PİRHA- Fon krizi tartışmaları sürerken, yurttaşlar yaşananlara tepki gösterdi. Ajansımıza konuşan yurttaşlar “millet soyuldu” derken, faturanın yine kendilerinin ödeyeceğini söylüyor.
Borsa İstanbul’daki bazı fonların tasfiyeye alınmasıyla başlayan kriz, haftalardır gündemin ilk sıralarında. SPK’nın 23 Eylül açıklamasına göre yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildi ve bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. SPK, 30 Eylül’de mutabakatı tamamlanan yatırımcılara en fazla 1 milyon TL ara ödeme yapılmasına karar verdi. Ziraat Bankası’nın 40,8 milyar liralık tasfiye işlemini tamamladığı, tasfiyedeki fon sayısının 65’e indiği açıklandı. Soruşturma kapsamında Pusula Portföy’ün yöneticilerine ait lüks araçlara, iki özel jete ve bir yata el konulduğu bildirildi.
Tartışmanın bir ayağı da etkin pişmanlık düzenlemesi. SPK, suç duyurusunda bulunulan kişilerin en az 500 bin lira olmak üzere elde ettikleri menfaatin iki katını 15 gün içinde yatırması halinde bu hükümden yararlanabileceğini duyurdu. AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı’ndan istifa eden Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın 2,2 milyar lirayı iade ettiği iddia edildi. Muhalefet, çiftin SPK’nın suç duyurusu listesinde neden yer almadığını sordu. NTV ise çiftin yaklaşık 1,86 milyar liralık kâr kısmını iade ettiğini yazdı. İade tutarına dair kaynaklar arasında fark bulunuyor. Krizin toplam büyüklüğüne ilişkin rakamlar da kaynağa göre değişiyor ve resmî bir toplam açıklanmış değil.
Biz de fon krizi iddialarını sokaktaki yurttaşlara sorduk.
“ EMEKLİ OLARAK SİMİTLE KARNIMI DOYURUYORUM”
İsmini vermek istemeyen bir yurttaş, iddia edilen rakamların büyüklüğüne dikkat çekti:
“Ben vatandaş olarak milletin soyulduğuna inanıyorum. İki milyar çok korkunç bir para yani. Ya düşünebiliyor musun? Bir daire on milyon, on tane daire yüz milyon, yüz tane daire bir milyar. Bu iki milyarı bir kişi götürüyor. Öbürleri de var. Yani korkunç bir para. Millet aç geziyor burada. Emekli olarak simitle doyuyorum. Simit alıyorum, günü bitiriyorum öyle. Ama emekçi sınıfı olarak koşa koşa gideceğiz, Tayyip’e oyumuzu vereceğiz. AK Parti canımız ciğerimiz. Bu işlerin devam etmesini isteyeceğiz. Başka ne yapabiliriz?”
“OLMAYAN PARAYI GÖTÜREBİLİRLER Mİ?”
Salih Tüysüz, paranın Türkiye’de her zaman var olduğunu söyleyerek bu paranın asla emekliye ve işçiye harcanmadığını var olan paranın birkaç kişi arasında her zaman bölüşüldüğünü söyledi:
“Millet ekmek, aş derdindeyken, çöplerden yiyecek toplarken onlar tabiri caizse hamuduyla götürdüler. Para bu ülkede her daim var. Ve olmuştur da. Kanıtı da bu işte zaten. Olmayan parayı götürebilirler mi? Olan parayı götürdüler. Para var, onlara var, halka yok. Ben inanmıyorum. Parasını kaybeden mağdurlara da paralarını vereceklerine de inanmıyorum. Almasınlar yeter.”
Tüysüz, çözümü sandıkta ve halkın iradesinde gördüğünü ifade etti:
“Değişim şart. Sandıkla geldiler, sandıkla giderler. Giderlerse. Sandıkla gitmezlerse, halkın iradesiyle giderler. Halkın önünde hiçbir kuvvet duramaz.”
