Alevi Haber Ajansi

Tarımda plansızlık kooperatifleşme eksikliği ve pazarlama sorunları üreticiyi zorluyor-VİDEO

PİRHA- Türkiye’de tarımın sorunlarına ve üreticilerin yaşadığı sıkıntılara dikkat çeken Tarım Orkam-Sen İzmir Şube Başkanı Alişan Berki, Türkiye’nin hem kendi ihtiyacını karşılayabilecek hem de ihracat yapabilecek tarım arazilerine sahip olduğunu ancak üreticilerin özellikle pazarlama sürecinde yeterli kooperatif desteği bulunmadığı için ciddi sorunlar yaşadığını söyledi. Devletin üreticiye alım garantisi vermediğini, bu nedenle çiftçilerin üretmekten vazgeçtiğini belirten Berki, tarımdaki sorunların günübirlik politikalarla çözülemeyeceğini, gerekli önlemler alınmadığı takdirde sektördeki sorunların daha da derinleşeceğini ifade etti.

Türkiye’de tarımsal üretimde yaşanan plansızlık, yetersiz kooperatifleşme ve pazarlama sorunları çiftçileri ekonomik açıdan zor durumda bırakıyor. Üreticiler, piyasa beklentilerine göre yöneldikleri ürünleri hasat döneminde düşük fiyatlarla satmak zorunda kalırken depolama ve tahsilat sorunları da mağduriyetlerini artırıyor. Tarımda yalnızca üretimin değil, ürünlerin pazarlanmasının ve çiftçinin gelir güvencesinin de planlanması gerekiyor. Türkiye, hem kendi ihtiyacını karşılayabilecek hem de ihracat yapabilecek tarım arazilerine sahip olmasına rağmen tarımın yeterince önemsenmemesi ve yanlış politikalar nedeniyle birçok üründe ithalata bağımlı hale geliyor.

“TARIM YETERİNCE ÖNEMSENMİYOR”

KESK’e bağlı Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen) İzmir Şube Başkanı Alişan Berki ile Türkiye’de tarımın sorunlarını, üreticilerin yaşadığı sıkıntıları ve çözüm önerilerini konuştuk.

Türkiye’de tarımın yeterince önemsenmediğini belirten Berki, “Öncelikle ülkenin tarım politikasının, üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkını kapatmak ve üreticiyi desteklemek üzerine kurulması gerekiyor. Ancak bizde sürekli yurt dışından ithalat yapılarak piyasadaki fiyatların dengelenmesi yoluna gidiliyor” dedi.

Canlı hayvan ithalatında son 11 yılın en yüksek seviyelerine ulaşıldığına dikkat çeken Berki, buğday ithalatında Rusya-Ukrayna Savaşı devam etmesine rağmen Ukrayna’dan alım yapıldığını, bir dönem Suriye’den zeytinyağı, yine Suriye bölgesinden patates ve soğan ithal edildiğini hatırlatarak ithalat politikalarının yerli üreticiye verdiği zarara dikkat çekti.

Bu tür uygulamalarla günübirlik fiyat dengesi sağlanmaya çalışıldığını ancak bunun uzun vadeli bir çözüm olmadığını ifade eden Berki, fiyatlarda kalıcı bir düşüş sağlanamadığını, aksine sürekli artış yaşandığını belirtti.

HAL YASASI NE ZAMAN ÇIKACAK?

2018 yılında yeni Hal Yasası adı altında yapılmak istenen düzenlemeye değinen Alişan Berki, yasanın bir türlü çıkarılamadığını belirterek şunları söyledi:

“Bu düzenlemeyle aradaki komisyoncuların azaltılması, üreticiden tüketiciye doğrudan ulaşan bir sistem oluşturulması ve ürünlerin daha düşük maliyetle tüketiciye ulaştırılması hedefleniyordu. Ancak ne hikmetse 2018 yılından bu yana bu yasa bir türlü hayata geçirilemedi. Bunun nedenlerinden birinin, aradaki komisyoncuların ve büyük ekonomik güçlerin bu değişikliğe engel olması olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca üreticiden alınan ürünlerin yerli marketlerde yerli ürün statüsünde satılmasına yönelik bazı düzenlemeler de gündeme geldi. Ancak bunlar da uygulanmadı. Hala kamuoyunda Hal Yasası’nın ne zaman çıkacağı ve neden hayata geçirilemediği tartışılıyor. Bu sorular Meclis gündemine taşınmasına rağmen somut bir sonuç alınabilmiş değil.”

“SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR TARIM POLİTİKAMIZ YOK”

Suriye, İran ve Ukrayna’da yaşanan savaşlardan Türkiye’nin en fazla etkilenen ülkeler arasında olduğunu belirten Berki, bunun temel nedeninin güçlü ve sürdürülebilir bir tarım politikasının bulunmaması olduğunu söyledi. Ham madde üretiminde yetersiz kalınması nedeniyle dışa bağımlı olunduğunu ifade eden Berki, şöyle konuştu:

“Gübre, tarım ilacı ve yakıt sektörlerinde ciddi ölçüde dışa bağımlılık söz konusu. Örneğin gübre üretiminde kullanılan fosfor ve potasyum gibi ham maddeleri yurt dışından temin ediyoruz. Yakıt konusunda da doğal gaz, mazot ve benzin gibi ürünlerde dış kaynaklara bağımlıyız. Özellikle İran ve Azerbaycan üzerinden gelen enerji kaynaklarında yaşanabilecek herhangi bir aksaklık bizi doğrudan etkiliyor.Tarım ilaçlarında da benzer bir durum var. Elbette yüzde 100 dışa bağımlı değiliz ancak bu sektörde ABD ve Almanya gibi ülkeler dünya genelinde önemli bir söz sahibi. Biz de bu ülkelerden ve diğer dış kaynaklardan temin ettiğimiz ürünlere kısmen bağımlıyız. İthal edilen ilaçların ülkemize giriş maliyetleri, vergiler ve dövizdeki değişimler nedeniyle sürekli artıyor. Bir diğer önemli konu da döviz politikası. Dövizin baskılanması ve Türk lirasının döviz karşısında değer kaybetmesi, üreticinin ekonomik durumunu daha da zorlaştırıyor. Çiftçiler, ürettikleri tarımsal ürünlerden yeterince kazanç elde edemiyor.”

“MİRAS YOLUYLA TARIM ARAZİLERİNİN BÖLÜNMESİ KOLEKTİF TARIMI ZORLAŞTIRIYOR”

Son yıllarda tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmesinin ciddi bir sorun haline geldiğini belirten Berki, bu durumun üretim kapasitesini olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, “Araziler küçüldükçe kolektif tarım yapmak zorlaşıyor. Küçük arazilerde tarım makinelerinin verimli kullanılması mümkün olmuyor” dedi.

Türkiye’de kooperatifleşmenin yeterince gelişmediğini ve buna bağlı olarak ciddi tarımsal üretim kayıpları yaşandığını belirten Berki, çiftçilerin yeterli kazanç sağlayamaması ve düzenli sosyal güvencelerinin bulunmaması nedeniyle tarımdan uzaklaştığını vurguladı.

Hükümetin çiftçileri sürekli üretime teşvik ettiğini, üreticilere ürünlerinin alınacağı yönünde mesajlar verdiğini söyleyen Berki, ancak Toprak Mahsulleri Ofisinin buğday, mısır, hububat ve yağlı tohumlar için açıkladığı alım fiyatlarının çoğu zaman üreticinin maliyetlerinin altında kaldığını belirtti. Alımların ardından ödemelerin geç yapılmasının da çiftçiye ciddi bir fayda sağlamadığının altını çizdi.

“TÜRKİYE’DE KOOPERATİFLEŞME YETERSİZ”

Türkiye’de üretim planlamasının yetersizliğinin çiftçileri ekonomik açıdan zor durumda bıraktığını söyleyen Berki, domates örneği üzerinden yaşanan sorunlara dikkat çekti. Bir yıl yüksek fiyat nedeniyle belirli ürünlere yönelen üreticilerin, hasat döneminde arz fazlasıyla karşılaştığını ve ürünlerini bekledikleri fiyatların çok altında satmak zorunda kaldığını belirtti.

