Alevi Haber Ajansi

‘İnanç ancak hakikatle ve gönüllülükle korunur!’- VİDEO

PİRHA- Şex Delili Berxecan Ocağı evlatlarından Ergün Haydaroğlu, asimilasyon politikaları ve oto-asimilasyona dair yaptığı değerlendirmede, “İnancın geleneğiyle bağlarının kopması en büyük tehlikedir. Yol, ikrar, rızalık ve ocak bağları zayıfladığında insanlar kendi arayışlarıyla “yeni bir Alevilik” yaratmaya başlar. Bu durum oto asimilasyonun en somut örneğidir” diyerek inancın özünün korunması gerektiği mesajını verdi.

Alevilik, tarih boyunca devlet politikaları ve toplumsal baskılarla sınandı. Bugün ise hem dışarıdan gelen asimilasyon baskılarıyla hem de içerideki oto asimilasyon eğilimleriyle karşı karşıya. Alevilikte inanç, yol ve felsefenin yaşatılması, ikrarın korunması ve rızalık toplumu anlayışıyla mümkün.

Alevilikte yolun geldiği son durum ve Alevilik üzerindeki asimilasyon, oto-asimilasyon tehlikesini Şex Delili Berxecan Ocağı evlatlarından Ergün Haydaroğlu ile konuştuk. Haydaroğlu, “Aleviliğin en büyük aşınması, Alevi olduğunu söyleyenlerin eksik yaşamasıyla başlıyor” dedi.

“ASİMİLASYON GÜNÜMÜZDE FARKLI BİÇİMLER ALTINDA YÜRÜTÜLÜYOR”

-Alevilik yüzyıllardır baskı ve inkâr politikalarıyla karşı karşıya. Bugün asimilasyon sizce hangi yeni biçimler altında sürdürülüyor?

Ergün HAYDAROĞLU: Asimilasyon, bütün inançlarda zamana yayılan bir süreçtir. Alevilikteki sorun, öncelikle Aleviliğin ne olduğunun ya da ne olmadığının eksik anlaşılmasıyla başlıyor. Aleviliğin bir devleti yok, onu koruyan bir resmi yapı yok. Bu nedenle Alevilik, geçmişten bugüne pirden talibe, ikrardan ikrara aktarılmış bir yol ile var olmuştur. Alevilik, yola ikrar vermekle, inancını hayatına dahil etmekle başlar. Alevilik inancı ve felsefesiyle bir bütün hayatı anlatır. Öyle yaşayan insanlar Aleviliği yaşamış sayılırlar. Bu bütünlük yaşanmadığında asimilasyon başlar.

“OTO-ASİMİLASYON ALEVİLİĞİ EKSİK ANLAMAKLA YAŞANIR”

-Oto asimilasyon kavramını Alevi toplumu açısından nasıl tanımlarsınız? Bu süreç hangi gündelik pratiklerle yeniden üretiliyor?

Ergün HAYDAROĞLU: Asimilasyon tartışmalarının bir diğer boyutu ise oto-asimilasyon. Alevilik, doğaya kutsallık atfeden bir inançtır. Felsefesini doğayla birlikte yoğurmuş, bu şekilde yaşatan bir inançtır. Bu inançta bilinçli bir asimilasyon yoktur. Oto-asimilasyon Aleviliği eksik anlamakla olur. Aleviliği eksik anlamak, rızalık toplumunu eksik anlamakla, hak ve hakikati eksik anlamakla, doğayı ya da insanı eksik anlamakla olur. Eksik bilinen ve yaşanan değerler, toplumu dış saldırılara açık hale getirir. Yol, ikrar, rızalık ve ocak bağları zayıfladığında insanlar kendi arayışlarıyla “yeni bir Alevilik” yaratmaya başlar. Bu durum oto asimilasyonun en somut örneğidir.

“ALEVİLİĞİN DEVLETİ OLMAZ”

-Aleviliğin devletle kurmaya zorlandığı ilişki, inancın özünü nasıl dönüştürüyor?

