Alevi Haber Ajansi

Tülay Hatimoğulları: Barış ancak toplumla kurulur-VİDEO

PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. “Barış ancak toplumla kurulur” diyen Hatimoğulları, başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı’nın artık elini taşın altına koyması gerektiğinin altını çizdi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis Grup Toplantısı’nda konuşuyor.

Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan yüzlerce kurumun imzasıyla başlatılan “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamına dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “Suriye’de Alevilerin yaşadığı zulmü duyurmaya devam edeceğiz, duyurunların seslerini yükseltenlerin yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.

Suriye’deki Alevi katliamına karşı dünyanın birçok kesiminde çok önemli çalışmalar yürütüldüğüne dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:

“Bireyler ve kurumlar bu konudaki tepkilerini ortaya koyuyor. Suriye’de devam eden şiddet, baskı ve yıkım karşısında sessiz kalmayı reddeden Aleviler, demokrasi güçleri ve sosyalistlerin imza kampanyası başlattığını biliyoruz. Türkiye, Avrupa, Amerika, Avustralya’dan yüzlerce kurumun imzasıyla başlatılan Alevilere yönelik soykırımı durdurun şiarıyla topladıkları imzaları yarın Meclis’te yapacakları açıklamayla Meclise teslim edecekler. Yine aynı saatte İngiltere Parlamentosu’nun önünde basın açıklaması gerçekleşecek ve akabinde hem Birleşmiş Milletler (BM) hem de Avrupa Parlamentosu’na (AP) Alevi canlarımız ve birçok siyasi çevrenin imzasıyla oluşturulan raporu ileteceğiz. DEM Parti olarak bizler bu çalışmaların sonuna kadar yanındayız. Bizler Suriye’de Alevilere, Alevi kadınlara yapılan saldırılara ve soykırıma karşı çıktık, çıkmaya devam edeceğiz.

ALEVİLERE YÖNELİK SOYKIRIMI DURDURUN

Kadınlar kaçırıldı, tıpkı Êzidî kadınların kaçırıldığı gibi. 21’inci yüzyılda kadınlar köle pazarında satıldı, satılıyor. Şimdi basına yansıyan Betül Alluş isminde 21 yaşında Tişrin Üniversitesi’ndeki tıp öğrencisinin nasıl kaçırıldığına tanıklık ettik. Kaçırmakla kalmıyorlar, din değiştirmeye zorluyorlar. Zorla örtünmesi isteniyor ve böylece kamuoyunu etkilemeye çalışıyorlar. Ben Betül Alluş’un annesinin videosunu izledim. Bir annenin çığlığını bir çocuğunu ararken neler yaşadığını ve neler hissettiğini o videoda capcanlı görüyorsunuz. Betül Alluş’un de nasıl zorla din değiştirilmeye çalışıldığını ve nasıl videosunun nasıl zorla çekildiğine hep birlikte tanıklık ettik.

Anayasa Mahkemesi’nin görevinin hak ve özgürlükleri korumaktır. Ancak son kararla kadınların yaşamsal önemde olan en temel ekonomik güvencelerinden biri hedef alınmış durumda. Haklarının korunması gereken ve bugüne kadar kadınların dişiyle tırnağıyla mücadele ede ede kazandıkları nafaka hakkına göz dikilmiş durumda. İnanın bu karar öyle sehven boşlukta falan verilmiş bir karar değil. Yıllardır nafakayı hedef alan kampanyaların çeşitli erkek gruplarının manipülasyonlarının ve iktidar çevrelerinde yükselen açıklamaların oluşturduğu siyasal atmosferin içinde alındı bu kararlar. Topluma aynı yalanlar tekrarlandı. Sanki milyonlarca kadın, ömür boyu yüksek nafaka alıyormuş gibi sahte bir tablo çizildi. Oysa gerçek bu değil, gerçek bambaşkadır. Nafaka alan kadınların büyük çoğunluğu çok düşük miktarda nafaka alıyor ve bazen bu nafakayı erkekler kesiyor, vermiyor kadınlara bu nafakayı.

