PİRHA- Kentleşme ve köyden kente göçle birlikte Aleviliğin geleneksel ocak sisteminin zayıfladığını belirten Seyyid Baba Mansur evladı ve Gazi Cemevi Dedesi Haşim Kızılveren, cemevlerinin ocakların yerini alamayacağını söyledi. Cemevlerinin yalnızca cenaze hizmetlerinin yürütüldüğü mekanlara dönüşmesini eleştiren Kızılveren, “Alevilik adına sözü kurum başkanları değil, yolun pirleri kurmalıdır” dedi.
Seyyid Baba Mansur evladı ve Gazi Cemevi Dedesi Haşim Kızılveren, köyden kente göçle birlikte pir-talip döngüsünün koptuğunu, cemevlerinin “cenaze evine” dönüştüğünü ve Aleviliğin yaşanan bir hakikatten “konuşulan” bir kimliğe evrildiğini söyledi.
Kentleşme ve köyden kente göçün Aleviliğin geleneksel ocak sisteminde yarattığı değişimi değerlendiren Kızılveren, pir-talip ilişkisinin şehirlerde giderek zayıfladığını söyledi. Cemevlerinin gerekli olduğunu ancak ocakların yerini alamayacağını belirten Kızılveren, Aleviliğin yeniden ocak merkezli yapısına dönmesi gerektiğini ifade etti. Cemevlerinin yalnızca cenaze hizmetlerinin yürütüldüğü mekanlara dönüşmesini eleştiren Kızılveren, Alevilik adına söz kurması gerekenlerin kurum yöneticileri değil, yolun pirleri olduğunu ifade etti.
“OCAK SİSTEMİ KENTLERDE ARTIK ÇOK ZOR İŞLİYOR”
Kentleşmenin Alevilikteki geleneksel dergah-ocak sistemini nasıl etkilediğini anlatan Kızılveren, kendi ocağının Mazgirt Muxundî Darıkent’te halen işlevini sürdürdüğünü belirtti. Asıl sorunun köyden kente göçle birlikte ocak evlatlarının farklı kentlere dağılması ve pir-talip ilişkisinin sürdürülememesi olduğunu söyledi.
Kızılveren, “Köyden kente göçle beraber ocak sistemi inanın ki kentlerde çok zor işleyen bir hal almaya başladı. Ocak evlatları şehirlere dağılınca, şehirlerde pir-talip döngüsünün devam etmemesi nedeniyle tamamıyla artık yavaş yavaş Alevilik cemevlerinin içerisine sıkışmaya başladı” dedi.
“CEMEVLERİMİZ SADECE CENAZE EVİ OLMAYA BAŞLADI”
Cemevlerinin Alevi toplumu açısından gerekli olduğunu ancak mevcut işlevlerinin giderek daraldığını savunan Kızılveren, cemevlerinin dergah modeline dönüşmesi gerektiğini söyledi. Kızılveren, devamında şöyle konuştu:
“Gönül ister ki cemevleri dergah modeline geçsin. İlim irfanın yeri olsun. Ve ocaklara dayalı da hizmet sürmelidir cemevlerimiz. Ne yazık ki geldiğimiz noktada cemevlerimiz sadece cenaze evi olmaya başladı. Cemevlerimiz yapıldı, içinde bir piri yoktur, yol süren birisi yoktur. Cenazeden cenazeye açılıp kapanıyor. Cenaze oraya götürülecek, yıkanacak, toprağa defnetti mi sanki cemevinin görevi bitiyor. Cemevleri cenaze defnetme yeri olarak kaldı.”
Kızılveren, bu dönüşümün Aleviliğin gündelik yaşam içerisindeki yerinin de zayıflamasına yol açtığını kaydetti. Geçmişte Aleviliğin yalnızca anlatılan değil, gündelik ilişkiler içerisinde yaşanan bir inanç ve yaşam biçimi olduğunu belirten Kızılveren, “Aleviliğin içerisindeki yaşamsallıktan çıktık. Tamamıyla konuşan tarafa geçtik” dedi.
Geçmişte pir, rehber, musahip ve kirvelerin aile yaşamının doğrudan parçası olduğunu hatırlatan Kızılveren, bu ilişkilerin yeni kuşaklara aktarılmasındaki kopuşa dikkat çekti.
Kızılveren, “Pirimiz evimize geliyordu, rehberlerimiz evimize geliyordu, musahibimiz evimize geliyordu, kirvemiz evimize geliyordu. Bugün ben bu Aleviliğin tanımını çocuklarıma anlattığım zaman çocuk dönüp sana demez mi, ‘Ya baba, anne senin bu anlattığın kişilerden evimize hiçbirisi gelmiyor. Bu nasıl bir Aleviliktir?” diye konuştu.
“CEMEVLERİMİZ OCAKLARIN YERİNİ DOLDURAMAZ”
Cemevleri ile ocakların birbirinin alternatifi olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Kızılveren, Aleviliğin tarihsel olarak ocak sistemi üzerinden varlığını sürdürdüğünü ifade ederek, “Kesinlikle cemevlerimiz ocakların yerini dolduramaz. Eğer gerçekten biz cemevlerini ocakların yerinde görürsek biz Aleviliği kaybederiz tamamıyla. Çünkü Alevilik kendi inancında, hakikatinde ocağa bağlı yaşamıştır” dedi.
