PİRHA- Garip Dede Dergahı 4. Kitap Fuarı kapsamında düzenlenen “Geçmişten Bugüne Alevi İnanç Geleneği ve Ocaklar” panelinde, kentleşmeyle birlikte zayıflayan ocak sistemi ve pir-talip ilişkileri ele alındı. Gazi Cemevi Dedesi Haşim Kızılveren, cemevlerinin yalnızca cenaze hizmetlerinin yürütüldüğü mekanlara dönüşmemesi gerektiğini belirtirken, Garip Dede Cemevi Dedesi Hüseyin Doğan ise görgü ve sorgu-sual cemlerinin yeniden işler hale getirilmesi gerektiğini vurguladı.
Garip Dede Dergahı’nın dördüncüsünü düzenlediği Kitap Fuarı kapsamında “Geçmişten Bugüne Alevi İnanç Geleneği ve Ocaklar” başlıklı panel gerçekleştirildi. Arzu Şimşek Karabulut’un moderatörlüğündeki panelde Gazi Cemevi Dedesi Haşim Kızılveren ile Garip Dede Cemevi Dedesi Hüseyin Doğan konuştu.
Panelde köyden kente göçün Alevi inanç sistemi üzerindeki etkileri, ocakların kentlerdeki durumu, pir-talip ilişkisi, görgü ve sorgu-sual cemleri ile inançsal bilginin genç kuşaklara aktarılması ele alındı.
“OCAK SİSTEMİ KENTLERDE ARTIK ZOR İŞLİYOR”
Aleviliğin bugüne taşınmasında ocakların belirleyici bir yere sahip olduğunu belirten Haşim Kızılveren, köyden kente göçün ardından ocak evlatlarının farklı şehirlere dağılmasıyla geleneksel pir-talip ilişkisinin zayıfladığını söyledi.
Kentleşmenin geleneksel dergah ve ocak sistemi üzerindeki etkilerini anlatan Kızılveren, şunları söyledi:
“Köyden kente göçle beraber ocak sistemi kentlerde çok zor işleyen bir hal almaya başladı. Ocak evlatları şehirlere dağılınca, şehirlerde pir-talip döngüsünün devam etmemesi nedeniyle tamamıyla artık yavaş yavaş Alevilik cemevlerinin içerisine sıkışmaya başladı.”
“CEMEVLERİMİZ SADECE CENAZE EVİ OLMAYA BAŞLADI”
Cemevlerinin Alevi toplumu açısından önemli ve gerekli olduğunu belirten Kızılveren, buna karşın cemevlerinin işlevinin zaman içerisinde daraldığını söyledi. Cemevlerinin yalnızca cenaze hizmetleriyle anılan mekanlara dönüşmesini eleştiren Kızılveren, dergah anlayışının yeniden güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Kentleşmeyle yaşanan dönüşümün Aleviliğin gündelik yaşamdaki yerini de zayıflattığını belirten Kızılveren, geçmişte inancın yalnızca üzerine konuşulan bir olgu değil, gündelik ilişkiler içerisinde yaşanan bir yol olduğunu söyledi.
Pir, rehber, musahip ve kirvelerin geçmişte aile yaşamının doğrudan bir parçası olduğunu hatırlatan Kızılveren, bugün bu ilişkilerin yeni kuşaklara yeterince aktarılamadığına dikkat çekti. Aleviliğin “yaşamsallıktan çıkıp konuşulan” bir kimliğe dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu dile getirdi.
KADIN VE ERKEĞİN BİRLİKTE İBADETİNE VURGU
Kızılveren, Aleviliğin ibadet anlayışına da değinerek kadın ve erkeğin yolda birbirinden ayrılmadığını söyledi. Kadınlarla erkeklerin ibadeti birlikte ve eşit biçimde yerine getirdiğine dikkat çeken Kızılveren, bunun Aleviliğin temelindeki eşitlik anlayışının bir parçası olduğunu ifade etti.
“YOLA ZARAR VEREN DİLE DİKKAT EDİLMELİ”
Alevilikte asimilasyon tartışmalarına da değinen Kızılveren, asimilasyonun yalnızca dışarıdan gelen müdahaleler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Alevilerin kendi inançlarını anlatırken kullandıkları dilin de önemli olduğunu belirten Kızılveren, Aleviler tarafından kullanılan bazı ifadelerin bizzat yola zarar verebildiğini dile getirdi.
Alevi kurumları ve federasyon yöneticilerinin inanç alanındaki konumunu da eleştiren Kızılveren, yol ve erkana ilişkin söz kurma yetkisinin pirlerde olması gerektiğini savundu. Aleviliğin siyasal bir araç haline getirilmemesi gerektiğini belirten Kızılveren, yolun kendi özüne dönerek yeniden güçlenebileceğini ifade etti.
“OCAK EVLATLARI KENDİ OCAKLARINA SAHİP ÇIKMALI”
Ocak sisteminin kentlerde yeniden sürdürülebilir hale getirilebileceğini belirten Kızılveren, bunun için öncelikle ocak evlatlarının kendi kökleri ve ocaklarıyla bağlarını koruması gerektiğini söyledi.
