Alevi Haber Ajansi

Hatimoğulları: Çerçeve yasa yeni bir aşamanın başlangıcı olmalı- VİDEO

PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, çözüm sürecinde gündemde olan çerçeve yasa için “son düzlüğe girildiğini” belirterek, siyasi partilere “barışın kapısını açacak bir yasanın çıkması için” sorumluluk alma çağrısı yaptı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları partisinin grup toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Pazar fiyatları ile üreticinin kazancı arasındaki farka dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, artan maliyetler nedeniyle çiftçilerin üretim yapmakta zorlandığını söyledi. Gübre, mazot, enerji ve yem fiyatlarındaki artışa işaret eden Hatimoğulları, çiftçinin ürününü geçen yılın fiyatına ya da daha düşük fiyata satmak zorunda kaldığını belirtti.

İktidarın tarım politikasını eleştiren Hatimoğulları, “İktidar çiftçiyi tüccarın vicdanına bırakmış durumda. Çiftçi borçla ekiyor, borçla biçiyor, yatağına da borçla giriyor” dedi. Fındık, çay ve buğday üreticilerinin sorun yaşadığını belirten Hatimoğulları, “Çiftçi tükenirken yandaş ithalatçılarsa zengin oluyor” ifadelerini kullandı.

MEVSİMLİK İŞÇİLER GÜVENCESİZLİĞE MAHKUM

2024’te yayınlanan tasarruf genelgesinin ardından harcamaların katlanarak arttığını söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Kendi masraflarındansa hiç tasarruf yok. Çünkü itibardan tasarruf edilmezmiş ama işçinin, emekçinin aldığı ücretten tasarruf edilir. Bir de görünmeyenler var. Onlar da mevsimlik tarım işçileri. Bakın Urfa’dan, Diyarbakır’dan, Mardin’den, Çukurova’dan, Ege’den binlerce insan her yıl fındık, çay için Karadeniz’in yolunu tutuyor, narenciye, sebze için Akdeniz ile Ege’ye akıyorlar. Kadınlar bu kesimin en mağduru, emeği en çok görülmeyen, emekleri en çok sömürülen kadınlar. Düşük ücret, kayıt dışı çalışma, çadırda barınma, sigortasızlık, güvencesizlik. Bu emekçiler bütün çektikleri bu çileye rağmen geçinemiyor. Mehmet Şimşek’e buradan sesleniyorum. Yazdığınız klasik reçeteler artık tutmuyor. Faizi arttır, enflasyonu düşür ezberi artık tarihe gömülmüş durumda. Ne zaman neoliberal, piyasacı, rantçı ekonomiden vazgeçilirse, ne zaman başta tarım olmak üzere dışa bağımlılıktan vazgeçilirse işte o zaman Türkiye rahat bir nefes alır” sözlerini kullandı.

GÜLİSTAN DOKU DOSYASINDA DEVLET GÖREVLİLERİ VURGUSU

Ardından Gülistan Doku dosyasına değinen Tülay Hatimoğulları sözlerini şöyle sürdürdü: “Gülistan Doku davasında yalnızca kaybedilmiş genç bir kadın görmüyoruz. 6 yılı aşkın süredir hakikatin önüne örülen kalın bir duvar görüyoruz. Gülistan’ın izini sürmek yerine dijital izlerin silindiği, hastane kayıtlarının karartıldığı, kamu gücünün bazılarını korumak için kullanıldığına dair ağır gerçeklerle karşı karşıyayız. Bugün dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşinin, oğlunun, polislerin ve kamu görevlilerinin soruşturma kapsamında tutuklanması sıradan bir gelişme değil. Soruşturma, kasten öldürme, cinsel saldırı, delilleri yok etme, suçluyu kayırma gibi vahim durumları kapsıyor. Bu tablo aynı zamanda Süleyman Soylu döneminin özetidir. Bu dönem bütünlüklü olarak mercek altına alınmalıdır. Devlet gücünü kullanarak suç işlediği ya da suçu örttüğü iddia edilen her kimse hesap vermelidir. Nadira Kadirova, Yeldana Kahraman, İpek Er, Rojin Kabaiş, Rojwelat Kızmaz ve bunun gibi nice isimler. Bu kadınların her birinin hikayesi aynı erkek egemen düzen tarafından yaralanmış hayatlardır.

DERSİM’DE ASİMİLASYON POLİTİKALARINA TEPKİ

Dersim Katliamı’ndan bu yana bölgede asimilasyon politikalarının sürdüğünü belirten Hatimoğulları, çoğunluğunu Kürt ve Alevilerin oluşturduğu kentte dil ve inanç üzerindeki baskıların farklı biçimlerde devam ettiğini söyledi.

Munzur Üniversitesi’nden mahallelere, sokaklardan inanç merkezlerine kadar kentin kimliğinin hedef alındığını belirten Hatimoğulları, “Her hücresi ama her hücresi kimliksizleştirme, apolitikleştirme, Alevi inancını tahrip etmek üzerinden ağır bir şekilde etki altına alınmaya çalışılıyor” dedi.

