PİRHA- FEDA Eşbaşkanları Huri Kabayel ve Şahin Polat ile FEDA İsviçre üyesi Songül Çelik, barışın Aleviler için yaşamsal olduğunu vurguladı. Alevilerin karar süreçlerinde doğrudan temsiliyetine, ortak yaşamın anayasal güvenceye alınmasına ve inanç, dil ve kimlik özgürlüğüne dikkat çekerek barış için somut adımlar atılması çağrısında bulundu.
Barışı inançlarının ve birlikte yaşam anlayışlarının ayrılmaz bir parçası olarak gören Aleviler, kendi sözleriyle yer aldıkları, kimliklerinin tanındığı ve haklarının güvence altına alındığı bir yaşam istiyor. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanları Huri Kabayel ve Şahin Polat ile FEDA İsviçre üyesi Songül Çelik, barış için beklentilerini anlatırken doğrudan temsiliyetin, rızalığa dayalı ortak yaşamın ve inanç özgürlüğünün önemine dikkat çekti.
“BİZ BU SÜRECİN İÇİNDE ARTIK ÖZNE OLMAK İSTİYORUZ”
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Huri Kabayel, Alevilerin barışa ilişkin beklentilerini ve temsiliyet taleplerini dile getirdi. Alevilerin tarih boyunca katliamlara ve baskılara maruz kaldığını belirten Kabayel, bu tarihsel deneyimin barışı savunma iradelerinin temelinde yer aldığını ifade etti.
Alevilerin her dönem barıştan yana söz kurduğunu ve mücadelenin içinde yer aldığını söyleyen Kabayel, artık kendi adlarına konuşulan değil, sözleri dinlenen ve karar süreçlerine doğrudan katılan bir toplum olmak istediklerini vurguladı.
Alevilerin yaşadıklarını, inançlarını ve taleplerini kendi sözleriyle anlatmasının önemine işaret eden Kabayel, “Biz bu sürecin içinde artık özne olmak istiyoruz” dedi.
Aleviler adına konuşanların, toplumun yaşadığı acıları ve tarihsel deneyimlerini yeterince bilmeden değerlendirmelerde bulunabildiğini belirten Kabayel, Alevilerin masada doğrudan yer almasının taleplerin doğru biçimde ifade edilmesini sağlayacağını söyledi.
Barış için oluşturulan komisyonlarda Alevi temsiliyetinin mutlaka bulunması gerektiğini vurgulayan Kabayel, bu temsiliyetin Alevileri oy üzerinden değerlendiren bir anlayışa dayanmaması gerektiğini ifade etti. Kabayel, “Gerçekten bizi can olarak, gerçekten bizi inanç olarak gören bir canın orada olması gerekiyor” diyerek Alevi toplumunun inancını ve yaşamını esas alan bir temsil talep etti.
“SİLAHLAR SUSTU AMA ZULÜM BİTMEDİ”
Barışın yalnızca silahların susmasıyla sağlanamayacağını belirten Kabayel, Alevilerin silahlı şiddetin dışında da baskılara maruz kaldığını dile getirdi.
Kabayel, “Silahlar sustu ama zulüm bitmedi yani. Zulüm halen devam ediyor. Biz silahsız zulümlere çok maruz kaldık” ifadelerini kullandı.
Alevilerin varlığını tehdit eden uygulamaların kültür, inanç ve dil üzerindeki etkilerine dikkat çeken Kabayel, bu değerlerin yok edilmesinin Alevi kimliğinin devamlılığını da ortadan kaldıracağını söyledi. Kabayel, “Şimdiki üzerimizde oynanan soykırım bizim bilgimizle, bizim kültürümüzle, bizim inancımızla, bizim dilimizle oynanan bir soykırımdır” sözleriyle asimilasyona tepki gösterdi.
“BİRLİKTE ORTAK YAŞAM ALANI OLUŞTURABİLMEK”
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Şahin Polat, Alevilerin barışa yaklaşımını, rızalık anlayışını ve ortak yaşama ilişkin görüşlerini değerlendirdi. Alevilerin yolun ve ocağın talipleri olduğunu belirten Polat, barışın Alevi inancında yalnızca bir talep değil, yaşamın ve ibadetin bir parçası olduğunu ifade etti.
Alevilerin konumunu devletten talepte bulunmak üzerinden tanımlamadığını dile getiren Polat, “Bizim bu sürecin asli öznesi olma gibi bir realitemiz var. Hak ve hakikat arayışında devletin demokratikleşmesi için mücadele gerçekliğimiz var” dedi.
Beklentilerinin aynı coğrafyada yaşayan bütün halklara, inançlara ve toplumsal kesimlere yönelik olduğunu belirten Polat, bu yaklaşımı “Birlikte ortak yaşam alanı oluşturabilmek” sözleriyle anlattı.
Kapsayıcı bir hukukun ve “pozitif entegrasyon” olarak ifade ettiği sürecin ön koşulunun barış olduğunu söyleyen Polat, insanların birbirleriyle, doğayla ve yaşadıkları çevreyle ilişkilerinin rızalık esasına dayanması gerektiğini vurguladı. Polat, bunun gerçekleşmesi için mücadele ettiklerini belirtti.
