Alevi Haber Ajansi

Dede Mustafa Sazcı: Alevilik devlet eliyle değil, ocakların yoluyla yaşatılır-VİDEO

PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı’nın halk eğitim merkezlerinde uygulanmak üzere hazırladığı Alevilik-Bektaşilik eğitim programına tepki gösteren Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, devletin Alevi inancını kendi ideolojisi doğrultusunda tanımlamaya çalıştığını belirterek, “Bu yapılan, Alevi Bektaşi ocaklarına, dergahlarına saldırıdan başka bir şey değildir” dedi. Sazcı, cemevlerine yasal statü verilmesi, dergahların Alevi toplumuna iade edilmesi ve zorunlu din derslerinin kaldırılması çağrısında bulundu.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan 12 modüllük Alevilik-Bektaşilik eğitim programı, “Dini ve Değerler Eğitimi Alanı” başlığı altında yayımlandı. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında halk eğitim merkezlerinde uygulanması planlanan programa Alevi kurumlarından tepkiler sürerken, Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, çalışmanın Alevi inancını devlet eliyle yeniden tanımlama ve asimilasyon girişimi olduğunu söyledi. Sazcı, Alevi inancının ocaklar, dergahlar ve talip-pir-mürşit ilişkisi üzerinden kuşaktan kuşağa aktarıldığını vurgulayarak, devletin görevinin inancı öğretmek değil, inanç özgürlüğünü güvence altına almak olduğunu belirtti.

“ALEVİ BEKTAŞİ OCAKLARINA, DERGAHLARINA SALDIRIDIR”

MEB tarafından hazırlanan programın Alevi inancının temel aktarıcılarını yok saydığını belirten Sazcı, devletin Alevi Bektaşi inancına yönelik çalışmalarının son yıllarda yürütülen politikaların devamı olduğunu ifade etti.

Sazcı, iktidarın yaklaşık 3-4 yıldır Alevi Bektaşi inancını kendi içinden dönüştürmeye ve asimilasyona tabi tutmaya çalıştığını belirterek, Kültür Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasını da bu sürecin bir parçası olarak değerlendirdi.

Başkanlık bünyesinde uzmanların ve dedelerin istihdam edilmesiyle toplum içerisinde iletişim kurulmaya çalışıldığını söyleyen Sazcı, bu çalışmaların akademik ayağının da oluşturulmak istendiğini belirtti.

MEB’in eğitim programına tepki gösteren Sazcı, “Bu yapılan, Alevi Bektaşi ocaklarına, dergahlarına saldırıdan başka bir şey değildir. Alevilerin rehberlerini, pirlerini, mürşitlerini, analarını, dede babalarını ve zakirlerini tamamen hiçe sayan; onları inançtan uzak kişiler olarak addetmekten başka bir şey değildir” dedi.

“DEVLETİN GÖREVİ İNANÇ PROPAGANDASI YAPMAK DEĞİLDİR”

Devletin görevinin inanç propagandası yapmak ya da inanç tebliğ etmek olmadığını vurgulayan Sazcı, devletin tüm inançların özgürce yaşanabileceği toplumsal ve yasal zemini oluşturması gerektiğini söyledi.

Sazcı, “Alevi Bektaşi hak mücadelesi veren bizler biliyoruz ki bir devletin işi inanç propagandası, inanç tebliği yapmak değil, o inancın rahat bir şekilde yaşanabileceği, herhangi bir baskıya, katliama maruz kalmayacağı toplumsal ve yasal zeminler oluşturmaktan ibarettir. Devletin işi bir inancı kendi inanç penceresinden, kendi düşünceleriyle, kendi ideolojisiyle yoğurarak, farklılaştırarak, asimile ederek anlatmaya çalışmak değildir. Devletin işi tebliğcilik değildir” diye konuştu.

“ALEVİLER İNANÇLARINI DEVLETTEN ÖĞRENMEK İSTEMİYOR”

Alevi inancının yüzyıllardır ocaklar ve dergahlar üzerinden aktarıldığını belirten Sazcı, talip, rehber, pir ve mürşit ilişkisine dikkat çekti.

Alevilerin kendi inançlarını herhangi bir uzmandan, tarihçiden ya da antropologdan öğrenen bir topluluk olmadığını ifade eden Sazcı, bilimsel çalışmalardan yararlanmakla birlikte inanç aktarımının kendi yol ve erkanları içerisinde sürdüğünü söyledi.

