Alevi Haber Ajansi

Ercan Kazım Özer: Hızır, Hakk’ın vücut bulmuş halidir!-VİDEO

PİRHA- Alevi inancında kutsal kabul edilen Hızır ayı başladı. Hızır ayının mübarek bir dönem olduğunu belirten Avuçan ocağı yol yürütücüsü Ercan Kazım Özer, “Hızır her an, her yerde, çağırdığımızda hazır, nazır olandır. Bazıları onu bir evliya, bazıları bir nebi bazılarının ise ‘Abu Hayat’ suyu içmiş bir ermiş olarak adlandırıldığını vurgulayan Özer, “Alevi inancındaki Hızır’ın karşılığı doğrudan doğruya yaşamın içerisinde var olan ve Hakk’ın vücut bulmuş halidir” dedi.

Ocak ayının sonları ile şubat ayının ortalarına denk gelen Hızır ayında Aleviler oruç tutuyor, cem erkânları yürütüyor ve lokmalar paylaşıyor. Anadolu’nun farklı bölgelerinde oruç tarihleri, coğrafi koşullara ve pirlerin talipleriyle buluşma zamanlarına göre değişiklik gösterebiliyor.

Hızır ayının anlam ve önemine ilişkin PİRHA’ya konuşan, Ağuçan Ocağı evladı Ercan Kazım Özer, Hızır’ın Alevi inancındaki yerini anlattı. Hızır’ın yaşamın birebir içerisinde var olan bir inanç biçimi olduğunu belirten Özer, “Alevilerin aynı zamanda kendilerini ölçüp biçtikleri, teraziye koydukları bir aydır” ifadelerini kullandı.

“HIZIR ALEVİ İNANCINDA HAKK’IN YERYÜZÜNDEKİ ELİDİR”

Hızır’ın Alevi inancında Hakk’ın yeryüzündeki eli olduğu ifade eden Özer, “Hızır her an, her yerde, çağırdığımızda hazır, nazır olandır. Bazıları onu bir evliya, bazıları bir nebi bazıları işte abu a hayat suyu içmiş bir ermiş olarak adlandırabilir. Ama Alevi inancındaki Hızır’ın karşılığı doğrudan doğruya yaşamın içerisinde var olan ve Hakk’ın vücut bulmuş hali olarak kabul edilip her an darda zorda olanın imdadına yetişen olarak kabul edilir. Bunun için Hızır inancı Alevi inancında ve en önemli inançtır” dedi.

Özellikle geçmiş dönemlerde pirlerin taliplerine gittiğini belirten Özer, “Yıllık görgü sorgusunu yapar, musahip, kirve erkanı varsa bu tarihlerde bu erkanlar yürütülür. Onun için Alevi inancında Hızır ayı bir anlamda bir bayram bir kutlama ayıdır. Hızır ayında yas, matem ve benzeri şeyler çok söz konusu değildir” diye belirtti.

“HIZIR ALEVİ YAŞAMINDAKİ EN ÖNEMLİ GÜNLERDEN BİRİDİR”

Dersim’de Hızır karşılanmasına ilişkin aktarımda bulunan Özer, şunları ifade etti:

“Geçmişte toprak damlı ve küçük köylerde yaşardık. Yaşadığımız coğrafyalarda Hızır ayı geldiğinde önce haneler, evler bir tertemiz pürü hak edilir ama en önemlisi Alevi inancında Hızır’ı çağıracak gönlün temiz olabilmesidir. O gönlü temizleyebilmek adına da 3 gün oruç tutulur, tutulan orucun sonunda kavrulmuş buğday el değirmeni denilen taşta öğütülüp elenir. Elenmiş olan un üzeri bir beyaz örtüyle örtülüp bir tepsiye konup düz bir şekilde o pencereye konur. Sabah ilk işimiz koşa koşa gidip onun üzerine açar bakarız. İllaki bir işaret vardır. Eğer Hızır uğramışsa demek ki bizim evimizin bolluğu, bereketi, kısmeti nasibi dolar, taşar, bir daha da eksilmez ve mutlaka da bir işaret bırakmıştır.”

