Alevi Haber Ajansi

Ortadoğu tartışmasında Alevilerin geleceği konuşuldu-VİDEO

PİRHA- Garip Dede Dergahı 4. Kitap Fuarı kapsamında düzenlenen “Ortadoğu Yeniden Kurulurken Aleviler” panelinde Celal Fırat, Ali Bulaç ve Hakan Mertcan, Ortadoğu’daki çatışmalar, Alevilerin bölgede yaşadığı sorunlar, Suriye’deki gelişmeler ve birlikte yaşamın imkanlarını değerlendirdi. Fırat, Alevilerin katliam kaygısıyla yaşamak yerine geleceğe dair sözünü kurması gerektiğini belirtirken, Bulaç toplumsal sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesini savundu. Mertcan ise Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara dikkat çekerek, “Geçmişle yüzleşmek, yaşanan acıların onarılması ve iyileşmek için zorunlu” dedi.

 

Garip Dede Dergahı Vakfı’nın düzenlediği 4. Kitap Fuarı kapsamında “Ortadoğu Yeniden Kurulurken Aleviler” başlıklı panel gerçekleştirildi. Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan’ın moderatörlüğünü yaptığı panelde, akademisyen Hakan Mertcan, yazar Ali Bulaç ve Celal Fırat konuştu.

Panelde Ortadoğu’da devam eden savaş ve çatışmaların bölge halkları üzerindeki etkileri, Suriye’de Alevilerin durumu, farklı halk ve inançların birlikte yaşamı ile Alevilerin bölgenin geleceğinde nasıl bir söz kurabileceği ele alındı.

FIRAT: ALEVİLER BU ÜLKENİN GELECEĞİNDE SÖZ SAHİBİ OLMALI

Celal Fırat, Alevilerin tarih boyunca yaşadığı katliam ve ayrımcılıkların yarattığı kaygılara dikkat çekerek, artık yalnızca yeni bir katliamla karşılaşıp karşılaşmayacaklarını düşünmek yerine ülkenin ve Ortadoğu’nun geleceğine ilişkin sözlerini daha güçlü biçimde ortaya koymaları gerektiğini söyledi.

Farklı halkların ve inançların birbirini tanımasının önemine vurgu yapan Fırat, insanların birbirlerinin “mahallelerine” gitmeden ve birbirlerini tanımadan sorunların aşılamayacağını belirtti.

Alevilerin, Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin ve bölgede yaşayan diğer halkların birbirlerinin acılarına sahip çıkması gerektiğini ifade eden Fırat, geçmişte yaşananlardan ders çıkarılması çağrısında bulundu.

Fırat, şöyle konuştu:

“Aleviler de bu topraklarda artık nasıl bir katliamla karşı karşıya kalacaklarının hesabını yapmaktan daha çok, bu ülkenin geleceğinde nasıl söz sahibi olabileceklerini, Ortadoğu’daki bütün halklar gibi beraber oturup muhabbet ederek sorunlarını çözmeye yönelik kendi sözünü gür bir şekilde söyleyebilmeli.”

Garip Dede Dergahı Vakfı bünyesinde benzer buluşmaların artırılacağını da belirten Fırat, özellikle sonbahardan itibaren akademik çalışmaların ve farklı kesimleri bir araya getirecek muhabbetlerin yoğunlaştırılacağını söyledi.

BULAÇ: “BİRBİRİMİZİ TANIMAMIZ VE ANLAMAMIZ GEREKİYOR”

Yazar Ali Bulaç ise Ortadoğu’da yalnızca etnik değil, dini, mezhepsel, sınıfsal ve siyasal çatışmaların da yaşandığını belirterek, sorunların tek bir topluluğun meselesi olarak ele alınamayacağını söyledi.

Bir topluluğun dışarıdan tanımlanmasını sorunlu bulduğunu ifade eden Bulaç, insanların ve toplulukların kendilerini nasıl tanımladığının esas alınması gerektiğini dile getirdi.

“Alevinin ne olduğunu bilebilirim, bir algım olabilir. Ama bir Alevi kendisini nasıl ifade ediyorsa ben onu kendi beyanıyla kabul etmek zorundayım” diyen Bulaç, farklı toplumların birbirlerini anlamadan ortak bir yaşam kuramayacağını söyledi.

Bulaç, birlikte yaşamın kurulabilmesi için karşılıklı tanıma ve anlamanın ardından müzakere sürecinin gelmesi gerektiğini belirterek, farklı kesimlerin “Nasıl bir ülkede, nasıl bir şehirde yaşayacağız, ortak sorunlarımız ve taleplerimiz nelerdir?” soruları etrafında bir araya gelmesi gerektiğini ifade etti.

