PİRHA- Gazeteci Yücel Özdemir, Almanya’da 34 kentte 100 binden fazla gencin katıldığı eylemleri değerlendirerek, hayat pahalılığına, yüksek kiralara, silahlanmaya ve aşırı sağa karşı gençliğin yeni bir arayış içinde olduğunu söyledi. Eylemlerin kriminalize edilmeye çalışıldığını belirten Özdemir, farklı halklardan gençlerin ortak mücadelesinin hedef alındığını vurguladı.
Almanya’da hayat pahalılığı, yüksek kiralar, eğitimdeki kesintiler ve artan askeri harcamalara karşı gençler sokağa çıktı. “Gen Z regelt” çağrısıyla 31 Ekim’de 34 kentte düzenlenen eylemlere 100 binden fazla genç katıldı. İnsanca yaşam ve gelecek talebinin öne çıktığı gösterilerde, aşırı sağa ve silahlanmaya karşı ortak mücadele çağrısı yapıldı. Polis müdahaleleri ve eylemleri kriminalize etmeye yönelik açıklamalar tartışılırken, gençler 20 Kasım’da Avrupa çapında yeniden sokağa çıkmaya hazırlanıyor.
Almanya’da “Gen Z regelt” çağrısıyla 31 Ekim’de gerçekleştirilen gençlik eylemlerini değerlendiren Gazeteci Yücel Özdemir, protestoların gençler arasında biriken ekonomik ve sosyal sorunların sokağa yansıması olduğunu belirtti. Daha önce iklim eylemlerinde ve aşırı sağa karşı gösterilerde kendisini ortaya koyan gençliğin, bu kez insanca yaşam ve gelecek talepleriyle harekete geçtiğini ifade etti.
Çağrının doğrudan yerleşik örgütler ya da öğrenci kurumları tarafından yapılmadığına dikkat çeken Özdemir, sosyal medya üzerinden başlayan girişimin, bazı örgütlerin mesafeli yaklaşımına rağmen geniş bir karşılık bulduğunu söyledi. Politik gençlik örgütlerinin de destek verdiği eylemlerin, örgütlü kesimlerin ötesine geçtiğini belirten Özdemir, “31 Ekim akşamına baktığımızda 100 binden fazla genç Almanya’nın 34 kentinde sokağa çıktı. Bu demektir ki bir arayışın hala devam ettiğini gördük” dedi.
“MERKEZ PARTİLERİ GENÇLİĞİ KAYBETMİŞ DURUMDA”
Gençlerin mevcut düzene yönelik tepkisinin yalnızca sokak eylemlerinde değil, seçim tercihlerinde de görüldüğünü söyleyen Özdemir, yerleşik partilerden uzaklaşmanın belirginleştiğine işaret etti. Özdemir, 2025 seçimlerinde Sol Parti’nin 18-25 yaş grubunda birinci parti olmasını da bu arayışın göstergelerinden biri olarak değerlendirdi.
Gençliğin bir bölümünün aşırı sağa, bir bölümünün ise sola yöneldiğini belirten Özdemir, “Geleneksel burjuva partileri, sermaye partileri, merkez partileri gençliği kaybetmiş durumda. Gençlik de bu arayışını hem seçimlerde hem de sokakta net bir şekilde gösteriyor” diye konuştu.
Almanya’da genç işsizliğinin bazı Avrupa ülkelerindeki kadar yüksek olmamasının, gençlerin yaşam koşullarının iyi olduğu anlamına gelmediğini vurgulayan Özdemir, yüksek kiraların ve hayat pahalılığının öğrencileri çalışmak zorunda bıraktığını söyledi.
“TEPKİSİNİ GÖSTERME KONUSUNDAKİ ISRARLILIK DAHA ÖRGÜTLÜ BİR GÜCE DÖNÜŞÜR”
Gençlik hareketinin sürekliliği açısından örgütlenmenin önemine dikkat çeken Özdemir, iklim eylemlerinde okul öğrenci temsilciliklerinin doğrudan sürecin içinde bulunduğunu, son eylemlerde ise aynı örgütsel yapının görülmediğini ifade etti.
Bununla birlikte hareketin bütünüyle örgütsüz ve kendiliğinden olarak tanımlanamayacağını belirten Özdemir, yeni bir kuşağın mücadele içinde deneyim kazandığını söyledi. Köln’de izlediği eylemden hareketle şu değerlendirmeyi yaptı:
“Daha önce miting düzenlememiş, mitingde konuşma yapmamış ya da moderasyon yapmamış bir genç kuşak, o tecrübesizliğiyle birlikte sahada tepkisini gösteriyor. Bunu da yapa yapa öğrenecek bence. Bu açıdan tepkisini gösterme konusundaki ısrarlılık giderek daha örgütlü bir güce dönüşür.”
