Alevi Haber Ajansi

Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye verdiği ‘Umut Hakkı’ süresi doluyor: Uygulanabilecek gerçek bir mekanizma şart -VİDEO

PİRHA- İHD Hatay Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu,Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Öcalan kararında belirttiği “Umut Hakkı” kapsamında Türkiye’ye yasal düzenleme yapması için verdiği süre Haziran’da dolmasına dair yaptığı değerlendirmede, “Sadece yasanın kendisinin çıkması önemli değil. Pratikte de onu işleyebilecek gerçek bir mekanizmanın ortaya çıkarılması gerekiyor” diye ifade etti.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Öcalan kararında belirttiği “Umut Hakkı” kapsamında Türkiye’ye yasal düzenleme yapması için verdiği süre Haziran’da doluyor. Sürecin hukuki ve insani boyutlarını PİRHA’ya değerlendiren İHD Hatay Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu, ‘Umut Hakkı’nın evrensel bir ilke olduğunu vurgulayarak, “Sadece yasanın kendisinin çıkması önemli değil. Pratikte de onu işleyebilecek gerçek bir mekanizmanın ortaya çıkarılması gerektiğini” ifade etti.

Avrupa Konseyi’nin, PKK Lideri Abdullah Öcalan ve diğer ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan mahpuslar için AİHM kararları doğrultusunda Türkiye’ye tanıdığı süre Haziran ayında sona eriyor. Türkiye’nin bugüne kadar bu konuda adım atmaması, hem iç hukukta eşitlik ilkesini hem de uluslararası yükümlülükleri yeniden tartışmaya açtı.

“UMUT HAKKI, REHABİLİTE EDİLEBİLME İHTİMALİNİN ORTADAN KALDIRILMAMASI İLKESİDİR”

Umut hakkının temel felsefesine değinen Salmanoğlu, bu kavramın insan onuru ile doğrudan bağlantılı olduğunu ifade ederek şunları dile getirdi:

“Umut hakkı ağırlaştırılmış müebbet veya ömür boyu hapis cezası alan bireylerin belli koşullar altında cezası ne kadar ağır olursa olsun özgürlüğüne kavuşma ihtimalinin tamamen ortadan kaldırılmaması ilkesidir. Bu tanımlama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarına dayanıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kişinin cezası sürerken tekrardan ceza tespiti süreci içerisinde gerçek bir mekanizmanın oluşturulmasını savunur. Çünkü kişinin süreç içerisinde değişebileceğini, gelişebileceğini, rehabilite edilebileceğini varsayarak bu düşünceyi ortaya koymuştur. Bizler de İnsan Hakları Savunucuları olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarının doğru olduğu kanaatindeyiz.”

“KARARLAR UYGULANMADIĞINDA İHLAL VE YAPTIRIM SÜRECİ BAŞLAR”

AİHM kararlarının doğrudan bir yaptırım gücü olmasa da zaman içerisinde siyasi ve hukuki sonuçlar doğurduğunun altını çizen Salmanoğlu, denetim sürecini şu sözlerle aktardı:

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları direkt bir yaptırım söz konusu oluşturmaz. Fakat öncelikle belli bir süreç içerisinde devam eder. Bu süreç de şöyle olur; kararın kendisi uygulanıyor mu? Uygulanmadığı takdirde uygulama denetimine girilir. Bu uygulama denetiminde eğer aksamalar varsa uyarılar yapılır. Bu uyarılar dikkate alınmazsa siyasi ve hukuki bazı adımlar atılabilir. Daha sonra kararın uygulanmadığı netleştirildiği zaman artık ihlal süreci ile ilgili bir süreç başlar. Tabii bu süreç de yaptırımlarla devam eder.”