Türkiye’de kooperatifleşmenin yetersiz olduğunu ve üreticilerin pazarlama sürecinde yeterince desteklenmediğini ifade eden Berki, “Devletin üreticiye yönelik alım garantisi de bulunmuyor. Çiftçiye sürekli üretmesi söyleniyor ancak ürettiği ürünün alınacağına dair güvence verilmiyor” ifadelerini kullandı.

“GELECEK NESİLLERE VERİMLİ TOPRAKLAR BIRAKMAK ZORUNDAYIZ”

Güvencesizliğin çiftçiyi üretimden uzaklaştırdığını belirten Berki, şunları söyledi:

“Bir sonraki yıl hangi ürünün para edeceğini çevresinden duyduğu bilgilerle tahmin etmeye çalışıyor. Geçen yıl domates para ettiyse bu yıl domates ekiyor, başka bir yıl pamuk veya mısıra yöneliyor. Ancak bu ürünlerin tarım arazilerine verdiği zararları çoğu zaman yeterince hesaba katmıyor. Çünkü çiftçinin önceliği, toprağın uzun vadeli verimliliğinden önce geçimini sağlayabilmek oluyor.”

Bakanlık ve ilgili kurumların çiftçileri yeterince bilgilendirmediğini kaydeden Alişan Berki, çiftçilerin önemli bir bölümünün bilinçli ve modern üretim tekniklerine hakim olmadığını, geleneksel yöntemlerle üretim yapmaya devam ettiğini söyledi.

Berki, “Ancak hepimiz bu ülkede yaşıyoruz ve gelecek nesillere verimli topraklar bırakmak zorundayız. Bu nedenle tarım arazilerimizi bilinçli ve sürdürülebilir şekilde kullanmamız gerekiyor” dedi.

“DEVLET DESTEKLEMEZSE ÜRETİCİ KOMİSYONCULARA VE BÜYÜK FABRİKALARA BAĞIMLI OLUYOR”

Tarımın doğrudan iklim koşullarına bağlı bir sektör olduğunu belirten Berki, bir yıl yağış ve hava şartları iyi gittiğinde verimin arttığını, olumsuz hava koşullarında ise üretimin ciddi ölçüde düşebildiğini ifade etti. Ege Bölgesi’nde bu yıl zeytinde üretim fazlalığı yaşandığını belirten Berki, sektördeki sorunlara ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“Zeytin ve zeytinyağı sektöründe yaşadığımız önemli sorunlardan biri de marka değerimizin yeterince gelişmemiş olması. Zeytinyağı üretmek tek başına yeterli değil; bu ürünün markalaştırılması, katma değerinin artırılması ve dünya pazarında hak ettiği yere ulaşması gerekiyor. Ancak bu konuda yeterli çabayı gösteremiyoruz.

Zeytinde üreticilerin geleneksel yöntemlerle üretime devam etmesi de verimliliği olumsuz etkiliyor. İlaçlama, gübreleme ve toprağın işlenmesi gibi konularda çoğu zaman yetersiz kalınıyor. Bunun nedenlerinden biri yine ekonomik koşullar.

Örneğin zeytinliklerde toprağın işlenmesi için traktör kullanılması gerekiyor. Traktörler mazotla çalışıyor. Toprağın verimini artırmak için öncelikle analiz yapılması ve bu analize göre gübreleme programı oluşturulması gerekiyor. Ancak toprak analizlerinin maliyetleri de her geçen yıl artıyor. Gübre fiyatları da üreticiyi zorluyor. Gübrede dışa bağımlılık nedeniyle fiyatlar sürekli yükseliyor.

Zeytinde hastalık ve zararlılardan kaynaklanan ciddi verim kayıpları da yaşanabiliyor. Üreticinin bütün bu işlemleri gerçekleştirebilmesi için hem devletten yeterli destek alması hem de ürettiği ürünü maliyetlerinin üzerinde bir fiyata satabilmesi gerekiyor. Aksi takdirde üretici para kazanamıyor ve zeytinyağı sektöründe aracılara, komisyonculara ve büyük fabrikalara bağımlı hale geliyor.”