YOKSULLUK NAFAKASI KADINLARIN YAŞADIĞI DERİN EŞİTSİZLİĞİ GİDERMEYİ AMAÇLAYAN BİR MEKANİZMADIR

Tartışmaya açtıkları yoksulluk nafakası erkeği mağdur eden değil, kadınların yaşadığı derin eşitsizliği gidermeyi amaçlayan bir mekanizmadır. Bu hakkı sanki bir haksız kazançmış gibi lanse etmeye çalışarak ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Bu bir kadın düşmanlığıdır. Bu yalnız bir ekonomik hakkın gasp edilmesi değildir. Türkiye’de kadın yoksulluğu derinleşirken, kadınların istihdama katılımları sınırlandırılırken, her gün birçok kadın erkekler tarafından katledilirken, nafaka hakkının elimizden alınması kabul edilebilir bir şey değildir. Nafaka hakkı az da olsa kadınların bir yaşam güvencesi. Bu nedenle nafakaya dönük her saldırı kadınların ekonomik bağımsızlığına bir saldırı olduğu kadar, aynı zamanda kadınların kazanılmış haklarına yönelik bir saldırıdır ve nafakayı sınırlandırmak adil değildir. Şimdi 12. yargı paketi gündemde ve çocuk haklarını esas alan koruyucu ve onarıcı politikaların yerine daha ağır cezaları ön plana çıkarıyorlar.  LGBT+ varlığını ve haklarını hedef alan düzenlemeler toplumsal cinsiyet eşitsizliğini büyütecek bir şekilde şekillendirilmeye çalışılıyor. Bu temel insan haklarına net olarak aykırıdır ve kabul edilemez.

DEMOKRASİ, HUKUK KRİZİNİN DİBİNİ YAŞIYORUZ

Yaşam mücadelesini en örgütlü biçimde yürütmeye “Kadın, Yaşam Özgürlük”, “Jin, Jiyan, Azadi” demeye devam edeceğiz.

Yoksulluk her geçen gün artıyor. İktidar bu durumu örtmeye çalışıyor. Milyonlar açlık diye bağırıyor. Türkiye gıda enflasyonunda açık ara önde. Bir tarım ülkesi olan Türkiye’de çiftçi borçlu. Buna karşı daha güçlü sesimizi yükselteceğiz.

Demokrasi, hukuk krizinin dibini yaşıyoruz. Cumhuriyet tarihi boyunca halk iradesi yargı ile, darbeyle sekteye uğratılmıştır. CHP’ye butlan kararı demokratik siyasetin yeniden dizayn edilmesidir. Demokratik siyaset alanın genişlemesini istiyoruz. Demokratik Cumhuriyetin inşasının mücadelesini veriyoruz. Barış ve demokratik toplum savunumuzun da bu mücadelenin temellerine dayandığını bir kere daha hatırlatmak isterim. Türkiye’nin 86 milyon yurttaşının karşı karşıya kaldığı bu antidemokratik uygulamalara karşı demokrasiye ve adil hukukun üstünlüğüne inanan herkesin ortak bir mücadele yürütmesi dışında bir seçeneğimiz kalmamıştır. Ve biz barış için, demokrasi için daha fazla mücadele etmek durumundayız. Ve bu dönemin özel olarak karakterine uygun olan iki cümle var ki o da barış ve demokrasi. Yani bizler barış ve demokrasi, barış ve demokrasi, barış ve demokrasi devam demeye ve bunun mücadelesini sonuna kadar vermeye devam edeceğiz.

SÖZÜN GEREĞİ YAPILMALI VE HAREKETE GEÇİLMELİ

Değerli halklarımız bütün Türkiye’nin yine merakla izlediği ve acaba ne olacak diye çokça soru sorduğu bir gündem var ki o da barış ve demokratik toplum süreci. Bu süreç şu an gerçekten son derece önemli bir eşikten geçiyor. Bir karar verme eşiğinden geçiyor. Bu eşikte toplumun beklediği ve sürece ivme kazandıracak olan yasal çerçevenin kendisidir. Çerçeve yasa bu sürecin teknik başlığı değildir. Bu sürecin barışın, hukukun, umudun bu süreçte güvence altına alınması ve tarihin ortak geleceğe bağlayacak olan en hayati eşiğin şimdi formülünü bulacağımız bir yasadır. Her bekleme ve her belirsizlik hem toplumda hem de müzakereyi yürüten tarafların soru işaretlerini büyütüyor. Güven duygusunu zayıflatıyor. Sayın Erdoğan şunu ifade etmişti. Süreci akılla, sağduyuyla, samimiyetle menzile ulaştırmada kararlıyız demişti. Ve ardından hayırlı işlerde çabuk olunmalı demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli. Yol alınmalı, mesafe katedilmeli. Bu süreç hiçbir anlamda dar manadaki bir hesaba, hiçbir taktik beklentiye sığdırılamaz, buna hapsedilemez. Çünkü bu süreç stratejiktir, tarihseldir, toplumsaldır. Bu nedenle bu çerçeve yasa iktidarıyla, muhalefetiyle toplumun bütün kesimlerini kapsayacak, paydaşları daraltan değil, genişleten bir içerikte hazırlanmalı.