HIZIR’N KARŞILANMASI BÖLGELERE GÖRE FARKLILIK GÖSTERİR

İç Anadolu coğrafyasında da yumurta ve undan pişi yapıyorlar. Onun bir parçasını bir çatal ağacın ucuna batırıp zaten kış günü pencereden görünebilecek bir yere götürüp karın üzerine saplıyorlar. Karga gelip konup buradaki pişi parçasını aldığında ne tarafa doğru uçmuşsa kısmetinin o tarafta olacağına inanılır. Bu yöresel farklılıklarımızdır. Ama mantık aynı mantıktır kısmet aynı kısmet gönüldeki dilek aynı dilektir. Hak cümlesini gönlüne göre versin.”

Eğer bırakılan tepside Hızır’ın bıraktığı bir işaret yoksa özlerini dara çektiklerini belirten Özer, “Demek ki bende bir kusur var, bir noksanım var ki Hızır bizim hanemize uğramamış. Gelip buraya da işaret bırakmamış deriz. Pirlerin darına durup özümüzü meydana indirip Pir darında Hakk didarında aklanıp üzerimizde hakkı olan varsa onun hakkını teslim edilir. Bizim başkasının üzerinde hakkımız varsa o hakkı da alabilmek için en önemli günlerimizden bir tanesidir “dedi.

“HIZIR YAŞAMIN BİREBİR İÇERİNDE VAR OLAN İNANÇ BİÇİMİDİR”

Hızır’ın yaşamın birebir içerisinde var olan bir inanç biçimi olduğunu vurgulayan Özer, “Alevilerin aynı zamanda kendilerini ölçüp biçtikleri teraziye koyduğumuz bir aydır. Bu aslında bu bir yaşamsal döngüdür yaşam takvimine bağlıdır. Meselenin özü aslında bir yaşam döngüsüdür. Yaşam döngüsünde en uzun gündüzün olduğu tarih 21 Haziran’dır. Biz deriz ki, “21 Haziran’dan itibaren gündüzün hükmü biter, karanlığın hükmü başlar. Ne zamana kadar? 21 Aralık tarihine kadar. 21 Aralık en uzun gecedir. Yani karanlığın, zulmün, yokluğun, her türlü felaketin artık en yoğun yaşandığı gün 21 Aralık en uzun gecedir” şeklinde tarif etti.

40 günlük zaman dilimine yaşamda karşılığı olduğunu pratik örnekleriyle açıklık getiren Özer, “Yeni dünyaya bebek getiren bir anne için de söylenir. Çocuk dünyaya gelir. 40 gün boyunca uykusu düzensizdir, beslenmesi düzensizdir. 40’ı çıksın hepsi düzelir denir. Bir canımız Hakk’a göçer arkasından 40 gün boyunca erkan meydan açmayız. 40 gün sonra dardan indirme erkanı yaparız. Doğa da tabiat da 40 çıkaracak. O zaman 40 gün hesaplarsanız 21 Aralık’tan itibaren 30 Ocak akşamı doğanın çilesi kırkı biter. O tarih itibariyle de bizler Hızır ayı deriz ve bir ay boyunca dilek ve muratlarımızı dileriz. Zaten hemen arkasından da özellikle cemre gelir” dedi.

ÇAR ANA SIRIN ÖNEMİ!

Cemrenin gelmesini çar anasırının buluşması olarak tarif eden Özer, “Hünkar Hacı Bektaşı Veli dört kapıyı sıralarken ateş, hava, toprak ve su diye sıralar. Ateş dediğimiz cemrenin kendisidir. Önce havayı, sonra toprağı, sonra da suyu dölleyerek Çar anasını bir araya getirir ve çar anasır da yaşamın ana temeli, kaynağıdır. Ateş, hava, su ve topraktan oluşan ana sırdan bir tanesi eksik olursa yaşam olmaz” ifadelerine yer verdi.

Cebrail ARSLAN/ANTALYA

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.