“HİÇ KİMSEYİ TANIMLAMADAN HERKESİ TANIMA”
Ortak yaşamın anayasal güvenceye kavuşturulması gerektiğini ifade eden Polat, toplumsal rızalığa dayanan bir mutabakata işaret etti. Bu mutabakatın bir anayasa ya da toplumsal sözleşmeyle güvence altına alınması gerektiğini söyledi.
Polat, kapsayıcı hukuk anlayışını şu sözlerle açıkladı: “Hiç kimseyi tanımlamadan herkesi tanıma, insanların kendilerini anlattıkları şekliyle kabul görmesi ve insanlık sofrasında, insanlık değerleri etrafında bir araya gelebilmesidir.”
“BARIŞ HEPİMİZİN İBADETİDİR”
Alevilerin barışla ilişkisini inanç ve yaşam bütünlüğü içinde değerlendiren Polat, “Biz yol talibiyiz. Bu yolda da dediğim gibi barış hepimizin ibadetidir” ifadelerini kullandı.
Rızalık anlayışının birlikte yaşamayı esas aldığını belirten Polat, “Alevi barışı ibadet olarak yaşar. Hayatının gerçekliği olarak yaşar” dedi. Barış için mücadelenin de bu anlayışın bir gereği olduğunu vurguladı.
“SAVAŞ DOĞAYI VE TOPLUMSAL YAŞAMI TAHRİP EDİYOR”
Savaşın canlı ve cansız bütün varlıkları tahrip ettiğini söyleyen Polat, yıkımın doğadan ekonomiye, kültürden sosyal ilişkilere ve aile yaşamına kadar uzandığını belirtti.
Birlikte var olmayı ve karşısındakini kabul etmeyi esas alan bir yaşamın kurulabilmesi için savaşın sona ermesi gerektiğini ifade eden Polat, ortak yaşamı inşa etmenin ön koşulunun var olabilmek olduğunu dile getirdi.
Alevilerin rızalığa dayanan yaşam anlayışını hayata geçirebilmek için barış mücadelesinde yer alması gerektiğini vurgulayan Polat, “Kesinlikle ve kesinlikle barış için mücadele etmeliler. Çünkü barış var olmanın koşuludur” ifadelerini kullandı.
“ALEVİLER GÜVERCİN TEDİRGİNLİĞİNDE YAŞIYOR”
FEDA İsviçre üyesi Songül Çelik, Alevilerin barışa ilişkin yaklaşımını ve eşit hak taleplerini dile getirdi. Barışın Alevi yolunun, itikadının ve ikrarının ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Çelik, herkesin diliyle, kimliğiyle, inancıyla ve düşünceleriyle özgürce yaşamasını savunduklarını söyledi.
Yaşadıkları coğrafyada yüzyıllardır acıların, kırımların ve katliamların yaşandığını hatırlatan Çelik, bunların artık sona ermesi gerektiğini vurguladı. Çelik, “Barış için elimizden ne gelirse onu yapacağız” diyerek barışın kendileri için hava, su ve ekmek kadar yaşamsal olduğunu ifade etti.
Ortadoğu’da Alevilerin ve farklı inanç topluluklarının baskı altında yaşadığını belirten Çelik, Türkiye, Suriye, İran ve Irak’taki toplulukların karşı karşıya kaldığı tehditlere dikkat çekti. Çelik, “Aleviler güvercin tedirginliğinde yaşıyor” dedi.
Baskıcı devlet ve sistemlerin katliam ve asimilasyon politikalarının sürdüğünü söyleyen Çelik, Suriye’de Arap Alevilere yönelik saldırıların devam ettiğini belirtti. Bu koşulların barışın yaşamsal önemini bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etti.
“BİZ KENDİ İNANCIMIZLA, İTİKADIMIZLA YAŞAMAK İSTİYORUZ”
Alevilerin barışı kendi talepleri ve inançsal hakikatleriyle birlikte savunduğunu vurgulayan Çelik, “Biz kendi inancımızla, itikadımızla yaşamak istiyoruz” dedi.
Aleviliğin başkaları tarafından tanımlanmasına karşı çıktıklarını belirten Çelik, devletin tekçi kimlik ve inanç anlayışını eleştirdi. Alevilerin ibadet yerlerinin tanınmamasına, dil ve kimliklerinin eğitimde karşılık bulmamasına tepki gösteren Çelik, bu uygulamaların sona ermesi gerektiğini söyledi.
“KİMSE BİZE LÜTUF ETMEYECEK”
Alevilerin taleplerini kendi sözleriyle dile getireceğini belirten Çelik, eşit hakların bir lütuf olarak sunulamayacağını vurguladı.
Alevi çocuklarına ilkokuldan liseye kadar dayatıldığını belirttiği din derslerine de tepki gösteren Çelik, eğitimde inanç, dil ve kimlik üzerindeki baskıların son bulmasını istedi. Aleviliğin farklı süreklerine dikkat çekerek herkesin kendi dili, kimliği ve inancıyla yaşama hakkının tanınması gerektiğini dile getirdi.
Yaklaşık iki yıldır barışa ilişkin dile getirilen söylemlerin somut karşılık bulmasını isteyen Çelik, beklentilerinin sözlerle sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti.
PİRHA/LEVERKUSEN
Yoruma kapalı.