Alevi Haber Ajansi

Bakırhan: Çözüm bastırmada değil, diyalogla müzakerededir!- VİDEO

PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. HTŞ ve SDG arasındaki anlaşmaya dikkat çeken Bakırhan, “Kürt halkının ve ezilen bütün halkların meşru taleplerini artık görmek ve tanımak durumundayız. Bunun için çözüm bastırmada değil, idam sehpalarında değil, diyalogla müzakerede karşılıklı saygı ve diyalog zeminindedir” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

ESP’ye yönelik gerçekleştirilen operasyona tepki gösteren Bakırhan, “Bu operasyonlar tam da bu süreçte neyin nesidir? Gerçekten anlamakta zorlanıyoruz. Operasyonsuz duramıyorlar. Yani bir karşıt yaratmadan, onlara yönelmeden duramıyorlar. Umarım bu alışkanlıkları da değişir. Gazeteciler neden gözaltına alınır, siyaset yapanlar neden gözaltına alınır? Partinin eş genel başkanları, haber yapanlar neden alınır? Haber yapmak suç mudur? Ekolojiyle ilgilenmek suç mudur? Örgütlenmek suç mudur? Bu arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmaları gerektiğini talep ediyoruz. Yanlıştan bir an önce dönülsün” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Başta Hakkari ilimizde ve ilçelerimizde olmak üzere bölgenin birçok yerinde çok yoğun gözaltı ve tutuklamalar var. Bunlar toplumsal barışı zedeliyor. Rojava ile dayanışmak suç değildir. İnsanlar Rojava’daki kardeşleriyle dayanışıyor. Sonuna kadar da bu dayanışmalar sürecek. Biz de dayanışıyoruz. Dayanışmamız sürecek diyoruz.

Amed Kent Konseyi’nin kuşatma altında olan Kobanê kenti ile dayanışmak amacı ile başlattığı yardım kampanyaya ve kampanya kapsamında TIR’lara yüklenen yardımların Riha’nin Pirsûs (Suruç) ilçesinde bekletilmesine de tepki gösterdi. Bakırhan, “TIR’lar günlerdir Mürşitpınar Sınır Kapısı’nda bekletiliyor. Niye bekliyor? Suriye’ye sık sık araçlarla geçirip fotoğraf veren bürokratlarımıza sormak gerekiyor; Gidin gezin, resimler çekin ama ya orada ihtiyaç var. İnsanlar da dayanışmak için ihtiyaç malzemelerini toplamış, göndermiş. Niye bekletiyorsunuz? Bir an önce Mürşitpınar Sınır Kapısı’na açılarak bu yardım tırlarının Kobani’deki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını bekliyoruz. İnsanlıkla bağdaşmıyor bunlar. Yani 1071 kapılar bizim için önemli. Kapıyı açan bir toplum olduğumuz için kapların kapalı olması, bu insani yardımların ulaştırılmaması insanları rahatsız ediyor. Bu devlet aklı için bir utançtır. Bu fiili engellemeler artık kaldırılmalı. Bu meseleler siyasi hesaplara kurban edilmemelidir.

Ekonomi iyi gitmiyor. Bunun önemli göstergelerinden biri de neredeyse Türkiye’nin dört bir yanında çeşitli kurum ve fabrikalarda çalışan emekçilerin grev yapması. Direnmeleri fotoğrafı net bir şekilde ortaya koyuyor. Migros Depo işçileri de günlerdir direnişteler. İnsani olmayan koşullarda çalıştıkları için direnişteler. Onlar depoda alın teri döküyor. Alın terlerinin karşılıklarını almadıkları için direnişteler. Migros depo işçilerinin direnişini buradan selamlıyoruz. Yanlarında olduğumuzu belirtiyor, haklarını alıncaya kadar onlarla omuz omuza mücadele edeceğimizi belirtiyoruz.