MECLİS KAPANMADAN YASA ÇIKSIN

Barış ancak toplumla kurulur. Demokratik toplum ancak sorumluluklarla inşa edilebilir. Fakat Meclis gündemine dönüp baktığımızda ne ile karşılaşıyoruz biliyor musunuz? Şimdi 12’nci yargı paketinin paketinin geleceğinden bahsediliyor. Şimdilik edindiğimiz bilgilere göre bu paketin içinde genişleme yerine daralma, demokratikleşme yerine tam tersi demokratik hakların tırpanlanması var. Türkiye’nin asıl ihtiyacı hakları daraltan, demokrasiyi daraltan paketler değil. Tam tersi hakları arttıran, demokrasiyi genişleten paketlere ihtiyacımız var. Yani demokratikleşme yasalarına ihtiyacımız var. Son İmralı görüşmesinde Sayın Öcalan mevcut tıkanıklıkları ve gecikmeleri aşmaya dönük yeni bir formül ve yol haritası ortaya koymuştur. Sayın Öcalan sürecin hukuki zemini için çok yoğun bir çaba içindedir. İmralı heyetimiz de geçtiğimiz haftada çeşitli temaslarda bulundu. AKP ile aynı zamanda görüşme gerçekleştirdi. Bu çerçeve yasa da AKP ile görüşülmüştür. Heyetimiz görüşmede özel yasanın bir an önce hayata geçmesi ve bunun sürece sağlayacağı ivme konusunda yaptıkları görüşmelerde bunları AKP heyetine aktardılar. Meclis kapanmadan bu yasanın çıkmasının ne kadar önemli ve elzem olduğunun altını bir kez daha çizdiler. Bizler de buradan grup toplantımızda bunun ehemmiyetinin altını bir kez daha çiziyoruz.

EN ÖNEMLİ SORUMLULUK İKTİDARDADIR

Çerçeve yasanın geniş ve kapsayıcı olması son derece önemli. Çatışmalı süreçten demokratik sivil bir döneme geçişin zeminini oluşturabilmeli. Kürt sorununu terör ve güvenlik isimli daireden çıkarıp barış ve eşitlik, kardeşlik zeminine kavuşturmalı. Çatışma süreçlerinin kök nedenini ortadan kaldırmak için bir geçiş sürecine hizmet edebilmeli. Bu yasa mutlaka hukuki sonuçlar üretmeli. Çerçeve yasanın kapsayıcı karakteri 86 milyona nefes aldıracak, barış çabalarını büyütecek bir ilk adım olarak görülmeli. İkinci adımda çerçeve yasayla birlikte sürecin kurumsallaşmasına doğru güçlü bir adım atılabilir. Barışın inşası için devreye alınacak gerekli mekanizmalar süreci öngörülebilir hale getirebilir. Kurumsallaşmış süreç de barışın sigortası olur. Üçüncü adımda barışın yaşamsal hale gelmesi için Sayın Öcalan’ın rolü ve konumunun mutlaka tanımlanması lazım. Bundan kaçınılamaz. Bu adımda yani üçüncü adımda çerçeve yasanın hayata geçirilmesi, pozitif barışın eşiğinin geçilmesi konusunda ciddi anlamda bir yol alınmış olur. Bu eşiği atlamak bizlerin elindedir. Parlamentonun elindedir. Ama en önemli sorumluluk da iktidardadır. Çünkü bütün toplum biliyor ki yasanın çıkması için iktidarın öncelikle bu yasaya evet demesi gerekiyor. Çünkü çoğunluk kendilerinde. Parlamentodan çıkacak bir yasa için başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı’nın artık elini taşın altına koyması lazım. Yasama sürecini bu anlamıyla başlatması lazım.