Ergün HAYDAROĞLU: Aleviliğin hiçbir zaman bir devleti olmamıştır. Alevilik, toplum içerisinde oluşmuş bir inançtır. İnanç, doğayla ve yaşamla yoğrulmuş bir Yol üzerine kuruludur. Devletle ilişkili yapıların Aleviliği tarif etmesi mümkün değildir. Aleviliğin devletle kurmaya zorlandığı ilişki de inancın özünü zorluyor. Alevilik hiçbir devletin tarifine muhtaç değildir. Cem erkânlarının kitleselleşmesi, inancın görsel ve figürel bir norm haline gelmesine yol açtı. Oysa Alevilik gösteri için yol yürümez. Aleviliğin devletle ya da devletle ilişkili kurumlar aracılığıyla bir şekle büründürülmesi mümkün değildir.

“ALEVİLİKTE DİL SADE, YOL BELLİDİR”

-İnanç dilinin sadeleşmesi ile içinin boşaltılması arasındaki sınır sizce nerede başlıyor?

Ergün HAYDAROĞLU: İnancımızın dili yeterince sade bir dildir aslında. Yolu, erkanı, talibi, piri, mürşidi, rayberi ile belirlenmiştir. Alevilikte dil zaten sade ve yol bellidir. İnancımızda dil sadeliğine gitmek, felsefesinde yorum sadeliğine gitmek demek; her bir sadeleştirme inanca ciddi geri dönülmez darbeler vurur. Ancak “sadeleştirme” adı altında asli unsurların çıkarılması, inancın geri dönülmez bir aşınmaya uğramasına neden olur. Yenilikçi söylemlerle asimilasyon dozu artmaktadır.

“ALEVİLİK BİR KÜLTÜREL MİRAS DEĞİLDİR”

-Cem erkânının, deyişlerin ve yol öğretilerinin “kültürel miras” başlığı altında sunulması Alevilik açısından ne anlama geliyor?

Ergün HAYDAROĞLU: Bir diğer kritik konu, Aleviliğin “kültürel miras” olarak sunulması. Alevilik bir kültürel miras değildir. Halaylar, türküler kültürel bir miras olabilir. Ama Alevilik dar-ı didar olma, yol, ikrar ve rızalık üzerine kuruludur. Hayatla yoğrulmuş, çileyle örülmüş ve bugüne kadar gelmiştir. Onu “kültürel mirasa” indirgemek büyük bir aşağılamadır. Bunu kabul edemeyiz.

“YOLUN GÖSTERİCİLERİ PİRLER VE ANALARDIR”

-Pirler ve analar bu dönüşüm karşısında yol gösterici bir rol üstlenebiliyor mu, yoksa baskılar karşısında geri mi çekiliyor?

Ergün HAYDAROĞLU: Pirler ve anaların rolü bugün olduğu gibi tarihsel süreç itibariyle çok önemlidir. Pirler ve analar uzun süre baskılara direndi. Çünkü yaşadığımız coğrafyada, yaşadığımız ülkede, ciddi kıyımlar ve katliamlar yaşandı. Tarihsel olarak baskılara direnen pirler ve analar, devletin kendi pirlerini yetiştirmesiyle ikiye bölünmüş durumda. Devlet kendi pir ve analarını, büyütmeye, onları yetiştirmeye, onlara imkan sunmaya başlayınca bu sayı gittikçe arttı. Bir kısmı yolu sürmeye devam ederken, diğerleri ise toplumda yolu değersizleştirilmeye çalışılıyor. Ancak ikrar sahipleri, gerçek pirler ve analar hâlâ yolun rehberleridir. Yolun sahibi ikrardan gelir. İkrar olanlar pirlerimizdir, seyitlerimizdir, yolu sürenlerimizdir. Pirler olmadan, talipler olmadan yolda gidemezler.

“YOLUMUZ OCAK ÖRGÜTLENMESİ ÜZERİNE VAROLMUŞTUR”

-Aleviliğin kurumsallaşması (cemevleri, dernekler, federasyonlar) asimilasyona karşı bir direnç mi, yoksa yeni bir uyum biçimi mi yarattı?