“ÇİFTÇİ ÜRETİYOR, ARACILAR KAZANIYOR, YURTTAŞ PAHALIYA TÜKETİYOR”

Türkiye’de üreticinin ektiğinden kazanamadığını, tüketicinin ise yükselen fiyatlar nedeniyle ürünlere ulaşmakta zorlandığını belirten Berki, bu sistemde kazanç sağlayanların aracılar ve komisyoncular olduğuna dikkat çekti. Sahada yaptıkları görüşmelerden örnekler veren Berki, yaşanan fiyat farkını şöyle anlattı:

“Ben işim gereği Bergama, Dikili ve Kınık bölgelerine yılda en az üç dört ay gidiyorum. Sahada üreticilerle birebir görüşüyorum. Bir örnek vermek gerekirse, domatesi tarlada kendi elimle üreticiden 3 liraya aldığım dönemler oldu. Yaklaşık 100 kilometre ileride bir markette aynı domatesin 25-30 liraya satıldığını gördüm.”

“ÜRETİCİ PAZARLARI KURULABİLİR”

Üreticinin ürününü bu kadar düşük fiyata satmak zorunda kalırken tüketicinin neden yüksek fiyatlarla karşılaştığı sorusuna yanıt veren Berki, bu sorunun önüne geçmek için yapılabilecekleri şöyle sıraladı:

Üretici pazarları kurulabilir.

Aracılık ve komisyonculuk sistemine daha etkin bir fiyat denetimi getirilebilir.

Ürünün hangi fiyattan alındığı, nakliye maliyetinin ne kadar olduğu, işçilik ve depolama giderlerinin ne tuttuğu takip edilebilir.

“DEVLET ÇİFTÇİNİN ÜRÜNÜNÜ SATACAK MEKANİZMALAR GELİŞTİRMELİ”

Berki, özellikle büyük marketlere cezai yaptırımlar uygulayarak bu sorunun çözülemeyeceğini belirtti. Fiyat artışlarının tek sorumlusunun marketler olmadığını ifade eden Berki, sistemde asıl kazanç sağlayanların önemli bir bölümünün aracı firmalar ve komisyoncular olduğuna dikkat çekti.

Yaklaşık 10 yıldır Ege Bölgesi’nde çalıştığını belirten Berki, bu süre içinde domates fiyatlarında üretici açısından ciddi bir artış gözlemlemediğini ifade ederek şunları söyledi:

“2016’dan 2023-2024 yıllarına kadar domates fiyatlarında üretici açısından çok ciddi bir artış yaşandığını hatırlamıyorum. Domatesin üretici fiyatı 1 liradan başlayıp 3-3,5 liraya, en fazla 5 liraya kadar çıkıyordu. Ama tarladan çıkıp 100 metre ileride 25-30 liraya raflarda satılıyor. Üretici hiçbir zaman bu fiyatları görmüyor. Düşünün, yaklaşık 10 yıl boyunca üreticinin kazandığı para bu seviyelerde kaldı. Ancak biz tüketiciler olarak domatesi hiçbir zaman bu fiyatlardan tüketemedik.”

“ÜRETİCİ AÇISINDAN KOOPERATİFLEŞME ÇOK ÖNEMLİ”

Üreticinin para kazanabilmesi için öncelikle devletin güvence sağlaması gerektiğini belirten Berki, üreticiye yalnızca “Siz üretin, biz arkanızdayız” demenin yeterli olmadığını söyledi. Bu desteğin somut uygulamalarla gösterilmesi gerektiğine dikkat çeken Berki, devletin çiftçinin ürettiği ürünün maliyetinin altında satılmasını önleyecek mekanizmalar geliştirmesi ve üreticinin arkasında durması gerektiğini vurguladı.

Kooperatifleşmenin de bu noktada son derece önemli olduğunu ifade eden Berki, şöyle konuştu:

“Daha önce kooperatiflerin kurulduğu bazı bölgelerde bunun olumlu sonuçlarını gördüm. Örneğin Manisa’da çalıştığım dönemde bir çilek kooperatifi kurulmuştu. Kooperatif, bölgedeki üreticilerin ürün fiyatlarını belirlemede önemli bir rol oynuyordu. Elbette kendi başına üretim yapan ve fiyatını kendisi belirleyen çiftçiler de vardı. Ancak kooperatifin güçlü olduğu bölgelerde üretici, ürününü çok düşük fiyatlara satmak zorunda kalmıyordu.

