bir başlangıç yaptıklarını, bunun geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Tüm zorluklara rağmen öğretiye sahip çıkılması çağrısında bulunan Birol Gülbey, sözlerini şöyle tamamladı:
“Yolumuza, inancımıza, dilimize, kimliğimize, öğretimize ve birbirimize sahip çıkalım. Kendi hakikatimizi başkasının doğrusu ya da yanlışı üzerine kurmadan Aleviyiz diyorsak, farklılığımız da olmalıdır. Nasıl yaşıyor ve nasıl inanıyorsak Hakk’a yürüyen canlarımızı da buna uygun sırlarsak bunun bir anlamı ve kıymeti olur. Aksi halde başkasının terim ve kavramlarıyla, başkasının ritüelleriyle erkân yürütmeye devam edersek gün gelir bu inanç kaybolur gider ve cemevlerimiz sadece minaresiz camilere dönüşür.”
Semra ACAR/İZMİR
Yoruma kapalı.