PİRHA- 31 Mayıs 2013 sabahı Gezi Parkı’ndaki çadırlara yönelik polis müdahalesiyle büyüyen direniş, kısa sürede Türkiye tarihinin en geniş toplumsal hareketlerinden birine dönüştü. Aradan 13 yıl geçse de Gezi yalnızca bir meydanın değil; adalet, özgürlük ve birlikte yaşam arayışının hafızasında yaşamayı sürdürüyor.
Bugün 31 Mayıs. Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran Gezi Direnişi’nin ülke çapında kitleselleşmesinin üzerinden 13 yıl geçti. Her ne kadar Gezi Parkı’ndaki ilk nöbetler ve ağaçların kesilmesine karşı başlayan çevreci itiraz 27-28 Mayıs 2013’te ortaya çıkmış olsa da, direnişin hafızalara kazınan tarihi 31 Mayıs oldu. O sabah polis tarafından çadırların yakılması, yoğun gaz kullanımı ve sert müdahale yalnızca parkı savunanları değil, farklı toplumsal kesimlerden yüz binlerce insanı da harekete geçirdi.
İstanbul’daki küçük bir parkta başlayan itiraz, günler içinde Türkiye’nin dört bir yanında meydanlara, sokaklara ve mahallelere yayıldı. Başlangıçta Gezi Parkı’nın yapılaşmaya açılmasına karşı yükselen ses, zamanla ifade özgürlüğü, yaşam tarzına müdahale, kent hakkı, demokrasi ve adalet taleplerinin buluştuğu geniş bir toplumsal zemine dönüştü.
Gezi, yalnızca protestoların değil, aynı zamanda dayanışmanın da adı oldu. Parkta kurulan çadırlarda kütüphaneler oluşturuldu, revirler açıldı, yemekler paylaşıldı. Farklı siyasi görüşlerden, inançlardan ve yaşam tarzlarından insanlar aynı meydanlarda yan yana geldi. Duvar yazıları, forumlar, park buluşmaları ve sokak mizahı direnişin en güçlü simgeleri arasında yer aldı.
Ancak Gezi’nin hafızasında yalnızca dayanışma yok. Aynı zamanda ağır bedeller de var.
Direniş sürecinde çok sayıda kişi yaşamını yitirdi. İstanbul’da eylemcilere çarpan bir aracın altında kalan Mehmet Ayvalıtaş, Ankara’da polis kurşunuyla vurulan Ethem Sarısülük, Eskişehir’de uğradığı saldırı sonucu yaşamını yitiren Ali İsmail Korkmaz, Hatay’da başına isabet eden gaz kapsülü nedeniyle hayatını kaybeden Abdullah Cömert ve Ahmet Atakan, Diyarbakır’ın Lice ilçesinde açılan ateş sonucu yaşamını yitiren Medeni Yıldırım ile Okmeydanı’nda ekmek almaya giderken başına gaz kapsülü isabet eden ve aylar sonra yaşamını kaybeden Berkin Elvan, Gezi sürecinin hafızalara kazınan isimleri oldu.
Binlerce kişi ise yaralandı. İnsan hakları örgütleri ve meslek örgütlerinin raporlarına göre yüzlerce kişi plastik mermi, gaz kapsülü ve polis müdahaleleri nedeniyle ağır yaralandı. Çok sayıda yurttaş gözünü kaybetti ya da kalıcı görme kaybı yaşadı. Gezi’nin bedeli yalnızca meydanlarda değil, yıllardır adalet arayan ailelerin hayatlarında da hissedilmeye devam etti.
Aradan geçen 13 yıl boyunca Gezi’ye ilişkin davalar, soruşturmalar ve siyasi tartışmalar gündemde kaldı. Ancak Gezi’yi yaşayanlar açısından direniş, yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değil; birlikte mücadele etmenin, dayanışmanın ve söz söyleme hakkının sembolü olarak hafızalardaki yerini korudu.
Bugün Gezi Parkı’nda o günlerden geriye çadırlar ya da forumlar kalmamış olabilir. Ancak milyonlarca insanın belleğinde Gezi hala canlı. Bir parkı savunmak için başlayan itiraz, yıllar içinde Türkiye’nin demokrasi, özgürlük ve adalet arayışının en önemli toplumsal hafızalarından birine dönüştü. On üç yıl sonra geriye yalnızca bir direniş değil; kaybedilen hayatlar, yarım kalan hikâyeler ve hala süren adalet talebi kaldı.
HABER MERKEZİ
Yoruma kapalı.