2026 yılında dünyanın birçok yerinde çok sarsıcı gelişmelere şahitlik ediyoruz. Özellikle Rojava’da Kürtleri ve bölgeyi ilgilendiren çok önemli günler yaşıyoruz. Halep’te Kürtlerin yaşadığı iki mahalleye yönelik saldırılar katliama, zorla göçe ve kuşatmaya dönüştü. Bu saldırı dalgısına karşı dünyanın 4 bir yanında Rojava’yla dayanışma eylemleri yapıldı ve hala devam ediyor. Bu eylemler beraberinde Kürtler neden itiraz ediyor? Kürtler ne istiyor? sorularını da getirdi. Bu soruların yanıtı son yüz yılda Kürtlerin inkarı üzerine kurulan siyasi düzende saklıdır. Kürtlerin itirazı yüz yıldır dayatılan yok saymaya ve statüssüzlüğe yöneliktir. Kürtler bugüne kadar bulundukları ülkelerin tarihinde savaş, kriz, güvenlik tehdidi olduğunda yaşadıkları halklarla birlikte sahada omuz omuza durdular. Büyük bedeller ödediler. Direndiler ve sürekli dengeyi birlikte yaşadıkları halkların lehine değiştirdiler. Ama yeni bir düzen kurma vakti geldiğinde aynı Kürt varlığı bir anda stratejik tehdit ve siyasi yük olarak görüldü ve ilan edildi.

Dün can simidi denilen Kürt halkı, ertesi gün tehdit odağı haline getirildi. Bunu biz de son 40-50 yılda yoğun yaşadık ve gördük. Bu nasıl mı oldu? Gelin biraz zamanı geriye doğru saralım. O tarihsel kavşaklarda biraz dolaşalım. Bu dediklerimi açık bir şekilde örnekleriyle siz de göreceksiniz. 1919 ve 1922’de kurtuluş gücü olan Kürtler, 1923’de hukuk dışına itildi. Hukukları tanınmadı. 1937’de Sadabat Paktı, 1955 Bağdat Paktı’nda kendi aralarında büyük çelişkiler olan devletler dahi mesele Kürtler olunca uzlaşarak Kürt karşıtlığında birleşti. 1946’da Mahabat Cumhuriyeti deneyimi olsun, 1975 Cezayir Antlaşması olsun, bir halkın kaderini nasıl pazarlık masalarına kurban edildiğini hep birlikte gördük. 1988 Enfal soykırımına, Halepçe’ye giden yolun taşlarının diplomatik sessizlikle nasıl döşendiğini acı bir şekilde hep birlikte tecrübe ettik. 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nun Kürt tasfiyesini nasıl hedeflediği hala hafızalarımızdadır. 2015 sonrası Suriye’de IŞİD çetelerine karşı insanlığı savunanların yaşadığı yerler işgal edilirken, dünyanın nasıl Kürtleri yalnızlaştırdığını hep beraber Suriye’de bir kez daha gördük.

İşte bu tarihsel gerçeklerin en son halkası; 10 Ocak 2026’da Paris Mutabakatı oldu. Paris Mutabakatı 100 yıllık diplomatik terk edişin tekerrürüdür. Paris Mutabakatı  tekerrür etti ama bir şey tekerrür etmedi. Kürtlerin ulusal bilinci ve direnişi de büyüyerek devam etti. Kürtler bu riyakâr döngüye ‘hayır’ diyerek her yerde ayağa kalktı. Sahada hayatını riske atıp masada yok sayılmaya itiraz ediyor. Komplolar, ve hileler artık bitsin diyor. Kürtler yaşadıkları devletlerde komplo kurbanları olarak değil eşit yurttaşları olarak yaşamak istiyor. Dilini konuşmak, kimliğini yaşamak, kültürünü korumak, varlığının tanınmasını görmek istiyor. Gerçekten bunlardan daha doğal bir şey olabilir mi? Maalesef hala doğal olarak görülmüyor bunlar.

İki dersle karşı karşıyayız. Birincisi: Kürtlerin diplomasi masalarında dışlanmasının ne Kürtlere ne de bölgeye hakiki bir barış getirmediği dersidir. İkincisi ise şudur; hangi halk olursa olsun; bir halkın meşru taleplerini sürekli bastırmak veya görmezden gelmek sorunu ortadan kaldırmıyor. Tam tersine kuşaklar boyu süren bir çatışma sarmalığı üretiyor. İşte bu yüzden Suriye’de yok sayma, İran’da bastırma, Irak’ta boğma, Türkiye’de inkar 100 yıllık paradigmanın güncel suretleridir. Dolayısıyla bugün hep birlikte tarihten dersler çıkarmalıyız. Kürt halkının ve ezilen bütün halkların meşru taleplerini artık görmek ve tanımak durumundayız. Bunun için çözüm bastırmada değil, idam sehpalarında değil, diyalogla müzakerede karşılıklı saygı ve diyalog zeminindedir diyoruz.”

PİRHA/ANKARA

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.