ACABA NE OLACAK BEKLENTİCİLİĞİNDEN HERKESİN MUTLAKA ÇIKMASI LAZIM

Toplumun inanın yüzde 95’i barışın olması için canı gönülden duacı istekli ve mücadele eder. Ancak süreç uzadıkça bu sürece dair soru işaretlerinin gittikçe katmerlendiğini de mevcut olan iktidar da bilmeli. Bizler DEM Parti olarak sadece bugün barış demedik. Sadece bugün müzakere ve diyalog demedik. Biz çatışmaların en yoğun olduğu dönemde de müzakere kapılarını nasıl açabiliriz? Diyalog kapılarını nasıl açabiliriz diye her daim çalışma yürüttük. Barış demekten asla vazgeçmedik. Bakın Barış Anneleri bütün acıları ve kayıplarına rağmen barışın mücadelesini vermekten bir an bile geri durmadılar. Barış demeye devam ettiler. Ben sizlerin huzurunda bir kez daha verdikleri mücadeleyi buradan saygıyla selamlıyorum. Toplumun umut ettiği barış için sesimizi daha gür çıkarmalıyız. Daha fazla sahiplenmeliyiz. Bizler moralimizi, motivasyonumuzu, mücadele azmimizi bu süreçte acaba ne olacak beklentisiyle bunu yavaşlatmayalım. Buradan asla ve asla bir negatif duyguya kapılmayalım. Biraz önce belirttim. Biz savaşın ve çatışmanın en derin olduğu zamanda da barış dedik. Şimdi aynı moral ve motivasyonu daha ileri bir seviyeye taşıyarak acaba ne olacak beklenticiliğinden herkesin mutlaka çıkması lazım.

GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ

Bu ülkede kadınlar, gençler, doğa ve insan hakları savunucuları, Aleviler, farklı halklardan ve inançlardan canlarımız, insanlar barışın sesini kendi kulvarlarından daha fazla yükselttikçe biz bu iktidara o zaman adım attırabiliriz. Bu anlamıyla demokratik zeminde güçlerimizi farklı yerlerden yükselterek barış sesini bir ortak bileşkeye çevirirsek biz barışa o zaman daha çok yaklaşırız. Bundan hiç kimsenin kuşkusu ve şüphesi olmasın. Bakın tarih bu eşikte barışı oyalayanları değil cesaret gösterenleri yazacaktır. Hep birlikte barışın tarihini kesinlikle bizler yazacağız. Barışın tarihini bilinçle, umutla, emekle, mücadeleyle, örgütlülükle yazacağız ve barış kazanacak, barışın mutlaka kazanmasını sağlayacağız. Bu coğrafyada tesis edilmesi için de bedelin ne olursa olsun asla bir geri adım atmadan daha da ileriye yürüyeceğimizin sözünü burada bütün Türkiye yurttaşlarına veriyoruz.

KONFERANS BARIŞ İÇİN OLDUKÇA ÖNEMLİ

Bir grup aydın, yazar ve siyasetçinin çağrısıyla bu hafta sonu Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü tartışılacak. 13-14 Haziran’da İstanbul’da gerçekleşecek olan Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansını, Türkiye’nin demokrasisi, barışı ve ortak yaşam arayışını güçlendirmeye dair katkı sunacağına inanıyoruz bu konferansın. Otoriter değil demokratik Cumhuriyet ufkunun İnşa edilmesinin elzem olduğu bu süreçte aydınların, yazarların, sanatçıların böyle bir çalışmaya öncülük etmesi son derece önemli, son derece anlamlı. Bu bakımdan konferansın ortaya çıkaracağı tartışmaların ve önerilerin Türkiye’de barışın toplumsallaşmasına, demokratik dönüşüm arayışlarının güçlenmesine ve demokratik çözüm ufkunun genişlemesine katkı sunacağına yürekten inanıyoruz. Bu değerli girişim emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Barış ve ortak geleceğe inanan tüm kesimlerin bu tartışmayı sahiplenmesi son derece önemli.

BİZ BU YOLU YÜRÜMEYE KARARLIYIZ

Zor bir zamandan geçtiğimizin hepimiz farkındayız. Barışın yolunun, demokratikleşmenin yolunun zorlu bir yol olduğunu, ince, uzun ve aynı zamanda dikenli bir yol olduğunun hepimiz farkındayız. Ama biz bu yolu yürümeye kararlıyız. Tarih boyunca verdiğimiz emek, ödediğimiz bedeller, bezendiğimiz bilinç, yürüttüğümüz mücadele, dökülen alın teri, verilen emek bu mücadelenin daha ileriye taşınması içindir. Ve bizler barışın ve demokrasinin bu topraklarda inşa edilmesi ve demokratik cumhuriyete giden bütün yolları ardına kadar açmak için yola devam diyoruz.”

PİRHA/ANKARA

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.