Sazcı, “Talip, rehber, pir, mürşit ilişkisiyle inancını aktarmış, inancını yaşamış bir topluluktur. Bundan sonra da böyle devam edecektir. Biz Alevi Bektaşi toplumu herhangi bir uzmandan, herhangi bir tarihçiden, herhangi bir antropologdan kendi inancını, itikadını öğrenen kişiler değiliz. Bizler devletin anlatacağı bir inanca ihtiyaç duymuyoruz” ifadelerini kullandı.

“EĞİTİM PROGRAMINDA YER ALAN KADRONUN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU SÜNNİ MÜSLÜMANLARDAN OLUŞUYOR”

Halk eğitim merkezlerinde Alevilik-Bektaşilik derslerini verecek kişilerin kimlerden oluştuğuna da dikkat çeken Sazcı, program kapsamında oluşturulan kadronun büyük çoğunluğunun Sünni Müslümanlardan oluştuğunu ileri sürdü.

Sazcı, Alevi inancının kendi yol ve erkanına bağlı kişiler tarafından aktarılması gerektiğini belirterek, devletin hazırladığı programın Alevi toplumunun inanç aktarımına müdahale anlamına geldiğini söyledi.

Alevi kurumlarının bir bölümünün söz konusu çalışmayı desteklediğine ilişkin açıklamaları da eleştiren Sazcı, devletin cemevlerine yasal statü tanımadığı ve Alevilerin temel taleplerini karşılamadığı koşullarda bu tür girişimlerin samimi bulunamayacağını ifade etti.

“CEMEVLERİMİZE YASAL STATÜ TANINMADIKÇA BU ÇALIŞMALARI SAMİMİ BULMUYORUZ”

Alevi toplumunun temel taleplerinin açık olduğunu belirten Sazcı, cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşmadığı, dergah ve tekkelerin Alevi toplumuna iade edilmediği koşullarda devletin eğitim programlarının kabul edilemeyeceğini söyledi.

Sazcı, “Cemevlerimize yasal statü tanınmadığı müddetçe herhangi bir bakanlığın çatısı altında yapılacak herhangi bir çalışmayı, iyi niyetli de olabilir, olmayabilir, bizler iyi niyetli olarak okumuyoruz. Alevi Bektaşi toplumunun talepleri açık ve nettir” dedi.

Devletin Alevi inancını farklı bir inancın alt kolu ya da şubesi olarak değerlendirmesine de karşı çıkan Sazcı, Aleviliğin özgün bir inanç olarak tanınması gerektiğini vurguladı.

“ASİMİLASYON KENDİ İÇİMİZDEKİ KINALI KEKLİKLER ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLÜYOR”

Alevi inancına yönelik asimilasyon politikalarının yalnızca devlet eliyle değil, toplum içerisindeki bazı kesimler aracılığıyla da yürütüldüğünü savunan Sazcı, bu süreçte devletin sunduğu destek ve imkanların belirleyici olduğunu söyledi.

Sazcı, Kültür Bakanlığı bünyesinde kültür merkezi olarak adlandırılan mekanların Alevi toplumu açısından bir karşılığı olmadığını belirterek, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin karşılanması gibi uygulamaların da inancın tanınması anlamına gelmediğini ifade etti.

Devletin Alevi inancını kendi politikaları doğrultusunda şekillendirmeye çalıştığını belirten Sazcı, bu girişimlerin geçmişte Dersim ve çevresinde yürütülen asimilasyon politikalarını hatırlattığını söyledi.

“DERGAHLARIMIZ ALEVİ BEKTAŞİ TOPLUMUNA İADE EDİLMELİ”

Alevi Bektaşi toplumunun taleplerinin yıllardır değişmediğini belirten Sazcı, konuşmasının sonunda şu talepleri sıraladı:

“Cemevlerimizin yasal statüye kavuşmasını, herhangi bir şekilde devletin inancımıza müdahale etmemesini, dergahlarımızın, tekkelerimizin ve kültürel değerlerimizin, yasal varlıklarımızın tekrardan koruma altına alınarak Kafi Baba’da, Koyun Baba dergahında olduğu gibi ranta peşkeş çekilmemesini, Alevi Bektaşi toplumuna iade edilmesini ve çocuklarımızın maruz bırakıldıkları zorunlu din dersinden muaf tutulmasını talep ediyoruz. Bunun dışında herhangi bir talebimiz yoktur.”

CEBRAİL ARSLAN / ANTALYA

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.