Aşırı sağın yükselişinin gençler arasında örgütlenme ihtiyacını güçlendirdiğini söyleyen Özdemir, Sol Parti’nin seçimler öncesinde güç kazanmasında da bu eğilimin etkili olduğunu belirtti. Daha önce partiyle güçlü bir siyasi ya da ideolojik bağı bulunmayan gençlerin, aşırı sağa karşı mücadele etmek için partiye üye olduğunu ve seçim çalışmalarına katıldığını ifade etti.
“GENÇLİK HAREKETİNİ KRİMİNALİZE EDİYORLAR”
Gençlerin taleplerinin geri plana itilerek eylemlerin kriminalize edilmeye çalışıldığını belirten Özdemir, Fransa’daki gösteriler sırasında yaşanan olayların Almanya’daki eylemlere karşı da kullanıldığını belirterek, “Gençlik hareketini kriminalize ediyorlar. Bu çok net bir şekilde görüldü. Zaten Fransa’daki olayları da bunun için kullandılar. Fransa’da yağma, dükkan kırma, dükkanların içerisindeki malzemeleri çalma gibi olaylar birkaç görüntü üzerinden günlerce işlendi. Oysa o olaylar olduğunda Fransa’da 800 bin kişi sokağa çıkmıştı. O 800 bin kişinin eyleminden ziyade bu tür olaylar tartışıldı” dedi.
Almanya’da da eylem çağrısının ardından benzer bir atmosfer oluşturulduğunu ifade eden Özdemir, şöyle devam etti:
“Benzer olayların Almanya’da da olacağı tartışması, 31 Ekim tarihi ilan edildikten hemen sonra başladı. Medya, güvenlik birimleri, herkes büyük çatışmaların olacağının propagandasını yaptı. Eylemlerin yapılacağı kentlerde esnafa, ‘Dükkanlarınızı bariyerlerle kapatın, yoksa Fransa’dakine benzer şekilde camları kırılacak ve talan edilecek’ algısı oluşturuldu. Bu, belli bir kesim içerisinde kısmen etkili oldu ama genel olarak çok fazla etkide bulunmadı. Eylemlerden sonra da aynı tutum sergilendi.”
Frankfurt’ta miting sonrasında yaşanan olayların bütün eylemin önüne geçirildiğini belirten Özdemir, kitlesel katılımın ve gençlerin taleplerinin gölgelendiğine dikkat çekerek, “Toplam 34 kentte eylem yapıldı, 100 binden fazla genç katıldı. Frankfurt’ta birkaç gencin, miting bittikten ve kitle dağıldıktan sonra iki dükkana saldırması, camlarını kırması hemen büyük bir olay haline getirildi. Halbuki o gün Frankfurt’ta 10 binden fazla genç bir araya gelmişti. Ama iki üç gencin yaptığı aksiyon birden kriminalleştirme için kullanıldı” ifadelerini kullandı.
“POLİSİN GÜN BOYUNCA SÜREKLİ PROVOKASYON PEŞİNDE OLDUĞUNU GÖRDÜK”
Köln’deki eylemi yerinde izlediğini belirten Özdemir, polis müdahalesine ilişkin gözlemlerini de paylaştı. Kent merkezinde yapılması planlanan eylemin Ren Nehri kıyısına taşındığını, alanın polis barikatlarıyla çevrildiğini ve katılımcıların hareketinin sınırlandırıldığını söyledi.
Mitingin ardından yapılması planlanan yürüyüşe, bazı gençlerin yüzlerini kapattığı gerekçesiyle izin verilmediğini aktaran Özdemir, görüşmelerden sonuç alınamayınca organizatörlerin eylemi sonlandırdığını belirtti. Müdahalenin dağılma çağrısından sonra gerçekleştiğini söyleyen Özdemir, şunları kaydetti:
“Gençler dağılıp evlerine gitmeye başlayınca bu sefer TOMA’larla tazyikli su sıkıldı. Birkaç yüzü kapalı genci ya da bir iki havai fişek patlatılmasını hemen bir saldırı nedeni olarak gösterdiler. Gençliğin taleplerinin duyulmaması için bilinçli bir marjinalleştirme, kriminalize etme çabası içerisinde olunduğu net bir şekilde görüldü.”