Ergün HAYDAROĞLU: Aleviliğin kurumsallaşması da tartışmalı bir başlık. Onlarca belki yüzlerce Alevi derneği, kurumu ve federasyonlar var. Cemevleri, dernekler ve federasyonlar, Alevilerin örgütlenmesi için her ne kadar pozitif bir etki yaratsa da yolu aşındıran pratikleri de oluyor. Bir kere Alevilik, Ocak örgütlenmesiyle kendini var eder. Rızalıkla işleyen sistem, üyelik ve başkanlıkla şekil alınca bu, geri dönüşü zor bir hata oldu. Bizde pirlerimiz, taliplerimiz, rayberlerimiz, mürşitlerimiz rızalıkla yola girerler.
 Cemi başlatırken rızalıkla, meclisi kurarken rızalıkla, toplumla bir araya gelirken rızalıkla olur. Müsaadeyle söz kurarlar. Temsil ettikleri postun rızalığıyla söz kurarlar.

“ALEVİLİK EN ÇOK KENDİ İÇİMİZDE AŞINDIRILIYOR”

-Sizce Alevilik bugün en çok nerede aşındırılıyor: devlet politikalarında mı, kent yaşamında mı, aile içinde mi?

Ergün HAYDAROĞLU: Bizler Kızılbaş Alevileri olarak birçok kez saldırılara uğradık. Bu yol hala da saldırılara uğramaya devam ediyor. Alevilik yolunu, inancını ve felsefesini Alevi olduğunu söyleyenler dışında kimse bu ölçüde aşındıramaz. En büyük aşınma, Alevi olduğunu söyleyenlerin eksik yaşamasıyla oluyor. Devletin verdiği zarar, kendi içimizdeki oto asimilasyonun yanında küçük kalır. Çünkü hiçbir inanç, hiçbir inanç yorumu ya da felsefesi, kendi yaşam biçiminin başkaları tarafından bir kalıba sokulmasını kabul etmez. Biz kendimize, yolumuza devletten daha çok zarar verdik. Aleviler, şimdi din derslerinde Alevilik öğretilsin istiyor. Aleviler şunu istiyor, bunu istiyor. Bu yanlış bir yaklaşımdır.

“YOL HİZMETİNİN GÖREVE DÖNÜŞMESİ OTO-ASİMİLASYONUN GÖSTERGESİDİR”

-İnanç pratiklerinin “gönüllülükten” çıkıp “göreve” dönüşmesi oto asimilasyonun bir göstergesi midir?

Ergün HAYDAROĞLU: Aleviler bugüne kadar kendi süreklerini kendileri yapmışlardır, örgütlemişlerdir, getirmişlerdir. Bunun tartışması olmaz. Bu sebepten önce Alevilerin kendileriyle alakalı gerçekleri görmesi gerekir. Gönüllülüğün görevle yer değiştirmesi oto-asimilasyonun göstergesidir. Yol, ikrar ve rızalık gönüllülükle sürer. İmam Hüseyin, Pir Sultan, Seyit Nesimi bu sırrı korudukları için şehit edilmiştir. Bizim yolumuzda gönüllülük esastır. Yolda, ikrarda, rızalıkta gönül ile olur.

“İNANCIMIZI KENDİMİZİ BİLMEKLE KORUYABİLİRİZ”

-Aleviliğin kendini koruyabilmesi için önce neyle yüzleşmesi gerekiyor: dış baskılarla mı, iç çözülmeyle mi?

Ergün HAYDAROĞLU: Alevilik, öncelikle kendi içindeki eksiklerle yüzleşmeli. Yolumuzun yeniden ikrarıyla, nefesiyle, ocağıyla bir bütün yaşayabilmesi, eksiksiz bir şekilde devam edebilmesi için her can kendini dara çekmeli, uğraşmalı, çaba harcamalı ve araştırmalıdır. Köklerini araştırmalı. Neyin üzerine inancını, felsefesini bina edeceğini yol önderlerinden araştırarak öğrenmeli ve bunu hayatına dahil etmelidir. Her can, kendini dara çekmeli, köklerini ve inancını derinlemesine öğrenmeli. Yolun ikrarı ve hakkıyla yaşanmadıkça inanç korunamaz. Alevilik ancak böyle korunur.

Cem EKİNCİ- Nuray ATMACA/DERSİM

İLGİLİ DOSYALAR

>‘Alevilik yüzyıllardır asimilasyon ve oto-asimilasyon kıskacındadır!’

>‘Oto-asimilasyon Alevilik açısından büyük tehlike arz ediyor!’

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.