Alevilik açısından asimilasyon tartışmasına da değinen Kızılveren, sorunun yalnızca dışarıdan gelen müdahaleler üzerinden ele alınmasına karşı çıktı. Alevilerin kendi geleneksel yapılarından uzaklaşmasının da sorgulanması gerektiğini savunan Kızılveren, “Biz diyoruz ki sistem bizi değiştiriyor. Sistem bizi aslında bırakıyor. Hayır, en büyük asimilasyon şu anda Aleviliğin kendi içerisindedir. Aleviler kendi kendini asimile ediyorlar” ifadelerini kullandı.
“YOL ADINA SÖZÜ PİR KURMALIDIR”
Kızılveren, Alevi kurumları ve federasyonların yöneticilerinin inanç alanında pirlerin önüne geçmesini de eleştirdi. Alevilik ve ocak sistemi konusunda söz kurma yetkisinin yolun pirlerinde olması gerektiğini savunan Kızılveren, şöyle konuştu:
“Bugün en çok söz kurmak kimlere kaldı? Kurum başkanlarına kaldı, federasyon başkanlarına kaldı. Kardeş, sen ne adına yol kuruyorsun? Bu konuda söz kurulacaksa yolun piri kurmalıdır.”
“ALEVİLİK BİR SİYASET ARACI OLMAMALIDIR”
Aleviliğin siyasetle kurduğu ilişkiye ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kızılveren, inanç alanının siyasi amaçlarla kullanılmasına karşı olduğunu söyledi.
Kızılveren, “Siz de inancımızı, yolumuzu siyaset diliyle tamamlamaya çalışıyorsunuz. Alevilik bir siyaset aracı olmamalıdır. Alevilik bir siyasi kurum olmamalıdır. Alevilikle de siyaset yapıp bir yere gelinmemelidir. Bu yolun temsiliyeti ve söz kurması gereken kişiler bu yolun pirleri olmalıdır. Ne zaman ki yine biz ana hatlara döneriz, o zaman tekrar var olma şansımız vardır”diye konuştu.
“PİR-TALİP DÖNGÜSÜ BİRBİRİNİ ÇEKME HALİ OLMALIDIR”
Geçmişte ulaşım ve iletişim imkanlarının bugüne göre çok daha sınırlı olmasına rağmen pirlerin köy köy dolaşarak yolu sürdürdüğünü hatırlatan Kızılveren, bugün yaşanan temel problemlerden birinin Aleviliğin özüne dönme konusunda yaşanan kopuş olduğunu ifade ederek, “Eskiden dedelerimizin, babalarımızın telefonu yoktu, arabası yoktu. Ama o pirler köy köy dolaşırdı. Daha zor şartlarda Aleviliği ayakta tutup var ettiler. Ama şu anda Alevilikte özüne dönme sıkıntısı vardır” dedi.
Pir ile talip arasındaki ilişkinin tek taraflı olmaması gerektiğinin altını çizen Kızılveren, “Pir-talip döngüsü birbirini çekme hali olmalıdır” ifadelerini kullandı.
Ocak sisteminin kentlerde de sürdürülebileceğini belirten Kızılveren, bunun için ocak evlatlarının kendi ocaklarıyla bağlarını koruması gerektiğini söyledi. Kendi ocağını örnek gösteren Kızılveren şöyle devam etti:
“Ben bir Seyyid Baba Mansur evladıyım. Muxundî’de Baba Mansur’un dergahı vardır. Ve orada bir hanesi vardır. Senede yüzlerce, binlerce kurban gelir, kesilir, tığlanır. Bakın ocak vardır, ocak işlevine devam ediyor. Düzgün Baba, Kureyş Baba, Sarı Saltık, Ağuçan, Munzur Baba. Bakın ocaklarımızda sıkıntı yok. Ocaklar işlevine devam ediyor. Ocak evlatları kendi ocaklarına sahip çıkmayıp pir-talip döngüsünü bırakma halindedir.”
“ESKİDEN BAŞKANLIK DİYE BİR ŞEY YOKTU”
Alevi kurumlarındaki şube, dernek ve federasyon başkanlıklarının geleneksel pir-talip ilişkisinin bir parçası olmadığını söyleyen Kızılveren, “Pir-talip döngüsünün içerisinde federasyon başkanlarımız yoktu, kurum başkanlarımız yoktu. Yani başkanlık diye bir şey yoktu bizde aslında. Kurumlarımızdaki başkanlarımızın sadece o kurumun idare işiyle ilgilenmesi gerekiyor. Yol adına söz kurması gereken kendi piridir. Ama bakıyoruz ki bizim cemevlerimizin olmazsa olmazı olmuşlar.Alevilik adına söz kurdular, ocaklar adına söz kurdular, pirler adına söz kurdular” dedi.
Kızılveren, kurumların idari yapısıyla inançsal yapının birbirine karışmasının pir-talip ilişkisinde sorun yarattığını belirterek, “Senin talibin cemevi başkanı oluyor ve kalkıyor pirlere hüküm veriyor. Bir an önce bundan kurtulmak gerekiyor” dedi.
“YOL KALICIDIR, PİRİN GÖREVİ KADİMDİR”
Alevilere ocaklarıyla ve inançsal hafızalarıyla bağlarını güçlendirme çağrısı yapan Kızılveren, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ne olur ocaklarınıza sahip çıkın, çocuklarınıza sahip çıkın, ikrar itikadınızda yol alın. Alevilerin kendi hafızası kendisine yeterdir. Bugün federasyon başkanlarımız gelip geçicidir. Ama yol kalıcıdır. Bu yolun pirleri de kalıcıdır. Bir başkanın görev süresi üç yıl olur, üç yıl sonra yeri değişebilir. Ama bir pirin görevi kadimdir, ebedidir ve yaşarken yaşatır, ölene kadar da o bu yolun piridir.”
Fırat ALTINTAŞ/PİRHA
Yoruma kapalı.