“GENÇLERİN ORTAK HAREKETİNİ, ORTAK MÜCADELESİNİ GÖLGELEMEK İSTİYORLAR”
Eylemler sonrasında hükümet yetkililerinin açıklamalarında göçmenlerin hedef gösterildiğini belirten Özdemir, Frankfurt’taki olaylara karıştığı ileri sürülen gençlerin kökenleri üzerinden bütün göçmenleri suçlayan bir söylem geliştirildiğini söyledi.
Yetkililerin önce kimlik kontrolü yapılanların Alman vatandaşı olduğunu açıkladığını, ardından bu kişilerin “göçmen çevrelerinden” geldiğini öne çıkardığını aktaran Özdemir, bu yaklaşımın aşırı sağın söylemlerini beslediğini vurguladı.
Eylemlerin en belirgin özelliklerinden birinin antifaşist niteliği ve uluslararası dayanışma vurgusu olduğunu söyleyen Özdemir, farklı halklardan ve inançlardan gençlerin yan yana geldiğini ifade etti. Gösterilerde “Jin, jiyan, azadî” ve uluslararası dayanışma sloganlarının atıldığını belirten Özdemir, bu ortaklığın damgalanmaya çalışıldığını dile getirdi.
“ASKERİ HARCAMALARA PARA AYIRDIĞINI AMA EĞİTİMDEN KESTİĞİNİ GÖRÜYOR”
Gençlerin silahlanmaya ayrılan kaynaklarla eğitim ve sosyal hizmetlerdeki kesintiler arasındaki ilişkiyi sorguladığını belirten Özdemir, savaş ve militarizm karşıtı taleplerin eylemlerde güçlü biçimde dile getirildiğini söyledi.
Almanya’nın ekonomik gücüne rağmen okulların fiziki koşullarından boş geçen derslere kadar çok sayıda sorun bulunduğunu ifade eden Özdemir, eğitim başarısının ailelerin gelirine ve sosyal konumuna bağlı hale geldiğine dikkat çekti.
Gençlerin artan askeri harcamaları kendi yaşam koşullarıyla birlikte değerlendirdiğini söyleyen Özdemir, “Askeri harcamalara rekor düzeyde para ayrıldığını ama aynı süre içerisinde eğitimden, sağlıktan kesildiğini görüyor. Dolayısıyla bunu sorgulama ihtiyacı duyuyor” dedi.
“20 KASIM BİR GÜÇ GÖSTERİSİ OLACAK”
20 Kasım’da Avrupa çapında yapılması planlanan gençlik eylemlerine de değinen Özdemir, hayat pahalılığına, yüksek kiralara, ırkçılığa, savaşa ve militarizme karşı taleplerin yeniden sokağa taşınacağını belirtti.
Öğrenci inisiyatiflerinin ve gençlik örgütlerinin farklı ülkelerde harekete geçeceğini söyleyen Özdemir, eğitim taleplerinin diğer toplumsal sorunlarla birleşmesi ve işçi-öğrenci dayanışmasının gelişmesi bakımından 1968 hareketini hatırlatan bir potansiyel gördüğünü ifade etti.
Uzun süre siyasete ilgisiz, sosyal medyayla sınırlı bir yaşam süren ve dünyayı değiştirme umudu bulunmayan bir kuşak olarak tanımlanan gençlerin bu değerlendirmeleri boşa çıkardığını söyleyen Özdemir, “Bir şey yapmadığı söylenen Z kuşağı şimdi çok net bir şekilde siyaseti etkileyecek bir duruma gelmiş. Sokağa da çıkıyor” diye konuştu.
Gençlik hareketinin güçlenmesiyle birlikte yasakların ve polis baskısının da artabileceğini belirten Özdemir, aşırı sağın geriletilmesi açısından ekonomik ve sosyal taleplerle antifaşist mücadelenin birleştirilmesinin önemine işaret etti.
Özdemir, devamla şunları söyledi:
“Umarız aşırı sağı gerileten, ekonomik temelleri olan, antifaşist özelliği olan, barışı ve silahlanmaya karşı mücadeleyi merkezine koyan yeni bir siyasi güç ortaya çıkar. O zaman aşırı sağın püskürtülmesi de mümkün olabilir. Bu sokak hareketi saldırıları püskürtebilir, kazanımlar elde edebilirse Avrupa’da yeni bir ilerici dalganın, yeni bir antifaşist dalganın koşullarının olgunlaşmaya başladığını söyleyebiliriz.”
PİRHA/KÖLN
Yoruma kapalı.