Kooperatif sayesinde üreticiler ortak hareket ediyor, daha güçlü bir pazarlık imkanına kavuşuyordu. Ayrıca arada kurumsal bir yapı bulunduğu için üretim ve pazarlama süreçleri daha profesyonel yürütülüyordu.”

TARIM İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Türkiye’nin tarımda başarılı olabilmesi için çözüm önerilerini sıralayan Tarım Orkam-Sen İzmir Şube Başkanı Alişan Berki, ithalata dayalı politikalar yerine yerli üreticiyi güçlendiren bir sistem oluşturulması gerektiğini söyledi.

Berki, şöyle konuştu:

“Öncelikle ithalata dayalı politikalar yerine yerli üreticiyi güçlendiren bir sistem oluşturulması gerekiyor. Dünyadaki diğer büyük ülkelerin üreticilerine sağladığı destekler incelenmeli ve bizim çiftçilerimize de benzer ölçekte destekler verilmelidir. Aksi takdirde üreticilerimizi tarımdan uzaklaştırmaya devam ederiz.

Bir diğer önemli konu da tarımsal üretimdeki girdi maliyetleri. Üretimin en büyük maliyet kalemlerinin başında mazot, tohum, gübre ve tarım ilaçları geliyor. Bu ürünlerde çiftçilere yönelik vergi düzenlemeleri yapılması gerekiyor.

Örneğin bir çiftçi tarlasını sürmek ve üretim yapmak için mazotu 100 liradan alırken, bir tekne veya özel yat sahibi ÖTV’siz mazotu çok daha düşük fiyattan alabiliyorsa burada ciddi bir adaletsizlik var demektir. Çünkü çiftçi bu ülke için üretim yapıyor. İnsanların beslenmesine ve giyinmesine katkı sağlıyor. Ülkenin temel ihtiyaçlarını karşılayan bir sektörde faaliyet gösteriyor. Dolayısıyla tarımsal üretim yapan insanların girdi maliyetlerinde daha fazla desteklenmesi gerekiyor.

Bütün bu sorunların günübirlik politikalarla çözülebileceğine inanmıyorum. Aksine, gerekli önlemler alınmadığı takdirde tarım sektöründeki sorunların daha da büyüyeceğini düşünüyorum.”

“ÇİFTÇİLER EKONOMİK OLARAK DESTEKLENMELİ, YOKSA TARIM GİDEREK DAHA KÖTÜ BİR NOKTAYA GELECEK”

İnsanların tarımdan uzaklaştığını belirten Berki, “Çünkü geleceklerini göremiyorlar. Ailelerini geçindiremiyor, düzenli gelir elde edemiyor ve sosyal güvenceden yoksun şekilde çalışıyorlar” dedi.

Zaman zaman köye dönüş projeleri, tarımsal krediler ve çeşitli teşviklerin gündeme getirildiğini ancak bunların tek başına yeterli olmadığını savunan Berki, “Çünkü çiftçi üretim yaptıktan sonra yüksek faizli kredilerin geri ödemelerini yapmakta zorlanıyor. Dolayısıyla bu projelerin kalıcı bir fayda sağlaması için üreticinin ekonomik olarak güçlendirilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Son olarak tarımda giderek kötüleşen bir tabloyla karşı karşıya olduklarını belirten Berki, sözlerini şöyle tamamladı:

“Üreticiler para kazanamıyor. Hatta bazı üreticiler ürünlerini toplamak bile istemiyor. Çünkü toplamanın maliyeti, elde edecekleri kazancın üzerine çıkabiliyor. Bu nedenle ürünler tarlada ve ağaçlarda kalıyor. Çiftçi sürekli isyan ediyor ve bu isyanında da sonuna kadar haklı olduğunu düşünüyorum.”

Semra ACAR / İZMİR

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.