“AYNI CEZA FARKLI İNFAZ REJİMLERİNE YOL AÇIYOR, BU ANAYASAYA AYKIRI”

Türkiye’deki mevcut infaz rejiminin Anayasa’nın eşitlik ilkesiyle çeliştiğini ve ayrımcı bir pratik sergilediğini belirten İHD Hatay Eş Başkanı Salmanoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan bazı kişilerin tahliye edilmediğini belirtmek isterim. Anayasanın 10. maddesinde eşitlik ilkesi tanımlanmıştır. Bu ilke hem insan hakları savunucularının hem de hukukçuların tartıştığı ve bunun üzerine yoğunlaştığı bir ilke. Aynı ceza farklı infaz rejimlerini doğurabiliyor. Bunun dışında bazı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar tahliye edilirken bazıları tahliye edilmeyebiliyor. Bu da tabii Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bakış açısı insanlık onuru ve umut hakkı üzerine şekilleniyor. Kişinin kendisi ağır bir suç işlemiş olsa bile rehabilite edilebileceğine yönelik bir bakış açısı mevcuttur. Devletlerin ağır suçlara ağır cezalar verme durumu söz konusu olabilir fakat kişinin rehabilitasyonunu, değişebileceğini, dönüşebileceğini göz önünde bulundurmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin oluşturduğu içtihatın kendisinin evrensel ilkelerle, insan onuruyla beraber daha doğru bir hakikati barındırdığını düşünüyoruz.”

“YASA KİŞİYE ÖZEL OLAMAZ, ON BİNLERCE MAHPUS FAYDALANMALI”

Çıkarılacak bir yasanın sadece tek bir kişiyi değil, aynı durumda olan tüm mahpusları kapsaması gerektiğine dikkat çeken Salmanoğlu, hapishanelerdeki İdare ve Gözlem Kurulları’nın keyfi kararlarına karşı uyardı:

“Hukuken yasalar kişiye yönelik çıkarılamaz; hem genel hem somut olmak zorunda. Oluşturulacak olan umut hakkı ya da periyodik inceleme yasası gibi farklı isimlerle adlandırılacak yasanın kendisi çıkarıldığı zaman sadece Sayın Abdullah Öcalan’ın değil, kendisiyle aynı durumda olan binlerce mahpusun da faydalanmasını sağlayacak. Yani yasanın kendisinin çıkması önemli değil, umut hakkı yasasını çıkarabilirsiniz. Ama Türkiye’de cezaevi, idare ve gözlem kurullarının aldığı keyfi kararlar doğrultusunda birçok maphusun infazının yakıldığına şahit oluyoruz. Bu yüzden sadece yasanın değil pratikte de onu işleyebilecek gerçek bir mekanizmanın ortaya çıkarılması gerektiğini vurgulamak isterim.”

“GÖRÜŞ ENGELLERİNİN SÜREKLİLİK ARZ ETMESİ BİR TECRİTTİR”

İmralı Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ndeki uzun süreli mutlak iletişimsizlik haline ve tecrit uygulamalarına da değinen İHD Hatay Eş Başkanı Salmanoğlu, uluslararası hukukun bu durumu açık bir hak ihlali olarak gördüğünü belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

“Türkiye’de cezaevi görüşmeleri ile ilgili bazı kanunlar var, kısıtlamalar var. Bununla ilgili yönetmelikler var. İdari ve Adli mahkemelerin ya da bunun dışında disiplin cezalarının sonucunda bazen cezaevi görüşmeleri kısıtlanabiliyor. Fakat Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunun sürekliliğinin bir istisna olması gerektiğini her zaman vurguluyor. Bu süreklilik arz ettiği zaman bir tecrite dönüşüyor. Güvenlik gerekçesiyle ya da farklı gerekçelerle görüşmeler belli gerekçelerle engellenebilir ama bunun sürekliliğinin olması bir tecrittir. 2025 yılı eylül itibariyle bir görüşme devamlılığı var. Ama ondan önce Sayın Abdullah Öcalan’ın çok uzun süre ailesiyle ve avukatlarıyla görüşemediğini biliyoruz. Biz de insan hakları perspektifinden baktığımız zaman bunun kesinlikle kabul edilemez olduğunu söyleyebiliriz.”

Cevahir FINDIK/ANTAKYA

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.