Kendi ocağını örnek veren Kızılveren, Muxundî’deki dergahta yılda yüzlerce kurban kesildiğini ve ocağın halen işlevini sürdürdüğünü anlattı.
Ocakların yalnızca geçmişten kalan bir inanç mirası olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Kızılveren, Alevilere ocaklarına ve inançsal hafızalarına sahip çıkma çağrısında bulundu.
Kızılveren, pirlik ile kurum yöneticiliği arasındaki ayrıma dikkat çekerek, “Bir başkanın görev süresi üç yıl olur, üç yıl sonra yeri değişebilir. Ama bir pirin görevi kadimdir, ebedidir ve yaşarken yaşatır, ölene kadar da o bu yolun piridir” dedi.
DOĞAN: TALİPLER SENEDE BİR KEZ SORGU-SUALDEN GEÇERDİ
Garip Dede Cemevi Dedesi Hüseyin Doğan ise geleneksel ocak sisteminde pir-talip ilişkisinin nasıl yürütüldüğünü anlattı.
Geçmişte taliplerin yılda bir kez kendi pirlerine giderek sorgu-sualden geçtiğini belirten Doğan, bu uygulamanın yalnızca inançsal bir ritüel olmadığını, toplumsal ilişkileri düzenleyen bir işlevi de bulunduğunu söyledi.
Sorgu-sualin insanlar arasındaki sorunların çözülmesini, toplumsal barışın korunmasını ve dayanışmanın güçlendirilmesini amaçladığını belirten Doğan, görgü cemlerinin bu açıdan önemine dikkat çekti.
Doğan, “Talipler giderlerdi, kendi pirlerine senede bir gün sorgu-sualden geçerlerdi. Tabii bu sorgu-sualdeki maksat halkın birbiriyle daha barışık olmasını, birbirlerine destek vermesini, eğer orada bir sorun varsa o sorunları çözmesini kendine ilke etmişti” diye konuştu.
“SADECE PERŞEMBE CEMLERİNİ YAPMAKLA OLMUYOR”
1950’lerden sonra büyük kentlere yaşanan göçle birlikte dede-talip ilişkisinde kopuş yaşandığını belirten Doğan, cemevlerinin açılmasıyla bu bağın yeniden kurulması yönünde bir imkan oluştuğunu söyledi.
Ancak kentlerde gerçekleştirilen perşembe cemlerinin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Doğan, görgü, sorgu-sual ve musahiplik gibi geleneksel uygulamaların da yeniden yaşatılması gerektiğine dikkat çekti.
Doğan, “Tek bir perşembe cemlerimizi yapmakla olmuyor. Musahiplik cemlerimizi, görgü cemlerimizi de yerine getirmemiz lazım” diyerek, cemevlerindeki muhabbet ve eğitim cemlerinin insanları kendi ocaklarıyla yeniden buluşturacak bir işlev üstlenmesi gerektiğini ifade etti.
“HER OCAK DEDESİ KENDİ TALİBİNDEN SORUMLUDUR”
Ocak sisteminin kendi içerisinde bir sorumluluk ve denetim mekanizmasına sahip olduğunu belirten Doğan, her ocak dedesinin öncelikle kendi talibinden sorumlu olduğunu söyledi.
Talibin hangi ocağa bağlı olduğunun bilinmesinin önemine dikkat çeken Doğan, görgü ve sorgu-sual hizmetlerinin de bu ocak bağı gözetilerek yürütülmesi gerektiğini belirtti.
Dedelerin de yolun gereklerini yerine getirmesi gerektiğini ifade eden Doğan, “Dedelerin önce musahipli olması lazım. İkrar altına girerken sorgu-sualini de görmesi lazım. Ondan sonra kendi talibinin hizmetini görmesi lazım” dedi.
“GENÇLERİMİZE OCAKLARINI ÖĞRETMEMİZ LAZIM”
Ocak sisteminin geleceği açısından genç kuşaklara inançsal bilginin aktarılmasına dikkat çeken Doğan, gençlerin bağlı oldukları ocağı, pirlerini ve mürşitlerini bilmeleri gerektiğini söyledi.
Cemlerde ocak bağlarının anlatılması gerektiğini ifade eden Doğan, kendi ocağını bilmeyen taliplerin araştırılarak bağlı oldukları ocaklarla buluşturulmasının önemine işaret etti.
Ocak mensuplarının birbirleriyle ilişkilerini sürdürmesi gerektiğini belirten Doğan, yılda en az bir kez ocak mensuplarının evlerde mihman edilmesi, hayır duasının alınması ve lokmanın paylaşılması gibi geleneklerin de yaşatılması gerektiğini kaydetti.
Doğan, ocak sisteminin geçmişten bugüne taşınabilmesi için yalnızca inançsal kavramların anlatılmasının yeterli olmadığını, yolun gereklerinin gündelik yaşam içerisinde uygulanması gerektiğini belirterek, ikrarın “yaşanması ve yaşatılması” gerektiğini vurguladı.
PİRHA/İSTANBUL






Yoruma kapalı.