Gülistan Doku dosyasındaki gelişmeleri Dersim’e yönelik politikalarla birlikte değerlendiren Hatimoğulları, “Gülistan Doku davasında görüldüğü gibi çeteleşme faaliyetleri bu amaçla Dersim’de yoğunlaşmış durumda. Bunun ucu dönemin valisiyle, polisiyle, doktoruyla, kolluk kuvvetiyle, memuruyla sınırlı değil” ifadelerini kullandı.

Söz konusu yapının devlet içindeki farklı kesimlere kadar uzandığını savunan Hatimoğulları, “Tarihe Dersim’in Kayıp Kızları olarak geçen acılar şimdi Kayıp Gülistanlarda zuhur buluyor” diyerek, buna karşı örgütlü mücadele çağrısı yaptı.

“ÇOCUKLARA CEZA DEĞİL, GÜVENLİ BİR GELECEK”

Meclis gündemindeki çocuklara ilişkin yasa teklifini eleştiren Hatimoğulları, düzenlemenin çocukları korumak yerine daha uzun süreli hapis cezaları öngördüğünü söyledi. Teklifin yoksulluk, çocuk işçiliği, eğitimsizlik ve istismar gibi sorunları göz ardı ettiğini belirten Hatimoğulları, “Devletin sorumluluğunu adeta çocukların üzerine, omuzlarına atan bir yasa. Çocukların neden okulda değil de fabrikada, tarlada ya da sokakta olduğunu konuşmadan cezayı ağırlaştırmak istiyorlar. Bu adalet değil” dedi.

Son 6 ayda 36 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini belirten Hatimoğulları, çocukları suça sürükleyen nedenlerin toplumsal ve sınıfsal boyutlarına dikkat çekti. Hatimoğulları, “Çocukluk denen hakikati görmezden gelip popülist düzenlemelerle günü kurtarmak gelecek nesillere karşı büyük ama çok büyük bir vebaldir” ifadelerini kullandı.

Çocukların akranlarını öldürdüğü vakaların toplum açısından büyük bir acı olduğunu da ifade eden Hatimoğulları, çözümün cezaları artırmak olmadığını söyledi. “Bunun çözümü çocuklara daha fazla ceza yağdırmak değil, çocukları buna sürükleyen kök nedenleri ortadan kaldırmaktır” diyen Hatimoğulları, okul, eğitim, oyun alanları ve güvenli yaşam koşullarının sağlanması gerektiğini kaydetti.

DEM Parti’nin Çocuk Bakanlığı kurulması için Meclis’e kanun teklifi sunduğunu hatırlatan Hatimoğulları, çocuk haklarının tek çatı altında korunması gerektiğini belirterek, Genel Kurul’a gelecek düzenlemenin mevcut haliyle kabul edilmemesini istedi.

ÇERÇEVE YASA MECLİS GÜNDEMİNE GELİYOR

Hatimoğulları, çözüm süreci kapsamında gündemde olan çerçeve yasaya ilişkin şunları söyledi:

“Bakın 2 yıldır bir süreç yürüyor. Bildiğiniz üzere Sayın Öcalan’la tam 2 ay boyu heyetimiz görüşememişti. 20 Temmuz’da DEM Parti heyeti İmralı’ya gitti. 21 Temmuz’da Sayın Numan Kurtulmuş bizleri grubumuzda ziyaret etti. Diğer partilere de ziyaretler gerçekleştirdi. Yasa taslağının Meclis kapanmadan Meclise geleceğine dair bilgiyi bizimle paylaştı. Çerçeve yasa için artık son düzlüğe girilmiş durumda. Bu, tüm Türkiye’yi ilgilendiren bir konu. Dar polemikçi birbirini yıpratan sürece dönüşmemesi için herkesin büyük bir sorumlulukla davranması gerekiyor. Bütün siyasi partilerin bu tarihsel sorumlulukla hareket ederek barışın kapısını açacak bir yasanın çıkması için elini taşın altına koyması son derece tarihidir ve önemlidir.”

ÖCALAN’DAN YASAL ZEMİN VURGUSU

Ve Sayın Öcalan’da son yapılan görüşmede 27 Şubat Çağrısının ruhuna bağlı kalma iradesini ve kardeşlik hukukunu gözeten yasal bir zeminin gerekliliğini bir kez daha vurguladı. Dar günü kurtaran yaklaşımlardan çıkılmalı yasa bir dönemin ve yeni bir sayfanın başlangıcı olmalıdır diyor. Son görüşmede Sayın Abdullah Öcalan bütün halklarımıza selam ve sevgilerini gönderdi. Sayın Öcalan’ın bu yaklaşımı 10 yıllardır süren çatışmaların bitirilmesi, hukuki ve yasal adımların atılması bakımından tarihi muazzam bir zemini ortaya koyuyor. Bu yaklaşımın özü açık net. Ortak eşit yaşam hukukla tanımlanınca yasayla somutlaşınca hakiki olur. Kürt meselesinin demokratik çözümü devletin sürekli ertelediği bir dosya olmaktan çıkarılmalıdır. Bu mücadeleye omuz vermek siyasi, toplumsal ve insani bir görevdir.

