Alevi Haber Ajansi

Hüseyin Ozan: Ocak talip ilişkisi toplumsal bir yapılanmadır yeniden güçlendirilmeli – VİDEO

PİRHA – Cumhuriyet modernizmiyle birlikte hedef haline getirilen ocak sisteminin ve zayıflayan pir-talip ilişkisinin Alevi toplumsallığını nasıl etkilediğini değerlendiren DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan, “Ocak-talip ilişkisini yeniden kurabilir, kendimizi geleceğe taşıyabiliriz” dedi.

Alevilik, yüzyıllardır inançsal olduğu kadar kültürel ve toplumsal dayanışmayı da esas alan köklü bir yaşam öğretisi olarak varlığını koruyor. Ancak özellikle köylerden kentlere doğru yaşanan yoğun göç dalgası, yalnızca mekansal bir değişimi değil, aynı zamanda Alevi toplumunun hafızasını taşıyan ocak sisteminde de ciddi kırılmaları beraberinde getirdi. Kent yaşamının dayattığı bireyselleşme, parçalanan toplumsal bağlar ve asimilasyon politikalarının etkisiyle, yüzyıllardır Alevi toplumunun temel direklerinden biri olan pir-talip ilişkisi giderek zayıfladı.

Ocak sisteminin tarihsel rolü, pir-talip ilişkilerinin Cumhuriyet ile birlikte nasıl hedef haline getirildiği ve Alevi toplumsallığının kendisini geleceğe nasıl taşıyabileceği konularını, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan ile konuştuk.

Aleviliğin alternatif bir toplumsal sistem olduğunu ve bu toplumsallığın ocaklar sistemi üzerinden kurulduğunu belirten Ozan, pir-talip ilişkisi temelinde şekillenen bu yaşam biçiminin, ancak ocak sisteminin varlığını sürdürmesiyle kendisini koruyabileceğine dikkat çekti. Alevi toplumsallığının tarih boyunca bilinçli politikalarla hedef alındığını ifade eden Ozan, şunları söyledi:

“Aleviliği ve onun yarattığı toplumsal değerleri ortadan kaldırmak isteyen zihniyetler, bunun yolunun ocak sistemini dağıtmaktan geçtiğini biliyordu. Bu nedenle temel kurumlarımız olan ocaklara yöneldiler, bizi coğrafyamızdan koparıp dünyanın dört bir yanına savurdular. Ardından da ocaklar üzerinden kurulan toplumsal ilişkiler ağını tahrip ettiler.”

Aleviliğin özünde komünal bir yaşam sistemi barındırdığını vurgulayan Ozan, yüzlerce yıl boyunca tahakkümcü ve eril sistemlere karşı rızalık temelinde direnen Alevi toplumunun, bu direniş kültürünü bugüne kadar taşıdığını ifade etti.

“EN KATI POLİTİKALAR CUMHURİYET DÖNEMİNDE UYGULANDI”

Cumhuriyet modernleşmesiyle birlikte iktidarın merkezileştiğini ve toplumun tüm kesimlerine nüfuz ettiğini kaydeden Ozan, Koçgiri’den Dersim’e, Maraş’tan Çorum ve Sivas’a kadar yaşanan katliamların bu dönemde gerçekleştiğine dikkat çekti. Ozan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İmparatorluk döneminde dağlara çekilerek, uzak coğrafyalara sığınarak ve ağır bedeller ödeyerek de olsa kendimizi bir şekilde var edebildik. Ancak Cumhuriyet modeliyle birlikte tekçi devlet anlayışı çok daha sert biçimde hayata geçirildi. Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarıyla Alevi toplumu sistematik olarak hedef haline getirildi. İttihatçı zihniyetin devamı niteliğindeki Kemalist yapılanma, aynı politikaları sürdürdü. Bu topraklarda Hristiyan halklara yönelik nasıl bir yok etme ve tek tipleştirme siyaseti yürütüldüyse, Alevilik de aynı anlayışla hedefe konuldu.”

Kapitalist modernitenin kimi alanlarda nefes alma imkanları yaratmış görünse de özünde Alevi toplumsallığını asimile etmeyi hedeflediğini belirten Ozan, “Bugün yolumuzun ve toplumsallığımızın giderek daraltıldığını görüyoruz. Bu doğal bir sonuç değil, bilinçli politikalar sonucu ortaya çıkarılmış bir durumdur” dedi.

“ALEVİ ÖĞRETİSİ İNSANLIĞIN ALTERNATİF YAŞAM ARAYIŞINA GÜÇLÜ BİR YANIT”

Kırım politikalarının her dönem “medeniyet getirme” söylemiyle meşrulaştırıldığını ifade eden Ozan, devletçi uygarlığın kadın emeğini ve toplumun ortak yaşamını tahakküm altına alan bir sistem olduğunu söyledi.

“Tarih boyunca bize devlet uygarlığı ‘medeniyet’ diye sunuldu. Ancak artık biliyoruz ki iki ayrı çizgi vardır: Biri demokratik uygarlık çizgisi, diğeri ise devletçi sistemdir. Bize dayatılan medeniyet, başköylü pirimizin de dediği gibi kan ve katliam üzerine kurulmuş bir sistemdir.”

Devletçi sistemin değiştirilemez olmadığına dikkat çeken Ozan, bu anlayışın dünyanın her yerinde zulüm ürettiğini ifade etti. Aleviliğin bu coğrafyada ortaya çıkmasının tesadüf olmadığını vurgulayan Ozan, Alevi öğretisinin insanlığın alternatif yaşam arayışına güçlü bir yanıt sunduğunu söyledi.

“PİR-TALİP İLİŞKİSİYLE KENDİMİZİ YARINA TAŞIYABİLİRİZ”

Modernizmin Alevi toplumsallığı üzerindeki etkilerine de değinen Ozan, Reya Heq sisteminin ocak-talip ilişkisi üzerine kurulduğunu belirtti. İnsanlığın bugün hala alternatif ve toplumsal bir yaşam biçimi arayışında olduğunu söyleyen Ozan, Aleviliğin tam da bu yaşamın kendisi olduğunu ifade etti.

“Bu toplumsallık binlerce yıldır kendi yaşam sistemini kurmuş, bunun mücadelesini vermiş ve ağır bedeller ödeyerek bugüne taşınmıştır. Dolayısıyla yalnızca geçici biçimde ortaya çıkan dernekler ya da vakıflarla bu yolu sürdürmek mümkün değildir. Çünkü bu, bir toplumsal varoluş biçimidir. Bu nedenle ocak-talip ilişkisinin yeniden korunması, inşa edilmesi ve sürdürülmesi gerekiyor.”

Ocak sisteminin yeniden kurulmasının mümkün olduğunu belirten Ozan, bunun bilinç ve irade meselesi olduğunun altını çizdi.

“Birilerinin söylediği gibi bu imkansız değildir. Tarihsel yaşam alanlarımız hala oradadır. Bulunduğumuz her yerde ocak-talip ilişkisini yeniden kurabilir, kendimizi geleceğe taşıyabiliriz. Ocak-talip ilişkisi, toplumsal varoluş biçimimizin ve yolumuzu yaşatabilmemizin temel şartlarından biridir.” ifadelerini kullandı.

Semra ACAR /İZMİR

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.