“BAKLAVA ÇALAN ÇOCUĞU HAPSE ATIYORSUN, MİLYARLARI GÖTÜRENİ AFFEDİYORSUN”
Emekli Şeyma Koçak, soruşturmanın birkaç kişiyle sınırlı kalmaması gerektiğini söyleyerek soruşturmanın genişletilmesini, hukuki sürecin şeffaf yürütülmesinin halkta bu kriz nedeniyle oluşan güven kaybının ancak bu şekilde yeniden tanzim edilebileceğini söyledi:
“Devletin altını oydular. Birkaç kişiyi öne attılar, onların üzerinden dönüyor bu olay. Arkada daha çok neler var? Bürokratlar var, siyasiler var, partililer var. Onları açıklamıyorlar. Olanlar da halka oluyor. Bizim gibi emeklilere oluyor. Bize üç kuruş zam yapıyoruz diyorlar. Halbuki zam değil. Üç bin beş yüz lira veriyor. Zam yaptım diyor, halbuki sadaka verir gibi para veriyor. Aşağılıyorlar bizi her zaman.”
Koçak, parayı geri verenlerin affedildiği yönündeki söylemlere de tepki gösterdi:
“Şimdi de diyor ki fondan parayı alanların arasında geri verenleri affettik diyorlar, onlar yargılanmayacak diyorlar. Böyle bir dünya var mı ya? Orada baklava çalan çocuğu gidip hapse atıyorsun. Bir IBAN’a yüz lira yollayanı hapse atıyorsun. Milyarları götüreni affediyorsun. ‘Affettik.’ Yok ‘onunla ilişkimizi kestik, onunla bir daha görüşmeyeceğiz, partimizden attık.’ Böyle bir dünya var mı? Mağdurların ödemelerinin faturasının yine halka çıkacaklar. Şimdi para bulamıyorlar, mağdurlara ödemek için. E ne yapacaklar? Bizden alacaklar. Acayip acayip vergiler çıkarıyorlar. Halktan toplayacak, yine olanlar halka olacak.”
“BU BİR SİSTEM SORUNU”
Nusret Karabiber ise olaya yapısal bir çerçeveden bakarak bunun örgütlü bir suç olduğunu mağdur edilenin kendi parasını enflasyondan korumak amacıyla fona para yatıran halk olduğunu söyleyerek bu oluşan durumun tek bir örnek üzerinden okunamayacağını bunun bir sistem sorunu olduğunu belirtti:
“Bu örgütlü bir mesele. Yani bu beş yüz bin kişinin birkaç kişisi diğerlerine gel gel yapmış. Bu bir tür Ponzi işte, onlar da kandırılmış. ‘Gelin çok para kazanacaksınız, bak şu kadar arttı kısa zamanda’ falan, ama şeyler biliyor. Diyelim ki bir yüz kişi biliyor. Bu işin, bu hikâyenin nereye varacağını biliyor. O bilenler zamanında çekiliyor. Yani işte bakanı var, bilmem nesi var, şusu var, busu var. Onlar örgütlü. O garibanlar, işte bir milyon, üç milyon, beş milyon yatıranlar, onlar örgütsüz.”
Karabiber, krizin kökenini 1970’lerdeki Neoliberal ekonomiye geçişin bugünkü ortaya çıkan krizi yarattığını belirterek paradan para kazanma sistemine eleştirilerini yöneltti:
“1970 yılında Thatcher ve Reagan neoliberal ekonominin yeni bir aşamasına geçtiler. Ondan bu yana, özellikle bizde de Özal’dan sonra bu sistem kuruldu, paradan para kazanma sistemi bu. Normal sistemde çalışarak kazandığın parayla sonuca ulaştığın bir sistem değil bu. Bu kumarhane sistemi. Bildiğin kumarhane. Çeviriyorsun çarkı, bastırıyorsun parayı, iki seferde kaybediyorsun, bir seferde kazanıyorsun. Sistem bu.”
Çözümün kamu ekonomisinde olduğunu, ancak siyasetçilerden bu yönde adım beklemediğini söyledi:
“Bu bir sistem sorunu. Hem siyasi sistem sorunu, hem ekonomik sistem sorunu. Böyle serbest piyasa palavralarıyla bu işin önüne geçemezsin. Kamu ekonomisi ağırlıklı bir sisteme geçeceksin. Bu da tabii siyasetçilerin verebileceği bir kararla yapılabilecek bir şeydir. Bu siyasetçiler asla böyle bir karar vermezler. Dolayısıyla muhalefeti de bu konuda istekli görmüyorum. Onlar da bu kamu ekonomisinden yana değiller. Serbest piyasa palavralarıyla, masallarla kendilerini uyutuyorlar. Dolayısıyla şu anda ufukta pek bir şey gözükmüyor. Ama bu sonuna kadar böyle gider mi? Gitmez.”
Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL
Yoruma kapalı.