DÖNÜŞÜN KAPSAMI GENİŞ TUTULMALI

Bu süreçteki muhataplarımıza da bu konuda seslenmek isterim. Dönüş meselesi dar yorumlanmamalı. Dönüş sınırların kapısından geçmekten ibaret değildir. Son günlerde çok konuşulan Odesa Destanında ifade edildiği gibi eve varmakla eve dönmek aynı şey değil. Dönüş sürgündekinin ülkesine, cezaevindekinin ailesine, KHK’linin ihraç edildiği mesleğine, kayyımla iradesi alınan halkın ve seçilmişlerin belediyelerine, yargılananların siyasal hayata dönmesi demektir. Yani topluma dönüş, işe dönüş, söze dönüş, memlekete, toprağa dönüş, gerçek barışın coğrafyası da buradan ve böyle başlar. Bu bağlamda çerçeve yasadan beklenti nettir. Bugünün geçişini düzenlerken yarının demokratik düzenini güvenceye almak, barışın yönünü günlük siyasetin rüzgarına bırakmamak. Şunu da belirtmeliyim. Bu süreç İmralı’da Sayın Öcalan tarafından yürütülüyor. Çerçeve yasa bunu yok saymadan ortaklaşılmış bir formülü içermelidir.

İMRALI İÇİN GÖRÜŞME KOŞULLARI AÇILMALI

Bu yasada Sayın Öcalan’ın bu süreci ileriye taşıyabilmesinin olanakları açılmalıdır. Yani özgür yaşar ve özgür çalışır koşulların artık acilen hayata geçmesi lazım. Hiç vakit kaybetmeksizin bu haftadan itibaren, gazeteciler, siyasetçiler, hukukçular, kadın örgütleri, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum örgütleri, toplumun farklı kesimleri, herkes artık İmralı’ya gidebilmeli ve Sayın Öcalan’la görüşebilmeli. Heyetimizin son İmralı ziyaretinde oluşan mutabakat olduğu gibi yasaya yansımalı. Bakın bunun altını bir kez daha çiziyorum. Üzerinde konuşulan, ortaklaşılmış her şeyin bu yasaya yansıması lazım. Çerçeve yasanın kapsamı, içeriği bir mutabakatla çıkmalı ki pratikte karşılığı olsun, kağıt üzerinde kalmasın. Hiçbir şey oldu bittiye de getirilmemeli. Yeni sürprizlerle de bu süreç uzamamalı, uzatılmamalı.

BARIŞ VE DEMOKRASİ İÇİN ORTAK MÜCADELE ÇAĞRISI

Türkiye siyasi en ağır eşiklerinden birindeyiz şu an. Bu süreçte birçok kesimin farklı duygu ve düşüncesi var. Olmaması da mümkün değil. Önemli olan farklılıklarımıza rağmen, bu süreci değerlendirme biçimimize rağmen toplumsal barış paydasında buluşabilmektir. Şu hakikatler bir an bile aklımızdan çıkmaz, çıkamaz da. Halkların iradesi tanınmadan demokrasi kurulamaz. Adalet ertelenerek barış inşa edilemez. Hukuk herkese işlemeden cumhuriyet tamamlanamaz. Bu, devasa bir süreçtir. Bu süreci örmek siyasal ve toplumsal bir mücadeleyi adım adım büyütmekten geçer. Çerçeve yasanın çıkması bu tedrici gelişmenin bir basamağıdır. Yeni bir aşamanın başlangıcıdır. Buradan barış, demokrasi, özgürlük, hak, adalet, hukuk mücadelesini yürüten bütün öznelere sesleniyorum. Savunduğumuz bütün bu değerlerin bu ülkenin bir yönetim biçimine dönüşmesi için ortak mücadelemizi daha güçlü bir şekilde yürütmeliyiz.

DEM PARTİ’DE KONGRE HAZIRLIKLARI SÜRÜYOR

Büyük kongremizin yol haritası da emin olun ki buradan besleniyor. Kongremize giderken DEM Parti olarak demokratik mücadeleyi büyütmek, derinleştirmek konusundaki kararlılığımızı ve etkinliğimizi daha da arttıracak ve daha ileri bir seviyeye taşıyacağız. Kongre hazırlığı kapsamında il konferanslarımız bitti. Bölge konferanslarımız devam ediyor. Akabinde de merkezi konferansımızı gerçekleştireceğiz. Birçok kesimle bu konuları daha detaylı bir şekilde tartışmak üzere çalıştaylarımız da gerçekleşiyor. Demokratik toplumu inşa etmek için en geniş yelpazede büyük bir cesaretle tartışıyoruz. Kararlılıkla ve umutlu adımlarla yol alıyoruz ve 86 milyon yurttaşımızın bu coğrafyada eşit ve özgür adil bir düzende yaşayana dek mücadelemizin devam edeceği bilinciyle kongremizi örgütlüyoruz.”

HABER MERKEZİ

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.