“FARKLILIKLARIMIZLA BİR ARADA YAŞAYABİLİRİZ”

Bulaç, bütün kesimlerin her konuda aynı düşünmesinin mümkün olmadığını, ancak ortaklaşılan ilkelerin toplumsal bir sözleşmenin temelini oluşturabileceğini söyledi.

Farklı dil, inanç, kimlik, gelenek ve yaşam biçimlerinin çatışmanın gerekçesi haline getirilmemesi gerektiğini belirten Bulaç, şöyle konuştu:

“Çatışmaya, kutuplaşmaya, ayrışmaya dönüştürmeden ama varlığımızı, kimliğimizi, inancımızı koruyarak, geleneklerimizle, adetlerimizle ve dünya görüşümüzle bir arada yaşayabiliriz. Asıl olan barış içerisinde yaşamaktır.”

Aleviliğe ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Bulaç, Aleviliği İslam içerisinde değerlendirdiğini belirterek, Aleviliğin kültürel birikiminin önemli ve zengin bir kaynak olduğunu söyledi.

MERTCAN: “SURİYE’DE ALEVİLER SİSTEMATİK SALDIRILARLA KARŞI KARŞIYA”

Akademisyen Hakan Mertcan ise konuşmasında Ortadoğu’daki savaş ve şiddet politikalarını değerlendirerek özellikle Suriye’de Alevilerin yaşadığı duruma dikkat çekti. Mertcan, bölgedeki sorunların yalnızca Suriye sınırları içerisinde değerlendirilemeyeceğini, gelişmelerin Türkiye, Lübnan ve bölgedeki diğer ülkelerde yaşayan toplulukları da doğrudan etkilediğini söyledi.

Suriye’de 2011’den bu yana Alevilerin çok sayıda saldırıya uğradığını belirten Mertcan, Alevilerin Esad yönetimiyle özdeşleştirilmesinin bütün bir topluluğu hedef haline getiren bir söyleme dönüştürüldüğünü ifade etti.

Mertcan, Beşar Esad’ın Alevi bir aileden gelmesinin Suriye devletinin ya da devlet kurumlarının “Alevi devleti” olarak tanımlanmasına gerekçe yapılamayacağını belirterek, bu yaklaşımın Alevileri rejimin bütün uygulamalarından sorumlu gösteren bir anlayışı beslediğini söyledi.

“SEN ALEVİ MİSİN SORUSU HAYATTA KALIP KALMAMAYI BELİRLİYOR”

Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara ilişkin uluslararası kuruluşların raporlarına değinen Mertcan, saldırıların sistematik bir nitelik taşıdığını savundu.

Mertcan, saldırılar sırasında insanlara “Sen Alevi misin?” diye sorulduğuna dikkat çekerek, bu sorunun kimi durumlarda kişinin hayatta kalıp kalmayacağını belirleyen bir hale geldiğini söyledi.

Alevilerin yaşadığı kimi bölgelerde insanların evlerini terk etmek zorunda kaldığını, mülklere el konulduğunu ve işten çıkarmaların yaşandığını belirten Mertcan, ekonomik baskının da topluluk üzerindeki etkilerine işaret etti.

Türkiye’de özellikle Antakya, Adana ve Mersin’de yaşayan Arap Alevilerinin Suriye’deki gelişmelerden doğrudan etkilendiğini söyleyen Mertcan, Ortadoğu’daki gelişmelerin birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini vurguladı.

“BARIŞA İHTİYACIMIZ VAR, BAŞKA YOLUMUZ YOK”

Mertcan, savaş ve şiddetin Türkler, Kürtler, Aleviler ve farklı halklardan gençlerin yaşamlarını kaybetmesine neden olduğunu belirterek, bütün zorluklarına rağmen barışı savunmanın zorunlu olduğunu söyledi.

Kendisinin de Barış Akademisyenleri arasında yer aldığını hatırlatan Mertcan, barış talebi nedeniyle çok sayıda akademisyenin üniversitelerden uzaklaştırıldığını ifade etti.

Barışın geçmişte yaşananların üzerinin örtülmesi anlamına gelmediğini vurgulayan Mertcan, şu ifadeleri kullandı:

“Her koşulda barışı savunmak gibi bir görevimiz var. Kesinlikle barışı savunurken şunu anlamamız lazım; geçmişle yüzleşmek, hesaplaşmak, yaşanan ve yaşatılan acıların onarılması, iyileşmek için zorunlu.”

Mertcan, farklı kimliklerin, halkların ve inançların bir arada yaşayabilmesinin yolunun şiddetten değil konuşmaktan geçtiğini belirterek, sorunların “şiddetsiz bir zeminde” tartışılması gerektiğini vurguladı.

PİRHA/İSTANBUL

 

PİRHA/İSTANBUL

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.